TEFEKKÜR: Anlamını Bilemediği̇miz Seslenişler

Geceler, her şeyin üstüne siyah bir örtünün örtüldüğü, ıssızlığın, sessizliğin hüküm sürdüğü, bir yaprağın kıpırdamadığı, in ve cinin top attığı, her şeyin uyumaya yattığı, uyumayanların kendisiyle hesaplaştığı, hastaların kâbuslar yaşadığı, herhangi bir korku içinde olanların, ufacık bir kıpırtı ve bir taraftan ışık sızıntısından telaşa kapıldığı geceler! Düşünceleri kararttığı, ümitleri körelttiği, gören gözlerin görmez olduğu, sokakların tenhalaştığı, birçok doğal felâketin gecelerin o en koyu vaktinde olduğu, hırsızların da o anı kolladığı, tilkilerin kümeslere saldırdığı, kurtların ağıllara daldığı, bazı insanların işret hayatı yaşadığı, düşmanın uyumadığı, fabrikaların durmadığı, askerin nöbette olduğu ve gökyüzünde kayan yıldızların merak uyandırdığı geceler. Gece hayatı, insanın yaşadığı ortama göre anlamlıdır. Geceyi şehrin ortasında geçirenle, kenar mahallede geçiren, köyde geçirenle, ovada veya dağda geçiren ayni değil. Ormanda geçirenle, denizde geçiren de ayni değildir. Meselâ, yalnız başına denizde kayığının içinde olanla, ormanın içinde tek başına bulunan veya kalanların ayni duygu, korku ve endişeleri paylaşmadığı bir gerçektir. Bir de bunları en iyi anlayanlarda düşünenler değil yaşayanlardır. Elbette, hikâye ve masallarda anlatıldığı, romanlarda okunduğu ve filmler de seyredildiği gibi değildir. Evet, bazı yazarlar en güzel yazıları gece yazarlarmış, bazı şairler de şiirlerini. Duygular geceleri daha yoğun daha canlı oluyormuş diyorlar. Çünkü, geceler sessiz, salim ve asûde geçen zamanlardır. Ruhun, hikmetlerle buluştuğu anlardır.

Neyse, ben de geceleri pek uyumayanlardanım, geceyi dinlerim, sessizliğini ve ıssızlığını, çok hoş ve lâhûti duygular uyandırır gönül hanem de. Muhiddin-i Arabi tasavvufunun deruniliği, akleden kalbin tefekkür ufkuna çeker insanı.  Ama, işte o zamanlarda bazen çok uzaklardan bir eşek anırma sesi gelir, gecenin sessizliğini ve ıssızlığını yırtar. Ardından bir başka uzaklıktan bir köpek havlaması buna cevap verir ve düşünce başka ufuklara kayar. Eskiden, ovada yanık türküler ve uzun hava çekenler olurdu, dağdan da kaval sesleri yankılanarak  çevreye yayılır, o anda duygulanan bir aşığın tiz bir ıslık sesi duyulurdu. Artık bu bir habermidir! Yoksa yanan bir yüreğin  hasret feryadımıdır? Tabi ki, ancak erbapları bilir. Bazı gecelerde baykuşların uğultulu ötüşleri, çakal ve kurtların bunlara uluyarak cevap verişleri olurdu. Çoban köpekleri bunları duyarda hiç durur mu basarlardı yaygarayı. Ama, bunların hepsi mazide kaldı, dağlarda bile bunları pek sık duymaz olduk. Şimdi, şehirlerde sokak köpekleri bazen komvoy oluşturuyor ve koşup bağrışıyorlar, bazıları da ezan okunurken uluyor. Buna kızanlar ve türlü çeşit anlam verenler oluyor. Hepsi uyduruk, aslı-astarı olmayan hurafe ve efsaneler. Onların havlamaları da ulumaları da duygularının dışa vuruş hali olabilir. O anda ne hissediyorlar bilmiyoruz, kehanette bulunmaya gerek yok, Allah öyle yaratmış havlayacaklar ve uluyacaklar, yaradılış özellikleri bu. Horozlar da ötüyor, sabahın ilk ışıklarında başlıyorlar ötmeye, bazen aralıklı olarak bütün gün öttükleri bile oluyor.

Bir süredir sabah namazı vakti ötmeye başlayan bir Kumru var, hiç kesintisiz yarım saat âdeta soluk almadan ötüyor. Sonra aralıklı olarak en az yarım saat daha ötüyor ve susuyor. Sadece bir kumrunun öttüğünü duyuyorum. Çocukluğum da köyde iken bunların koroyu andıran ötüşlerin hatırlıyorum. Sabahları huu-guuk, öğleye doğru da gu-guuç-uk diye öterlerdi. Ama bu kumru bir hayli zamandır ötüyor. Kaç gün oldu ötüyor bilmiyorum. Her sabah huu-guuk diye ötüyor, öğle veya daha sonra öttüğünü hiç duymadım. Sanırım tahminime göre bu kuş ya kumru değil veya kumrunun bir başka türü. Tahminim de şuradan kaynaklanıyor, şubat ayı sonu veya mart ayı başlangıcı olabilir bir ikindi üstü, apartmanın bahçesinde ve ikamet ettiğimiz dairenin balkonunun sol köşesinde şeftali ağacımızın dalına Kumruya benzer iki kuş geldi kondu ve biraz eğlenip gittiler, bunu üç-dört gün tekrar ettiler ve bir daha da dönmediler Ben bunu bir iki arkadaşa sordum, arkadaşın biri benim bahçeye de geldiler, onlar göçmen kuşlar dedi. Demek ki, bizim yöremizi sevdiler ve buradan gitmediler. Bunların hepsi bir tarafa normal sayılabilir, esas benim ilgimi çeken, sabah ezanından az sonra ötmeye başlaması ve ötüşünü de yarım saat hiç aralıksız devam ettirmesidir. Yüce Allah hayat kitabımız Kur’an-ı Mübin’de bazı surelere “Yüsebbihu lillâhi mafissemavatı vel erdı..... veya Sebbeha lillâhi mafissemavati velerdı...” diye başlıyor. Yani, *yerde ve gökte ne varsa herşey Allah’ı tesbih eder. Ama, siz onların tesbihlerini anlayamazsınız!* Tesbih nedir? Allah’ı noksan sıfatlardan ayırdetmek, eşi, benzeri ve ortağı olmadığını ifade etmektir. En büyük günah olan şirkten sakınmaktır. O zaman, sabaha nasıl uyandığımıza bakalım ve düşünelim diyorum. Hoşça kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# sokak

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.