NÜKTEDAN : Kıymete kanaat etmeyenler

Sevgili dostlar, Yüce Allah yarattığı her şeye bir ölçü ve yasa koymuştur. Biz insanların görevi de bu ölçü ve yasalara uymaktır. Bunun üstünde ve altında bir tasarrufa kalkışmak Allah’a eş koşmak ve şirktir. Bunu yapanlar var mı? Var ve hep olmuştur. Bu neden yapılıyor? Nedenleri sıralanıyor; aşırı sevgi, art niyet, gaflet ve hıyanet. Her ne ve hangisi olursa olsun sonuç değişmez. İlâhi kıymete kanaat etmemek, şirke girmektir ve Allah’ a itaatsizliktir. Bu aşırılığı ve saygısızlığı kim yaparsa yapsın, ayni okkanın altına girer. Bazı sivreltilenler ve yükseltilenler, bir takım ünvan ve şöhretlerle anılır olsalar da durum değişmez. Bunun için biz müslümanları çok yakından ilgilendiren ve uyaran kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti vardır. Kıldığımız beşvakit namazın olmazsa-olmazı Fatiha suresi ve bu surenin ilk ayeti. Ki, biz bu sureyi namazlarımız da günda kırk sefer okuyoruz. Ayetin Arapçası şu: “Elhamdü lillâhi Rabbil âlemin” Türkçesi *Hamdolsun Allahıma âlemlerin Rabbidir* Anladığımıza göre az daha açarsak, Övgü (methüsena) Allahındır. Sınırsız ve hesapsız övgü Allahındır. Böyle bir övgü ancak Allah’a yapılır. Çünkü O, bütün âlemlerin Rabbidir. O âlemlerin yaratıcısı, şekillendiricisi, görevlendiricisi, yöneticisi ve bu âlemi istediği zaman da yok edicisidir. Onun için, övgü ancak O’na yapılır. Bu nedenle insan, herhangi bir yaratık hakkında övgüye yönelik bir şey yapmaya kalkarsa, Allah’ın o şeye vermiş olduğunu değerin üstünde bir kıymet biçemez. Bu bir Peygamber olsa bile bu ölçünün dışına çıkılmaz. İşte, mübarek kitabımızın ilk suresindeki ilk ayet bizi bu konuda uyarıyor. Bu nedenle haddimizi aşmamakla yükümlüyüz.   

Aziz dostlar, işte ifade etmeye çalıştığımız bu ışığın izini sürmekle görevliyiz. Çünkü biz, Allah’a itaat etmek ve O’nun kitabı Kur’an-a uymak zorundayız. Bizim için Kur’an-ın dedikleri peşin kabulümüzdür, Kur’an dışı rivayetler eleştirel aklın dirayetinden geçmek ve Kur’an-a arz etmek, kabûl görürse almak sorumluluğumuzu icabettirir. Bu konuda kim ne derse-desin, âlimmiş, müştehitmiş, Şeyh-Mürşit, gavs-kutup ve evliya imiş hiç fark etmez=Peygamberleri dahil etmiyorum, çünkü onlar böyle bir yanlış yapmaz-yapsa bile, Rabbimiz onları hemen uyarır ve kitabında bildirir= Yüce Allah’ın mesajı Kur’an üzerinde söz söyleme hakkı kimseye verilmemiştir. Eğer söyleyenler olursa, onlarda haddi aşmış ve Rabbimize karşı saygısızlık yapmıştır. Ne yazık ki, bu konuda insanlık tarihi boyunca aşırı gidenler, başta Peygamberler olmak şartı ile bir takım insanları övmekte ve methü-sena etmekte adeta yarışmışlar. İlâhi kıymete kanaat etmeyip, Peygamberleri ilâhlaştırmışlar, Allah’ın taktir ve tensibi aşılmıştır. İnsanlar kendilerince değişik düşünce, inanç ve amaçla Peygamberlerini ve bazı sevip, değer verdiklerini haddinden fazla övmüşler ve onlara lâyık olmadıkları makamlar, mevkiler, özellikler ve görevler vermişler. Sonrada gidip onlardan, o verdikleri üstün payeler dolayısıyla birşeyler istediler ve istemektedirler. Bu istek ve dileklerini onların kabirleri başına gidip yüksek sesle dile getirmektedirler. Bazıları da aşırı sevgi ve saygılarından, haddi aşıp Allah’ın tedbir ve himayelerini az görüp ek tedbirler  ihdas ediyorlar ve diğer insanları da bunlara inandırıp vebal  altına giriyorlar, insanları günaha sokuyorlar. 

      Değerli dostlar, şimdi yukarıda ifade edip vurgulamaya çalıştığım hususlarla ilgili bazı örnekler verip konuyu noktalayacağım. Kültürümüz de Miraç diye bir olay vardır, her yıl Recep ayının 27’sinde kutluyoruz. İsra gecesinde olduğu söyleniyor, ama nedense Kur’an da İsra suresinin ilk ayeti ile bildirilen İsra olayı üzerinde pek durulmaz ve bir çok müslüman da bu olayın Kur’an’la sabit olduğunu bilmez. Ama, o anlatıldığı gibi bir Miraç olayının Kur’an da geçmediği hâlde bu olay her müslüman tarafından bilinir. Bu İsra ve Miraç olayları hakkında bir çok değerlendirmeler var, lâkin ciddi manada bu konuda bir araştırma yok ve yapılmamıştır. Dini bir kurum olan Diyanet Vakfının neşrettiği İslâm Ansiklopedisi, Kandil Geceleri ile ilgili bölümde bir iki noktaya değinmiş ve geçmiştir. Bu kurumun bu alanda detaylı bir araştırma ve çalışma yapabilecek gücü var. Görevi, müslümanlara doğru dini bilgi vermek değilmidir? Değindiğimiz bu iki olay İsra ve Miraç hakkında çok konuşuluyor. Tabi, daha başkaları da var, birçok dini konuyu içeren meselelerin güncellenmesine kadar. Bir taraftan başlanması gerekmiyor mu? Örneğin, İsra ve Miraç olaylarından başlanabilir. İsra olayında ayette “Bir gece kendisine delillerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya *en uzak mescide* yürüten Allah yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” Burada Allah yürüttük diyor, ama birileri Cennetten Burak getirip bindiriyor ve öyle götürüyor. Bu yürütülen yer Kâbe’ye en uzak mescit diyorlar. Lâkin, Burak’a bindirenler Kudüs’e götürüyorlar. Oysa, o zaman Kudüs de mescit yok, Kudüs Hıristiyanların elinde. Hz. Ömer Kudüs’ü fethediyor ve o oraya ilk mescidi yapıyor. Evet, doğruları öğrenmek hakkımızdır. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle.         LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.