TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

Buradaki çalışmaları gördükçe hayrete düşüyorlardı. Kadın, kız, erkek, çocuk hepsi de güleç yüzleri, sevecen tavırlarıyla, her zaman insana insan değeri veren yapılarıyla huzura huzur katıyorlardı. İnsanın şu Ardıçlı Bark’tan ayrılası gelmiyordu.

Üçüncü gelişlerinde Alyanos’u da getirmişlerdi. Yine Ardıçlı Bark’ta ağırlanmışlar, Alyanos’un tedavisinin nasıl yapıldığını anlatmışlar, Alyanos ise bunları dikkatle dinlemiş, olanları hatırladığını ifade eden işaret ve mimikleriyle onaylamıştı. Bir ara Civciklik’ten bir müzik sesi duyuldu. Bu ses o zamana kadar duymadıkları bir müzik aletine aitti. Önceleri bir kuş bağırtısı veya yaralı bir hayvan sesi gibi geldi. Ama çok geçmeden melodisinin o kadar yanık ve dokunaklı olduğu hemen anlaşıldı. Alyanos’un babası Otacı Eriş Dede’ye dönerek:

-Bu nedir ki? Hoş bir müzik...

-Buraya yeni geldiğim sıralarda Khonaslı bir garip kızcağızı tedavi etmiştik. Etmiştik değil, etmeye çalışıyordum. Bir türlü sağlığına kavuşamamıştı. Benim otlarım, emlerim bir yere kadar sakinleştiriyordu. Ötesi, kızın ruhsal bunalımlarına çare bulamıyordum. O günlerde buraya Türkistan’dan bir derviş geldi. Derviş, kendi hâlinde, etliye sütlüye karışmaz, bol bul düşünür... Ne düşündüğünü, neye düşündüğünü bilemiyoruz. Ben, bu adam da tedaviye muhtaç biri herhâlde diyor fakat ne yapacağımı bilemiyordum. Bir gün Hızır’ın Taşı adını verdiğimiz kayanın başında garip bir düdük çaldığını işittim. Daha doğrusu düdük sesine doğru gittim. Baktım bizim derviş elinde küçücük bir aletle olmadık sesler çıkarıyor, çıkardığı ahenkli sesler içimizi yırtarcasına titretiyor. Hayretle karşıladım. O düzenden düzene geçerek devam etti. Nihayet Khonaslı kız da koşa koşa Hızır’ın Taşına geldi. Karşıda durdu, dinledi dinledi... Sonra düdüğün ahengine uygun biçimde bir ağlama mı desem, öyle bir seda ile bağırmaya başladı ki hepimiz içlendik, ben bile ağlamaya durdum. Derviş yerinden kalktı, yavaş yavaş ağlamakta olan kızın yanına geldi. Düdüğü ona verdi. Son çaldığı nağmeyi öğretti. Kız o düdüğü aldı, kırlara bayırlara çıktı gitti. Bir ay kadar sonra döndü geldi. Yüzüne kan, dizine can gelmişti. Bize dağlarda kendi kendine geliştirdiği nağmeleri sırasıyla seslendirdi... İçimiz eriye eriye dinledik. En sonunda bir başka oynak bir havaya geçti. Biz yerimizde duramadık kadın erkek, çoluk çocuk, aşçısı çamaşırcısı ve ustalar da dâhil olmak üzere oynayıp zıplamaya başladık. O kadar kendimizden geçmişiz ki kızın yorulup üflemeyi bıraktığını bile geç fark ettik.

Kız, karşımıza geçmiş bize gülüyordu.

O günden sonra kız bizim barka katıldı. Sağlığına kavuştu. Benim onca otacı bilgilerimin çözemediği sorunu dervişin bir düdüğü halletti. 

-Bu kız nerede şimdi?

-Barkın oğlaklarını otlatmaya gitti. Akşama gelir.

-Burada mı kalıyor?


Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.