TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

Adamlar servet ve kültür ürünü olarak neleri sömürebileceklerini çok iyi incelemişler, tespit etmişler. Zaten Anadolu’ya demiryolu yapan şirketler de bu doğal servetleri hesaba katmamışlar mı? Hem de sözleşmeye hattın sağ ve solunda kırk binmetreye kadar olan alandaki tabii servetlerin bedelsiz işletmesini de üzerlerine almamışlar mı? İşte bu gezginler, mesleği ve meşrebi ne olursa olsun, papazım kardinalim dememiş hep bu değerleri, Türk’ün ciğerini sökecek varlıkları tespit edip avanelerine duyurmuşlar. Şu adamın bir günlük gezisi bile öyle seyyahlık iş değil; ne zorluklara katlanmış. Hem de bizim halkımızın hayırseverliğini güya övmüşler, bedavadan yatıp kalkıp ciğerimizi deşmeye kalkışmışlar. Bir de daha bunlar yetmiyormuş gibi yatağan yapımında söz sahibi olan Yatağan esnafının ustalık sırrını öğrenmek için Yatağan Baba’nın “Demircilik Risalesi”ne göz dikmiş.

***

Kitabın ilerilerinde bir başka yerde yazar nasıl münasebetini düşürdü ise dokuz yüz yıl öncesine ait bir tespitten söz ediyor: 

[Selçuklu Türklerinin Önasya’ya hâkim olmaya başlamaları üzerine Mısır’daki Fatimîler Avrupa’dan yardım istemişler. Suriye topraklarını onlara vaat ederek Müslüman Türk’ü Haçlılara kırdırmışlar.] 

İzmit’ten çıkıp da Kudüs’e varana kadar geçtikleri topraklarda Haçlıların yaptığı canavarlıkları düşündü. 

Kitabı kapatıp aldığı yere bıraktı.

Bak şu işe Türklerin başına Haçlıları iki yüz yıl musallat eden Şii Fatimî yöneticileri imiş. Müslümanı, Haçlılara kırdırmak istemişler. Ve kırdırmışlar da. Şu işteki garabete bak ki Avrupa ortalarından hareket eden Haçlı ordusu, farklı bir mezhebe sahip diye Bizans Rumlarını da çoluk çocuk demeden öldürmemişler mi? Öbür yandan Müslüman Türklerin üzerine Haçlıyı saldırtan bir başka Müslüman devlet. Haçlıyı, Haçlı kırmış, Müslümanı da Müslüman Haçlıya kırdırmış. Okuduğu ve hatırladığı kadarıyla Sahabe Devrinin Müslümanlığını tam anlamıyla yaşayan Selçuklu ve Anadolu Selçuklu olmuştu. Çevredeki Müslüman devletlerin Selçuklu’yu çekemeyişinin tek sebebi kavmiyeti, İslamiyet’in bir rüknü hâline getirmiş olmalarıdır.

Yüzünün şişliğinden doğan ağırlıkla gözleri, düşüncelerin ağırlığından dolayı da beyni bulandı. Gözlüğünü çıkarıp, orta sehpasına bıraktı. Yatağa gidip sırt üstü uzandı. Yüzünü yastığa değdiremiyor, azıcık dokunsa yanık gibi sızlıyordu. Kesik izleri kaşınmaya da başlamıştı. Kalkıp bir ağrı kesici içti. Tekrar uzandı. Bir müddet sonra gözlerini kapandığının bile farkına varmadı.

***

Ben gidiyorum, diyerek ayrılışından üç hafta sonra döndüğünde, ustabaşı ve işçiler onu tanıyamadılar. Ustabaşı:

-“Kimi aramıştınız?” diye soruncaya kadar hiç böyle olacağını düşünmemişti. Ne yapacak, ne diyecekti. Yine de kestirmeden gitmeye karar verdi.

-Ben Doğan, yüz ameliyatı oldum.

Ustabaşı ve yanındaki iki işçi, bir ara garip garip dikkatle yüzüne baktılar. Sesinden Doğan Bey olduğunu anladılar.

-Geçmiş olsun ağabey... Hayırdır?

-Hayır, öyle gerekti... Halim burada mı?

-Evet, yukarıda... Yine aletlerle meşgul... Ne yaptığını bildiğimiz de yok ya... Yine de Allah razı olsun. Bize sağlanan şu geçim ve huzur için sizlere çok çok minnettarız.

-Ben, yukarı çıkıyorum.

Ustabaşı ve işçilerin garip garip bakışları arasında bildik ve tanıdık adımlarla merdivenleri tırmandı. 

Halim’in kapısını aralık buldu. Girdi. Selam verdi.

Halim döndü, baktı. Ardı ardına kelimeleri sıralayışından şaşırdığı belli oluyordu.

-O, bizim kayıp... Bulunmuş gelmiş... Ne bu  hâl böyle? Hoş geldin.. 

-Sondan başlayayım, cevap vermeye... Hoş bulduk.

-Değişmişsin, estetik seni eskiye döndürmüş...

-Öyle oldu... Doğan’ın yüzünü ameliyat masasına bıraktım, Turan Karluk’un yüzünü takındım.

-Sen bayağı yakışıklıymışsın anda ya...

-Teşekkür ederim. Sen neler yaptın? Nereye kadar vardın?

-Hedef tamam. Ses, görüntü tanıma, tarama ve geçmişe yönelik ses bulma tamamlandı. Üstlerim, üstlerim diyorum, ben şimdi devlet adına çalışıyorum da... Evet, üstlerim millî uydudan kanal verdiler. O kanalın başka uydularla bağlantılı olanlarını da dahil ettiler. Böylece cep telefonlarının bağlantılarına ihtiyacımız kalmadı. İş çok kolaylaştı ve epeyce ilerledim. Şimdilik, arzu ettikleri araştırma kurumu yasalaşıncaya kadar bana, burada çalışmaya izin verdiler. Sen ne yaptın? Anlat hele.

-Ben evime dönmeye karar verdim. Bu yüzden eski yüzüme kavuşmak istedim. Önceki girişimde kullandıkları dolguları çekip aldılar ve başkaca bir işleme gerek kalmadan kendi yüzüme kavuştum. Yüzüm hafifledi. Nasıl görünüyorum.

-Dağda, ormanlar arasında kaçarken gördüğüm kadar, yakışıklı ve cesur... Eee, şimdi nasıl edeceksin, memleketteki mezarı? Herhâlde o mezardan hortlamayacaksın değil mi?

Doğan / Turan Bey’in zihninde pişirip kotardığı düşüncelere Halim, bir bardak soğuk su katmış oldu bu soruyla. Ya sahi, Turan Karluk adında mezarlıkta yatan biri vardı. Bunu çevresine nasıl izah edecekti? Bunları hiç düşünmemişti. Varıp oğlunun, kızının kapısını çalıp ben ölmedim, yaşıyorum, işte karşınızdayım... Eşine de yolda ardımdan tanıdığın, pastanede ellerime, parmaklarıma dikkatle baktığın adam işte benim... Turan... demeyi planlamıştı.

İşler çatallaşmıştı. Kayıtlarda ölü olarak göründüğüne göre şimdi eşi, karısı değildi ki... Ya bu iş nasıl çözülecek? Yine Çanakkale türküsü aklına düştü: “Ölmeden mezara koydular beni...”


Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.