TEFEKKÜR : Kendini-Kendinden Bilen; Kendi̇ni Ne Bilir

Aziz dostlar, bazen kendinizi sorguladığınız oluyor mu? Benim inancıma göre zamanımız insanının en çok ihmâl ettiği veya hiç yapmadığı bir görevdir insanın kendisini sorgulaması. Nedenine gelince, insan önce kendisini sorumlu hissetmesi gerekir. Çünkü, kendisini sorumlu hissetmeyen, kendisini sorgulamaz. Yaşadığımız cemiyet hayatımızda bunu açık ve seçik olarak görüyoruz. O zaman, sorumluluk ve sorgulamakla ilgili noktada bir sorunumuz var demektir. Sorumluluğumuz kime karşı ve nelerden kendimizi sorgulayacağız. Bizi bu fiziki yapımızla bir yaratan ve bir takım özelliklerle de donatan var. O’na karşı sorumluyuz, bizi bu şekilde bir takım organlarla en güzel bir biçimde yaratmış ve bu vücudumuzu bize tanıtmış, diğer yaratıklardan nasıl yararlanacağımızı öğretmiş ve bu özelliğimizi manevi hasletlerimizle nasıl yöneteceğimizin iradesini elimize vermiş. Çünkü, bütün bunların oluşumunda bizim hiçbir dahlimiz ve katkımız yoktur. Hepsi yaratıcımız Yüce Allah tarafından bize emaneten verilmiştir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Mübin bunu söylüyor. Bunlar hakkında düşüncelerimizi ve bunlardan nasıl yararlanmamız gerektiğini, doğru, iyi ve güzel bir şekilde öğretiyor. Nasıl bir yol izleneceğini, Rabbimiz o kutsal kitabı Kur’an da gösteriyor, tarif ediyor, tavsiye ediyor, tembih ediyor ve emrediyor. Ama, zorlamıyor, sana verdiği, senin için yeterli olan cüzi iradene havale ediyor. İşte bütün bunlardan dolayı Allah’a karşı sorumluyuz ve bu sorumluluğumuzu arada bir mutlaka sorgulamamız gerekmektedir. 

Buraya kadar genel manada özetlemeye çalıştığımız sorumluluk ve sorgulanmak konusunda kendimize bakmamız lâzım. Gerçi bu noktada herkes, özellikle de müslümanlar, kendilerinin sorumlu hareket ettiğini ve zaman zaman da kendilerini sorguladıklarını söylerler ve sorumluluklarının da bilincinde olduğunu ifade ederler. Ama bu öyle sıradan ve düz bir mantıkla geçiştirilecek bir olay değil. Bunun bir usulü, kaidesi olması gerekir. Meselâ bir dairede memursunuz, çalıştığınız o dairenin bir sorumluluk çizelgesi vardır. İşçisiniz, iş yerinde  de yapmanız ve uymanız gereken sorumluluklar vardır ve onlara uymak zorundasınız. Eğer onlara uymazsanız, oralarda çalışamazsınız, dairenin müdürü, iş yeri sahibinin patronu sizi çalıştırmaz. Ben bu kuralları tanımıyorum, bunlar benim hoşuma gitmiyor, değiştirin bu kuralları deme hakkınız yoktur. Yani, çalıştığınız işyerinin kurallarına ve disiplinine uyacaksınız. Keza cemiyet hayatımızda, sosyal ilişkiler açısından da uymamız gereken kurallarımız vardır. Demek ki, her kurum ve kuruluşun, her iş ve görevin kendine özel uyulması gereken kanun ve kuralları var ve sorumluluklarımız da onların çerçevesin de tezahür eder. İşte bütün bu alanlardan ötürü içinde yaşadığımız toplumun fertleri olarak arada kendimizi sorgulamamız lazım. Örneğin, herhangi bir ülkenin vatandaşı da mensubu olduğu o ülkenin kanun ve kurallarına göre sorumludur. Sanırım şöyle desek, dünyada sorumsuz hiçbir insan yoktur, yanlış bir şey söylemiş olmayız herhalde. O zaman, her vatandaşın bir ülkesi vardır, o ülkeye ait bir aidiyeti, onun tabiyetidir. Sorumluluk noktasında, kendisinin tesadüfen veya bir takım sebep ve nedenlerin rastgele bir araya toplanmasıyla oluştuğunu söyleyenler var. Bu, Allah’ın yaratıcılığına  inanmayan kişiler, bunlar sorumluluk kabul etmiyorlar. Bir de, var oluşunu bazı nedenlere ve güçlere atfedip de, onlara karşı  sorumluluk yok, zaten öldün mü her şey bitmiştir iddiasında olanlar, bunlar da sorumluluk kabul etmiyorlar. Bunların hepsi inkârda ortaktırlar. Ayrıca, Reenkarnasyon’a inanıp, Plâtonik bir aşk hikâyesiyle Nirvana’ya kavuşanlar! Her şey bu dünyada, öldün mü tamam. Kime ne sorumluluğu duyacağız? Sorumluluk bu dünyada, oda birbirimize, diğer canlılara ve doğaya karşıdır ve buraya aittir. Daha başka görüş, düşünce, inanç ve iddialarda bulunanlar da olabilir. Şimdi, hepsi bir tarafa, hayatta olan her insan, eğer aklı başında ise, kendisini insanlığın içinde başı boş ve sorumsuz hissetmiyor. Demek ki, bu duygu her insanda var, insanın fıtratına, tabiatına ve benliğine konmuş. Bu, aklı, iradesi, ruhu ve kâinat bilinci olamayan hayvanlarda da var. Yavrusuna karşı gösterdiği tutum ve davranışlarından anlıyoruz. İnsan ki, vücudundaki bir kıldan tutun birçok organına kadar bilinç sahibi, kâinatla ilgili merakı, düşüncesi ve bunlarla ilgili fikri, projesi ve geliştirdiği icat ve teknolojisi var. İnsana bütün bunları eylem gücüyle yararına geliştirme bilincini kim verdi? İşte, ona karşı sorumluluğumuz var ve bu sorumluluğumuzu ne kadar yerine getiriyoruz, bunun sorgulamasını yapmak zorundayız. Çünkü buna yaratılışımız açısından mecburuz. Şimdi bütün bunlardan sonra, sorumluluk ve sorgulama noktasına yönelik bilimsel bir anlayışla, önce kendimizden başlayalım. Vücudumuzun yönetim merkezi olan başımızı ve ondaki organları düşünelim. Şimdilik: Çok sağlam bir şekilde kafa tasımızın içinde korunan beyin, üslendiği görev açısından birçok sırları hâlen çözülemiyor. Vücudun bütün yönetimi onun elinde, başımızın önünde simetrik iki tane göz, gördüklerini beyine iletiyor, iki tane kulak onlarda simetrik, duyduğu sözleri beyne iletiyor, bir burun onunda ayni şekilde iki deliği var aldığı kokuları beyne iletiyor ve ayrıca nefes alıp-vermekte de görev yapıyor. Bir de ağız var, o ağzın içinde bir dil ve iki çene ve o çenelerde de inci gibi dizilmiş hepsi ayni boyda, ama görevlerine göre ebatlarında farklılıklar var. Bunların hepsinin kendilerine ait görevleri de var. Dil, tat alır ve tat verir, konuşma organıdır, ağza alınan besinleri dişlerin öğütmesinde yardımcı olur ve mideye gönderilmesine de destek verir. Dişler, iki çenenin hareketiyle besini öğütür, bu işi yaparken çeneler ve dişler, besinlerin tatlarını diğer organlar gibi beyne ulaştırırlar. Hani bizim damak tadı dediğimiz şey. Bu muhteşem sistemi kuran Yüce Allah, insanın başına da bir güzel özellik vermiş, ifade ettiğimiz organların bulunduğu cephe insanın yüzüdür. O organları o kadar güzel ve yerli-yerinde yapmış ve dizayn etmiş ki, seyredip zevk almamak mümkün değil. Bu ihtişama hayran olmamak imkânsız. Evet, Yüce Mevlâ, insanın, insani özelliğini temsil eden, insanlık vasfını da beyninin bu ön lopuna koymuş. İşte, Rabbimize secde ederken anlımızı yere bu iman bilinciyle koyuyor ve Allah’a kulluğumuzu izhar ediyoruz. Şimdi daha fazla uzatmadan, yazımıza koyduğumuz başlığı bir daha okuyalım! Sağlıklı günler dileğiyle, hoşça kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# destek

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.