TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

19 Temmuz’dan devam

İlgili kurum amirinin kendisine söylediği “Yaptığın şey yasal değil, haberin olsun ha!” uyarısı bütün canlılığıyla kulağındaydı. O da biliyordu, geçmişte yaptığı taramaların, aramaların, kayıtların hepsinin yasa dışı olduğunu. Ama müsterihti ki yasa dışı faaliyet gösteren, hatta yurt dışı bağlantılı kaçakçılık ve tedhiş örgütlerinin çalışmalarını anında emniyet yetkililerine ulaştırmış olması kendisini affettirecek az şey mi? Buluşu ile kendilerini kaçırmaya kadar vardıran şu örgütü çökertmeye yardım etmemiş miydi? Yoksa mevcut teknik ve haber alma yöntemleri ile bu mümkün olmayabilirdi.

***

Doğan, özel klinikte yüzünün şişlerinin inmesini, ödemlerin dağılmasını bekliyordu. Hekimin söylediğine göre girişim başarılı geçmiş, sadece yüzüne eskiden yerleştirilmiş bulunan sentetik dolgu maddelerini almışlar. Böylece şişler indikten sonra yüzü eski hâlini alacakmış. Her yarım saatte bir aynaya bakmaktan da usanmıştı neredeyse. Kaldığı odada kendini hapishane tecrit odasındaymış gibi hissediyordu. 

Vakit geçirmek gayesiyle. Karşı duvardaki iki raflık kitaplığa yöneldi. Yumuk, etrafı şiş gözlerle kitaplara, adlarına göz atmaya çalıştı. Pek çoğu ciddiyetten uzak, kadın kız resimli dergi ve pembe dizi romanlarıydı. Alt rafta orta kalınlıkta tarih konulu bir kitap dikkatini çekti. Yazar, İmparatorluğun geçen yüz yılında İzmir’de papaz olarak görev almış bir İngiliz’in bu topraklardaki gezilerini tanıtırken kimi yerlerde de pasajlar hâlinde çevirilerini vermişti. İlgisini çekti. Tercümesi verilen paragraflara bakarken bir noktaya takılı kaldı. Seyyah papaz diyordu ki:

[Bu yörenin en büyük pazarı Kara Höyük’tür. Yakın ve uzak yerlerden, çiftçi, bahçıvan, davarcı, esnaf, zanaatkâr, tüccar, dokumacı, ip urgan ve keçe, kilim, hasır, çul, ayakkabı, at ve diğer hayvanların yular, gem, kolan. eyer, semer gibi donanımlarını üretenler ve özellikle demirci esnafı satışa gelir. Çiftçiler ve davar sahipleri ürünlerini sattıktan sonra bu pazardan ihtiyaç duyduğu her türlü aracı ve ürünü satın alıp geldikleri gibi at, katır ve eşek sırtında, yakın köylerdekiler de at arabası ve kağnılarla yerlerine dönerler. Burada gecelemek isteyenler için oda adını verdikleri oteller vardır. Bu otellerde ücretsiz gecelerler. Yemek, içmek gibi ihtiyaçları oda sahipleri tarafından karşılanır. 

Pazarcıların ihtiyaçlarını karşılayacakları kasap ve ekmek dükkânları vardır. Ekmek dükkânlarında tandırlara asılmış kuzu ve oğlak kebapları tartılarla müşterilere satılır. Buranın küçük çörek şeklindeki ekmekleri meşhurdur. Ekmek dükkânlarında helva adını verdikleri susamlı tatlılar da satılır. Bu tatlılar peynir kalıbı gibi bıçakla kesilir ve öyle yenir. Ayrıca pekmezle karıştırılmış tahin dedikleri susam ezmesi de meşhurdur. Pekmez pazarda testiler içinde satılıyor. Hiç şarap görmedik. Kaysar’dan geçerken eğleşmek zorunda kaldığımız iki üç saat zarfında bütün bunları görmüş olduk. Kaysarlı rehberimiz bu pazarı özellikle görmemizi istemişti. Haklıymış.

Köy, İlk Çağ’ın Temission yerleşimi olan tepeciğinin güneyinde kurulmuştur. Daha önceki adı ise Pazar Han’mış. Şimdi volkanik toprak yığınından dolayı Kara Höyük diyorlar. Höyük Türklerin dilinde koni biçiminde yığılmış toprak tepeciği demekmiş.

Kaysar’ı sağımıza alarak kuzeye yöneldik. Yollar çamurdan korunmak için, -etrafın bataklık olduğunu söylemeyi unuttuk- taş döşeme yapılmış. Bir kağnının veya at arabasının geçeceği genişlikte... Bataklık boyunca, karşıki tepelerin eteğine gelinceye kadar böyle... Kuyucak’ın solundan batıya yöneldik. Biraz gittikten sonra sağ tarafta koyu yeşil çamların yamacı boydan boya kapladığını gördük. Burası Türklerce kutsal bir korulukmuş. Önümüzdeki köyün kurucusunun (Türkler veli, evliya diyorlar, bizdeki azizler gibi) maneviyatına atfedilmiş. Koruluğun alt ucuna geldiğimizde, yol sağa doğru kıvrıldı ve karşımıza dörtgen prizmatik gümüş gibi parlayan çatısı ile bu evliyanın türbesini gördük. Bu türbeyi gezmeyi çok isterdim. Ancak kuzeyden esen soğuk rüzgâr iliklerimize kadar işlediğinden bu mümkün olmadı. Ancak, bizi buraya kadar uğurlayan Kaysarlı molladan buranın önemini öğrenmiş olduk. Bu türbenin oldukça zengin bir mal varlığı, Türkler vakıf diyorlar, varmış. Geceleri 200 gümüş şamdanla aydınlatılırmış. Hele bir kitaplığı varmış ki... Çevrede o kadar kitabı bulunan bir medrese ve vakıf yokmuş. Kitaplar sadece dinî olmayıp fen, astronomi, felsefe ve tekniğe ait seçme ve nadide eserlermiş. Hatta Yatağan Baba’nın demircilik üzerine yazdığı bir risalesi bile varmış. Bir de burada eskiden çok miktarda barut imal edilirmiş. Şimdilerde devlet kontrol altına almış. Bu köy kurulduğu zamanlarda İstanbul’un fethinde kullanılan toplar için buradan barut gönderilmiş. Bu yüzden Yatağanlılar İstanbul’un fethinde katkılarının bulunması ile öğünürlermiş. Kaysarlı molladan buradaki kitapları görüp görmediğini sordum.

-“Gördüm ve çoğunu okudum.” cevabını verdi. Adlarını sordum. Hatırladıklarını defterime yazdım. Belki ileride tedarik edip de okuyabilirim. Hele Yatağan Baba’nın “Demircilik Risalesi”ni çok merak ediyorum. Kendi kendime diyorum ki şuraya böyle din adamı kılığıyla değil de bir Müslüman tüccar gibi gelip bu kitapları satın almak gerek...Devam edecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.