TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden  devam

Turan Karluk, yeni adıyla Doğan Dağlı afalladı kaldı. Karşısında eşi, yanında torunu... Eli ayağı tutmaz oldu. Dili tutuldu. Sabahtan içine düştüğü çıkmazın daha da beterine saplandı şimdi. Ne yapmalıydı? Ne yapabilirdi? Yavaş yavaş kekeleyerek...

-Siz... Sizi yanılttığıma üzgünüm hanımefendi. İnsan insana benzermiş...

-Ama bu kadar mı olur?

-Bizler insanız, yanılabiliriz.

Bu sözler kendi ağzından mı çıkıyor, bilemiyordu. Kendi beyni ile konuşmuyor. Kendilerini uyaran güvenlik görevlisinin talimatına göre ediyordu bu lafları. Hani ne derler aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık... 

Derin bir nefes aldı, sakinleşmeye çalıştı. Acaba kadınla yani eşi ile torununu bir yere davet etse iki çift laf etse buralarda ne aradıklarını sorsa yerlerini öğrense... Daha bir sürü ise ve se’lerle beynini zorladı. Nihayet ağzından geveleyerek bir davet sözü çıkarabildi:

-Sizi, şurada bir çay içimine davet etsem. Telaşınızdan sizi epeyce üzen bir olay yaşamışa benziyorsunuz. Hem sohbet ederiz, hem de bu genci ben çok sevdim, özlem gidersem kendi torunum... gibi..

Kadın da mıknatıslanmış gibi kopmak veya hayır demek gibi bir şeyi beceremiyordu. Neden sonra:

-“Olur...” Sonra da “Size zahmet olmaz mı?” gibi geçersiz, gönlündekinin tam tersi mazeretlerle oyalanmayı sürdürdü.

Kadının, -gözünün önündeki eşinin- biraz rahatlaması veya düşünme payı kazanması için oğlana yöneldi:

-Senin adın ne bakayım evlat?

-Kağan...

-Hay maşallah!...

Aslında torununun adının Kağan olduğunu o da biliyordu. Ama işte başkalarının beyni ile iş yapınca insan böyle aptallaşıyor. Şu anda kendisini tam anlamıyla aptal sayıyordu. Bir ara “İnceldiği yerden kopsun.” diyerek kendini açıktan tanıtmayı düşündü, fakat vazgeçti. İkircikler içinde kadının cevabını beklemeden karşıdaki pastacıya yöneldi, Kağan’ın elinden tutarak. Kadın, hiç ses etmeden ayak uydurdu... Ürkek, titrek adımlarla pastacının kapısından içeri girdiler. Kenardaki masaya oturdular mı yoksa çöktüler mi bilemeden yerleştiler. Gelen garsona bir şeyler söylemiş olmak için ne olursa olsun kabilinden siparişte bulundular. Kağan, kalktı tatlıcı vitrinine bakmaya gitti. Ve eliyle gösterdiği tatlıdan:

-Bundan istiyorum, dedi.

Durgun ve sakin ortam mıydı, yoksa kargaşa meydanı mıydı anlaşılmayan bir durumda siparişlerin gelmesi beklendi. Çünkü söze girmek, daha doğrusu nereden başlanacağı, nelerden söz edileceği kestirilemez bir ortam... 

Siparişler geldi. Herkes tabağını, bardağını önüne çekti. Hâlen söz edilemedi. Önce kim başlayacak, nasıl başlayacak, nelerden söz edecek. Bir yandan kendini gizlemeye, saklamaya çalışan erkek, diğer yandan bir yabancıyı eşi sanıp düşünmeden kim olduğunu anlamaya çalışan kadın... 

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.