TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

 

Yakında bu barkların güvenliği için kolcular da gelecektir. Canı yanan Tekfurlar, kadın kız, çocuk, yaşlı  demeden saldırıya geçecektir. Sultanın büyük bir ordu ile harekete geçtiği Ahlat’tan gelen bezirgânlarca ifade ediliyor. Orduya karşı duramayan Bizans, halkımıza yüklenecektir. Zaten bir takım Urum eşkıyalar obalarımıza dadanmışlar. Erkeklerin çoğu oba dışında bulunduğu ve savaşlara iştirak ettiği için obalar savunmasız kalıyor. Bunun da bir çaresinin düşünülmesi gerekiyor. Duyduğuma göre Karaağaç düzünde kadınlardan bir savunma gücü oluşturulmuş; Kızlar Ordusu diyorlar.

Atlı, bütün bunları yemek boyunca şaşkınlıkla dinledi. Bilmediği ne çok şey varmış. “Boran Usta boş adam değilmiş.” diye geçirdi zihninden.

Barktutmuş ve yoldaşı atbaşı bir süre iyi yol aldılar, konuşmadan. Yol, Kızıl Düz’den  sonra bozuldu. Peş peşe ve yavaş gitmek zorunda kaldılar. Yokuşu yarıladıkları bir sırada bir çayırlığın baş tarafında bir pınar gördüler. Atlardan inip dinlenmeye durdular, atları da serbest bıraktılar. Atlar bir süre çayırda yavaş yavaş gezindiler, yatıp ağnadılar ve kaşandılar. Gelip pınarın alt ucundaki göletçikten su içtiler. Çayırda otlamaya durdular.

Barktutmuş, yoldaşından  eski barkının ve çevresinin durumu hakkında epeyce bilgi edindi. İki yıl kadar önce bir dericinin atları ile birlikte yardan uçtuğunu, o sırada Ardıçlı Bark’a gelmekte olan bir otacı tarafından bulunduğunu ve kurtarılarak barka getirip tedavi edildiğini, ancak gencin konuşamadığını iyileştikten sonra ailesini bulduklarını, ailesinin Kaysariyalı olduğunu anlattı. 

Kaysariyalı  derici lafını duyunca Barktutmuş bir hoş oldu. Adını sordu. Adam hatırlamadığını, zaten konuşamadığı için el hareketleri ile anlaştıklarını anlattı. Kaysariyalı birkaç tane deri tüccarı aile vardı. Ama Khonas’a pazara giden sadece Alyanos’tu.

-Alyanos mu?

-Hah tamam, Alyanos... Sen nereden biliyorsun.

-Benim arkadaşımdı.

-Nasıl? O, Urum değil mi?

-O zamanlar ben de Urum’dum, Urum adı taşıyordum. Urumca adım Leo idi.

-...

-Khonaslı bir kıza aşıktı. Kızın ailesi başka birine söz vermiş, bu yüzden evlenemedilerdi... Beklemede kalmıştı.

-Dur, lâf başka bir yöne saptı şimdi.

-Ne gibi?

-Barkta tedavi gören bir Urum kızı vardı. Hiç durmadan ağlardı. Kucağında bir kırmızı tilki kürkü, ona sarılır sarılır hıçkırır, bağırır ağlardı. Ağlamasına can yürek dayanası değildi. Barka bir gün bir derviş geldi... Taa Türkistan’dan Uygur’dan gelirmiş, Uygur’muş. Bu kızın ağlamasına o da dayanamadı. Kendisine kamışlardan bir düdük yaptı. Düdüğün sesi aynen ağlayan bir kadın sesini andırıyor. O kıza bu düdüğü çalmayı öğretti. Dedi ki, “Ne zaman ağlamak istersen bu düdüğü çal. Dağlara, kayalara çık, oradan istediğin kadar öttür.” Kız o düdüğü aldı, günlerce dağlarda dolaştı, çeşit çeşit melodiler çıkarmaya başladı. 

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.