NÜKTEDAN: OKUMAK VE ANLAMAK İMAN ETMEK

    Sevgili dostlar, insana eşrefi mahlûkat denmiştir. Sebebi hikmeti vardır elbette. İyi de bunu kim demiş, tabi ki yine insan. Kendi kıymetini kendi mi tescillemiş? Başka bir kaynak olmadığına göre, demek ki insan kendine bir kıymet biçmiş. Güneş sistemini kürei arz gezegenine nispet edersek, haklılık payı olduğunu ifade edebiliriz. Ancak, bu şerefliliği ayağa düşürenlerin de olduğunu unutmamak kaydıyla! Ayrıca, bir noktaya da dikkat çekmemiz gerekiyor. İnsan, Kâinat çapında bir eşrefi mahlûkat olamaz. Çünkü, kâinat o  kadar büyük ki, bu büyüklüğün içinde neler olduğunu bilmiyoruz. Bizim güneş sistemimiz gibi milyarlarca sistem olduğunu bu alanın uzmanı bilim insanları söylüyorlar. O zaman, kendimizi sistemimizin çevresi dahilinde ancak değerlendirebiliriz. Çünkü, sistemimiz 12 gezegen/uydudan oluşmuş, bu uydularda bile neler oluyor tam bilmiyoruz. Bırakın o eşrefi mahlûkat olan şerefimizle-müşerrefliğimizi kendi çapımızda değerlendirme tahsilimizi kat ettiğimiz sınav başarımızla tamalayalım! Yaratılışımızdaki özelliğimizi keşfetmek ve bu potansiyelimizle bu dünyadaki görevimizi öğrenip ona yönelik bir hayatımız olsun. Biliyoruz, Yüce Allah, insanlığı dünyaya Halife yaparken, fıtratına kotlamalarda bulunmuş. Hilâfetini en güzel bir şekilde yapabilmesi için bunu yapmış. Bu fıtratı faaliyete geçirecek, kotlanmış yazılımları/beyanı, yaratıklarla ilişkilendirerek akleden kalbi ile uygulamasını istemektedir. Bunun pratiğini de sevgili Nebi Resulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselâmla Hira Mağarası’nda Hz. Cebrail ile uygulamıştır. Rabbimiz, Kur’an-ı kitabının ilk ayetlerini, Hz. Cebrail’le gönderip ve karşısında bilmediğimiz bir ekrana yansıtarak Nebi-Resulümüzün okumasını gerçekleştirmiştir. Nebi-Resulümüz de oradan okuyup bize tebliğ edip bildirmiştir.    

  Aziz dostlar, öğrenmek için okumak şart olduğuna göre, okuyacağız, fıtratımızdaki Beyanı, eşya üzerinde işlerlik hâline getirmek ve eşyanınhakikatine ulaşmak için okuyacağız. Çünkü bu okumakla olacaktır. Okunanı anlamakta ikinci merhaledir, Beyan bunu akıl, zekâ ve idrakla laboratuvar da çözer ve üçüncü merhale olan iman noktasına gönderir. Ancak, iman bilinci noktasında bu merhaleler öyle kolay aşılacak noktalar değildir. Ayları, yılları ve hatta ömürleri kapsar, öyle ki bazıları asırlara bile mâl olur. Tarih bunların yaşanmış en belirgin şahitleridir. Bu süreçte ecdadımızın payı büyüktür. Evet, bir zamanlar bütün ilim ve bilimler birlikte okutuluyormuş. Branşlara ayrılınca ve branşlarda ihtisaslaşma başlayınca, bilimde keşifler, icatlar dönemine girilmiş.  Dünyada, bilimde, teknikte, sanat ve felsefede muazzam gelişmeler olmuş, bir takım medeniyetler çağlara damgasını vurmuş. Ama, son zaman öyle bir duruma gelinmiş ki, artık tek alan uzmanlığı dönemi bitmiş. Zamanımız bilim adamları şimdi bunu yüksek sesle dile getiriyorlar. Bilimsel devrim ve sıçramalar için; şimdi birçok alanlarla bağlantısal uzmanlık devri başladı diyorlar. Ama, bizim dindeki ilim adamlarımız halâ Kur’an-ı anlamakta ve yorumlamakta kişisellikte ısrar ediyor. El-ele vermek, gönülleri birleştirmek ve düşünce de bir araya gelip kollektifleşmek yoluna bir türlü girmiyorlar. Hani, icmai ümmet? Sadece camilerde cemaatla kılınan namazlarda mı? Acaba, bilgisini ve düşüncesini bir araya gelipte paylaşmayan ve böyle bir birlikteliğe yanaşmayan âlimliğini ve ulemalığını kime yapıyor?

Değerli dostlar, sistemimizden ve üzerinde yaşadığımız dünyamızdan kendi-kendimize şikayetler ediyoruz. Kendi ellerimizle kendimizi tehlikeye atıyoruz, sonra da şikâyet ediyoruz. Bu nasıl bir akıl tutulması ve nasıl bir vicdan zafiyetidir? Yaz geldi doğaya açılma, ormanlarda temiz hava alma, piknik yapma ve deniz nimetinden de yararlanma zamanıdır. Ama, çok hazin ve düşündürücüdür ki, bu ifade ettiğimiz noktalarda eğlenme ve vakit geçirme sonucunda arkamızda bıraktıklarımız hiçte hoş karşılanacak ve affedilecek gibi değiller. İnsanın uğrayıpta eğlendiği noktalar ap-açık, buradan insanlar geçmiştir işaretlerinin olumsuzluklarını gösteriyor. İçtiği sigaranın izmaritini, çiğnediği cikletin kâğıdını bile bırakmayacağı yerde, boş pet şişeleri, yemek artıkları gazetelere gelişigüzel sarılıp, poşetlere gelişigüzel konulup, poşetlerin ağızları bile bağlanmayıp ormanın içine atıldığı görülmektedir. Yani, bir yerde bu ve buna benzer görüntülü olumsuzluklar, öyle ki buraya insan uğramıştır! intibağını vermektedir. Temiz olmak için, temizlik okullarıda mı açmak lâzım? Dînimizde temizlik imandandır diye bir kural vardır, o zaman bizde iman zafiyeti mi vardır? Makalemize okumak, anlamak ve iman etmek başlığını attık. Bu  üç kelimeyle bir bütünlük amaçladık, önce okuyacağız, sonra okuduğumuzu anlayacağız, gerekirse anlayasıya kadar okuyacağız. Anladıktan sonra inanacağız, çünkü okuyup, anlayıp, inandığımız bizi pratiğe/uygulamaya mecbur etmesi gerekir. Eğer, böyle bir zorunluluk hissetmiyor ve eyleme geçmiyorsak, okumamız da, anlamamız da veya imanımız da problem var demektir. Bu problemi çözmeliyiz, çözmezsek yaşamımızda mutlu olamayız, nitekim alâmetleri durmadan tezahür ediyor. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle.  LEBİD 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.