TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Cumartesiden devam

Bir gün çobanların yanında bunu çalarken keçiler, tekeler, oğlaklar zıplaya zıplaya oynaşmaya, oyun sergilemeye başladılar. Çobanların hoşuna gitti, aynı düdükten dervişe kendileri için de yaptırdılar. Şimdi bizim dağlarda bu düdük çalınıyor, koyunlar otlamayı bırakıp sese kulak veriyorlar, keçiler ise taş kaya demeden atlayıp zıplayıp yuvarlanıyorlar. Bu düdüğe çobanlar sipsi adını verdi. Öyle büyük bir çalgı değil avuç içine sığdırılabiliyor.

Bu kız daha sonra Müslüman oldu; bizim dilimizi, geleneğimizi öğrendi. “Ben yeniden doğdum.” diye her yerde sevinerek yeni hâlini övgüyle anıyor. Derviş ona yeni bir isim verdi: Almala. Benim evim, ailem burası diyor. Artık eski hâlini bıraktı, kızıl tilki kürkünü de kaldığı odanın duvarına astı.

****

Eski Leo, Barktutmuş olarak dönmüştü eski yurduna. Taş ocağını gözden geçirdi. İşçilere nasıl çalışılacağını, taşların kesilme ve yontulma biçimlerini, boyutlarının ölçüsünü ve daha pek çok konuları bir bir anlattı. Birkaç gün çalışmalara nezaret etti. Her şeyin yolunda gittiğini görünce buraya geleliden beri zihnini meşgul eden şu Alyanos konusunu iyice anlayıp dinlemek üzere yola koyuldu.

Eskiden ıssız yaylalar, tepeler şimdi Türkmen kaynıyordu. Oba oba çadırlar, çadırlar etrafında koşuşturan, ok atma yarışı yapan, koçlara binmeye çalışan küçükler, davar sağmaya giden genç kızlar, yamaçlarda kaval çalan çobanlar... Dağa taşa şenlik gelmişti. Her zaman olduğu gibi Manastır dağının gündoğusu ucundaki Manastıra uğradı. Tanıdığı kimse kalmamıştı. Eskilerden birkaç kişiyi, ruhbanı sordu. Hep buraları terk ettiklerini, Türkmenlerden, Türkmenlerin yerli halka karşı gösterdiği ilgiden rahatsız olduklarını bu yüzden buralardan daha içerilere başkente yakın yerlere göç ettiklerini öğrendi. Türkmenlerin yerli halka karşı gösterdiği yakınlık ve yardımseverlikten niçin rahatsız olduklarını sordu. Aldığı cevap çok ilginçti. “Bu ilgi, ruhbanlara göre Urumlara yapılabilecek en zalimce hareketmiş.” Çünkü onların gönlünü çelip Müslüman olmalarını sağlıyorlarmış. Zaten halk imparatorun ve tekfurların baskısından, vergi yükünden bıkmış... Hatta bazı Türkmen beyleri vergi borcunu ödeyemediği için ceza gören Urumların borçlarını ödeyiveriyorlarmış. Bu ise ruhbanların istemediği bir durummuş. “Merhamet, zulümden daha beter zulümmüş..” 

Bütün bunları Manastırdaki bir din görevlisinden duymak, onu şaşırtmadı. Bezirgân, kendisine dini, cinsi, rengi, milliyeti ne olursa olsun iyilik yapılmasını söylemişti. Demek ki bir bildiği varmış ki böyle öğütlerde bulundu. Bu iyiliğin karşılığı olarak Yüce Yaradan Türkmen’e şu yaylaları nasip etmiş, çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın kız huzur içinde buralarda yaşamakta... Çevrede Bizans’a ait yerleşim yerleri, kaleler, kentler olmasına rağmen hiç de onlardan bir zarar geldiği yok. Tekfurları da bezirgânlar hediyelere boğarak susturuyorlar. 

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.