TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

Meyhaneci Kostas’ın keyfine diyecek yoktu. Yıllardır mutluluğuna engel olmaya çalışan, tekerine çomak sokan o derici bozuntusu genci bertaraf etmişti. Artık Kornelya kendi koynunda sayılırdı. Bu iş geç olmuştu ama güç olmamıştı. Çok şahane bir şekilde halletmişti. Oturdu, Kornelya ile evliliklerini düşleye düşleye bir fıçı şarabın dibini buldu. Sızmıştı. Uyandığında ya da ayıldığında gecenin ayazı içine işlemişti. Dizleri, omuzları sızım sızım sızlıyordu. Sepek sepek yatağına doğru gitti. Kalan uykusuna orada devam etti.

 Müşterilerin kendisine seslenmesiyle gözlerini açtı, kapıdan çıktı, vakti kestirmek için havaya baktı, güneşi göremedi. Oysa yanlış tarafa bakmıştı. O sabah güneşini arıyor, oysa tam arkasında güneş ona buradayım, diyordu. Gölgesini görünce şaşırdı, geri döndü. Etrafına bakındı. Gerçekten vakit ikindiyi geçmiş, gölgeler uzamıştı. 

-”Ne kadar çok uyumuşum yahu?” diye mırıldandı. Ve ekledi, “Mutluluktan, mutluluk uykusu... Kornelya’m...”

***

Kornelya, arabanın yuvarlandığını tahmin ettiği yerden aşağılara ağaçlara, dallara, taşlara tutuna tutuna inmeye çalıştı. Ne kadar indi farkında değil. Deriler taşlarda, çalılarda asılı kalmış ama ne arabadan, ne atlardan ne de Alyanos’tan hiçbir iz, hiçbir ses seda yoktu. İnebileceği kadar indi. Daha fazla inmenin mümkün olmadığı yerde durdu. Bir çalının üzerinde yıllar öncesi Alyanos’un kendisine hediye ettiği kırmızı tilki kürkünün aynısının asılı olduğunu gördü. Yavaş yavaş, yuvarlanma tehlikesini de göze alarak kürkü almaya çalıştı. Fakat ayağının altındaki çam yaprağı kuruları kaydı, elindeki kızıl tilki kürkü ile birlikte yardan aşağılara uçtu. 

Gözünü açtığında her taraf kapkaranlıktı. Acaba kör mü oldum, gözlerime bir şey mi oldu zehabına kapıldı. Çevredeki ateşböceklerini, ağaçlar arasından gökyüzündeki yıldızları görebiliyordu. Vücudunun çeşitli yerlerini yokladı, ayağa kalktı sol omuzu ve kalçasından başka ağrıyan yeri yoktu. Alyanos’un da buralara düşmüş olabileceğini varsayarak, seslenmeye durdu. Lakin yakındaki çağlayan suyun sesinden başka bir ses alamadı.

Ağlaya, bağıra ağrılarının etkisi ile de kendinden geçti. Yine bayılmıştı. Uyandığında, üşüdüğünü, ağrılarının daha da artmış olduğunu anladı. Henüz daha sabah olmamıştı. Bulunduğu yeri el yordamıyla yokladı, kızıl tilki kürküne eli değdi. Yanında başka postlar ve deriler de vardı. Bunları uygun şekilde yan yana getirerek üzerine örttü, kimisini altına çekti. Bir parça ısınmıştı. Ağrılarının, acılarının etkisi ile uyuması mümkün değildi. Ama hareket etmeden durursa pek bir ağrısının olmadığını anladı. Öylece sabahın olmasını bekledi.

***

Alyanos’un kim olduğunu kimse bilmeden iki aya yakın Ardıçlı Bark’ta otacı tarafından tedavisi yapıldı. Hasta kendine gelmiş, bedenî sağlığına kavuşmuş ama bir türlü konuşamamıştı. İşaret diliyle anlaşmayı öğrettiler. 

Bir sabah, işaretle gitmek istediğini anlattı. Nereye gideceğini sorduklarında dericilerin bulunduğu kentte ailesi olduğunu anlattı. 

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.