NÜKTEDAN: KIYAMET VE AKIBET

Sevgili dostlar, Kur’an-ı Kur’an’dan okumak, Kur’an’dan alınan cevapla, Kur’an-ı anlamak çabamızı sürdürüyoruz. Bu alanda esas görevin işin uzmanlarına düştüğü hatırlatmasını da yapıyoruz. Asırlardır, yazılan Kur’an mealleriyle ilgili, diğer taraftan kes al kendi tarafına yapıştır, uygulamasına da artık son verilmesinin gerektiğine inandığımızı da hatırlatmış olalım. İnsanların uzun zamandır aklına, gönlüne ve diline mâl olan “KIYAMET” Sur’un üfürülüşüyle sistemimiz çöküyor. Çöken sistemin olağanüstü olayları Kur’an da anlatılıyor, buna son saat deniyor. Bu, üzerinde yaşadığımız dünyanın ve diğer gezegenlerle birlikte merkez kuvvet Güneşe bağlı yıldızlar ve o gökyüzü çöküyor. Burada Kıyamet kelimesi anlamıyla ilgili bir ifade yok. Çünkü, Kıyamet, ayağa kalk, dikil, dik dur anlamı taşıdığı ifade ediliyor. Ama, insanların dilindeki Kıyamet kelimesinin anlamı, yıkılmak, tarumar olup toz-duman hâline gelmektir. Yani, dikili olan dik duran ne varsa yıkılacak, her şey dümdüz olacak. Yeni kurulacak o sistemin düzlüğünde Kıyamet olacak. İnsanlar, İsrafil Aleyhisselâmın üfüreceği Sur ile orada ayağa kalkacak, dimdik duracak ve çevresine bakıp, yeni bir yerde yeni bir dirilişin olduğunu, dünyada kendisine söylenen yeni günün geldiğini anlayacak. İşte, Kıyametin dehşetini o gün ayağa kalkıp, gözünün gördüğü manzara karşısında aklı başına gelecek, korku, telaş, endişe ve dünyadaki yaptıklarının yükü altında, kendisinden başka kimseyi düşünemeyecek bir hâlde hesap verme mahalline doğru gidecek. Allah’ın çağrısıyla başlayan bu gidiş ne kadar sürecek, nasıl bir zorlukları aşarak o Mahkeme-i Kübra’ya ulaşılacak bilmiyoruz. Hesap verme sırası ne zaman gelecek onu da bilmiyoruz, hesabın çok çabuk görüleceğini Yüce Allah Kur’an-ın da bildiriyor. Ama, sıra meselesi önemli bunu unutmamak gerek!  Aziz dostlar, Kur’an-ı iyi, doğru, düşünerek ve onun bir Allah kelâmı olduğu haşyetini yüreğimizde hissederek okuyalım. Dilimize çevirisi olan mealini de, Allah kelâmı olma ulûhiyyetini akleden kalbimizden saygı ile geçirerek okumaya çaba gösterelim. Tercüme ve meâl aslının aynısı olmasa da, aslına giden yolun göstergesidir. Kur’an-ın Arapça aslını bilmeyip, meâl okuyanlar için ileri geri konuşan, âlim ve ulemalık taslayan ve bu tavrıyla kişileri meâl okumaktan alıkoyanlara kulak asmayalım. Ama, yararlı olmak, yol göstermek için doğru ve güzel şeyler söyleyenleri de dinleyelim. Kur’an bizim hayat kitabımızdır, onu öğrenmeye çalışmak görevimizdir. Bu konuda samimi yardımcı olanlardan yardım alabiliriz, ama emir almayız. Çünkü, Rabbimiz kimseye böyle bir görev vermemiştir. Gerçeğe ulaşmak için kendi adımıza bir takım hayali tasavvurlarımız olabilir ve olması da gerekir diye düşünüyorum. Bunu da ayni samimiyet, saygı ve takva duygusu çerçevesinde bir kişi ve kişilerle paylaşabilirim. Geçen hafta yine bu köşede “Son saatle” ilgili bazı ayeti kerimeleri meâlleriyle sizinle paylaşmıştım, Kıyametin halk nezdinde bilinmesiyle, kelime anlamının farklı olduğunu ifade etmiştim. Kim ne anladı, ne düşündü tasvip ve tenkit mahiyetinde bilmiyoruz. Gönül ister ki, anlayış ve düşünceler paylaşılsın. Sosyal Medya denilen şeyde, ne ipe-sapa gelmez, saçma sapan şeylerin paylaşıldığını görüyoruz, üzülüyoruz. Hele o siyaset ve bilmem ne hamaset adına, çirkin arzu ve hisler adına yazılanlar, kimseye yararı olmadığı gibi gönül yıkan ve utandıran ifadeler! İnsanı acı acı düşündürüyor ve ister-istemez sorduruyor, nereye gidiyoruz? Hangi amaca hizmet ediyoruz?

Değerli dostlar, bir takım Kur’an tefsir ve yorum ulemaları nelere merak etmişler ve müslümanlar arasında ne algılar geliştirmişler? Baştan, dîni anlama tahvil ettikleri her şeyi ahiret odaklı bir anlayışla müslümanların algılamasını sağlamışlar. Tasvir ettikleri Cennet hayatını erkek merkezli yüzlerce Huri, Gılman ve Vildan ilişkili bir yaşam yeri olarak yorumlamışlar. Bu konu üzerinden bir çok hadislerde rivayet etmişler. Ama, bu zevku sefayı sürecekleri Cennet saraylarında dayalı-döşeli, ipekler içinde, gümüş ve altından kâselerle içecekleri bal ve şerbetlerin nereden ve nasıl geldiğini hiç düşünmemişler. O ipekler ve atlas kumaşlar nerede dokunmuş, mobilyalar ve saraylar nasıl meydana gelmiş, bunlar hakkında hiç fikir oluşturmamışlar. Ha! Allah yapar, O’nun için zorluk mu var diyorlar. Doğru; yapar ve yapmaktadır, zorluk yok. Amma velâkin O’nun kanunları, kuralları var, kendi sisteminin içinde, yanlış ve kötü yapanlara yasalarını uyguluyor. Bunu, tarihten ve Kur’an’dan okuyoruz ve yaşamımızda da görüyoruz. O’nun icraatına kimse mani olamaz, hızını durduramaz ve zamanını erteleyemez. Bu dünya bunun her haliyle uygulandığı sınav merkezidir. Özellikle biz insanlar için, sistemin içindeki atmosferin kanunlarını, sırlarını, hikmetlerini bulup çözmek ve bunlar üzerinde keşifler ve projeler yapmak zorundayız. Kur’an’da bildiğimiz ve çok okuduğumuz bir ayet vardır, ama uygulamasına girmiyoruz. “Rabbena âtina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azabennar” Kısaca anlamı: *Rabbim bana dünyada güzellikler ver ve ahirette de güzellikler ver, azabın koru.* Dünyayı cîfe (pislik) olarak nitelersek, istediğimizin de elimize geleceğine ve önümüze düşeceğine  inanıyorsak, biz bu dînin neresinde olduğumuzu  düşünüp bulmak zorundayız. Yoksa, Kıyametteki âkıbetimizi, mâlûm hâlimiz belirleyecektir unutmayalım!    LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder

# hizmet

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.