TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Cumartesi’den  devam

Kadın, karşısında pastayı bölen, bölerken çatalı bıçağı tutan ellere dikti gözünü. Ne kadar da benziyor. Parmaklarının boğumları, uçları; tırnak hilalleri, bileğinin oynaklığı tıpkı o... Bir insan bu kadar mı benzerlik taşır. Hani yüzünü görmese insanın Turan diye boynuna atılacağı geliyor. Turan’ın alnı bu kadar geniş değildi, göz uçları da çekik değil, hele yanaklarındaki tombulluk ve şu gamzeler hiç de Turan’ın değil. Peki Turan değil de bu adam neden yolda karşılaştığı bir kadını ve çocuğu buraya niçin davet etsin? Kadının zihninde bir sürü gel-gitler çırpınıyor. 

Adamsa ondan beter. Eşini bulmuşken, nasıl etse de kendini anlatsa, yaşadığını söyleyebilse... Zaman mı çabuk geçti, yoksa geçmek mi bilmedi... Neden sonra Doğan [Eski Turan] durumu kurtarmak gayretiyle ağzını açıp iki laf edebildi. Kağan’ın başını okşayarak,

-Benim de böyle sarışın bir torunum var da... Onun da adı Kağan... Uzun süredir görmedim... Özledim keratayı...

Sesi de Turan’a ne kadar benziyordu.

-Uzun süre yurt dışında kaldım. Şimdi burada bir iş yeri açtık arkadaşla. Memlekette biraz borcum var da.

Kadın bu sözleri duydu mu, anladı mı bilinmez, ama o kazada ölen ve salgın yüzünden cenaze törenine bile gidemedikleri Turan’ı düşünmekten masa başına gelemedi. Neden sonra o da ağzını açabildi:

-Yaa... Bizim bey de bir kazada vefat etti. Salgın yüzünden cenazesine bile gidemedik. O zamandan beri oğlumun yanında kalıyorum. Oğlum ve gelinim bankada çalışırlar. Ben de Kağan okula başlayana kadar onunla oyalandım, torunuma baktım. Şimdi de yanlarındayım. 

-Kağan, okula gidiyor mu?

-Dördüncü sınıf. Okul gezisiyle geldik. Ben lisedeyken böyle bir okul gezisiyle gelmiştim buraya. Kağan’ın dershaneden İngilizce öğretmeninin teşviki ile katıldık. Buraları gezmek istedim. Hoca serbest bıraktı, gruptan ayrıldık, torunumla şöyle gezelim istedik. İngilizce öğretmeni de bizimle beraberdi. Sizinle karşılaşınca ayrıldı kızcağız, zaten yabancı, İngiliz değilmiş de bir yerden dediler, unuttum..

“Bak ben bunu bilmiyordum, bize hiç söylememiştin, buralara daha önce geldiğini.” demek geldi içinden. Ağzını açmışken susmak da olmazdı.

-Demek, buraları biliyorsunuz?

-Çok değişmiş. 

-Her yer değişiyor, insanlar bile...

-Tanımak mümkün değil... Şu cadde yoktu o zamanlar. Şimdi ne güzel olmuş.

Böyle bir karşılaşma ve birlikte pastahaneye oturma hiç umulacak şey mi? Ve yolunda ve olurunda akan bir dere gibi zaman akıp gitti. Neden ve nasıl olduğu bile bilinmeden telefonlar, adresler alınıp verildi. 

Hocaya verdikleri saatte buluşmak üzere nine ile torun ayrılmaya durdular. Doğan, garsona işaret ederek bir taksi çağırmasını söyledi. Birkaç dakika sonra taksi kapının önünde belirdi. Doğan taksinin bedelini ödeyip nine ile torunu uğurladı. Devam edecek..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder

# vefat

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.