TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Cumartesiden devam

Yatağan’a girmeden alt taraftan Kızılhisar’a doğru giderken demircilerin örs çekiç sesleri biz uzaklaşana kadar kulağımızdan eksilmedi. Kış olduğundan yukarı dağlardan eriyen karların kabarttığı Akdere’den geçerken sürüklenmekten zor kurtulduk. Kurtulduk ama baştan başa ıslandık. Üregir’e vardığımızda yeni bir rehber bulmak icap etti. Kaysarlı rehberimiz olan molla Akdere’nin öbür yakasında kaldı. Öyle anlaşmıştık. Üregir’de hem bir rehber bulma derdine düştük hem de ıslanan elbiselerimizi değiştirip kurutmak gerekti. Bu yüzden Kara Höyük’te rastladığımız türden dışarıdan gelen misafirlerin bedelsiz konaklayabileceği odalardan birine, Karababalar’a misafir olduk. Bizi hoş karşıladılar. Bildiğim kadarıyla Türkçe, bizi Kızılhisar’a götürecek bir kılavuz aradığımızı ifade ettim. Oda sahibi ilgilendi ve nihayet bir kılavuz ile gecikerek de olsa yola düşebildik. Üreğir’den çıkar çıkmaz diğeri kadar olmasa da yine kar suları ile kabarmış bir dere ile karşılaştık. Kılavuzumuz “Oymaca Deresi” dedi. Dere üzerine ahşaptan yük arabası geçebilecek genişlikte bir köprü yapılmış. Diğer dereye niçin köprü yapmadıklarını sorduğumda, rehberimiz,

-“Orada da köprü var. Köyün içinden gelseydiniz, görürdünüz.” dedi. Biz rehbere uyduk. Demek ki rehber bilmiyordu.

Bu rehbere Yatağan Baba türbesindeki kitapları sordum. 

-“Benim okuyup yazmam yok. Kitap mitap bilmem.” dedi. Kendisi, taşımacı imiş. Bir at arabası ve iki atı, üç katırı varmış. Bunlarla bu çevrede taşımacılık yaparmış. Özellikle pazarcıları ve mallarını taşırmış. 

Bu kılavuzumuz, bindiği katırı ile önümüze düştü Ayaz Altı denilen yerden Kızılhisar Ovasına indirdi. Ovanın bir bölümü bataklık olduğu için bizi kenardan Hatuncuk Viranı ve Selimözü adını verdikleri çoğu yıkılmış ve terk edilmiş birkaç haneli köycükten, havlayan köpeklerden koruyarak geçirdi. Akşam olmadan Kızılhisar’a ulaştırdı ve Karaosmanoğlu Odasına indirdi. Oda sahibine haber verip, geri döndü. Kendisi bizden ücret olarak sadece katırının yem parasını aldı.]

Doğan Bey, yaşlı kadının kitaplarının gasp edilişini, kütüphaneden çalınışını, gümrüklerde ele geçirilişini ve en son olarak da İzmir’de apartmanda ele geçirilen eski Türkçe kitapları düşündü. Bu papazın anlattıkları ile bağlantı kurmaya çalıştı. Adamlar bizim içimizi dışımızı, bizden iyi incelemiş, öğrenmişler. Bizim katırcımız, yanı başındaki Yatağan Baba kütüphanesinden bîhaber, ama elin papazı orada hangi kitaplar bulunduğunu rehber olarak tuttukları garibim molladan öğreniyor ve defterine not ediyor. Ve üstelik diyor ki “Ah bunları bir aşırabilsem!” Öyle diyemese de niyetinin bu olduğu satır arası okumalardan rahatlıkla anlaşılabiliyor. Hatta, aynı sayfanın devamında bir yerlerde Denizli ile Kazıkbeli arasında nerelerde demir madeni bulunduğunu bile önceden okuduğu başka birisinin gezi notlarından hatırladığını ifade ediyor. Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.