TEFEKKÜR: NERDE, NE ARADIĞINI BİLMEK LÂZIM

İnsan, bazı konularda şartlanıp kendi ile problemli ve kavgalı olursa, toplumla uyumlu hâle gelmesi zordur. Bu, kendisini sorgulamaması, muhasebe etmemesi anlamına gelir ki, kendisiyle barışık olmayan başkalarıyla nasıl dost olsun? Öğrenip bildiklerini birde kendisi yargılayıp doğrulayacak, aklına yatıp ikna olacak, şüphe ve tereddütleri ortadan kaldıracak ve huzur bulacak. Aslında burada bile saplanıp kalmayacak, yeni gelişmelere açık ve hazır olacak. Çünkü, hayat devam ederken, hareketlilikte devam ediyor ve hiçbir şey yerinde durmuyor demektir. Az önce öğrendiğin, biraz sonra öğreneceğin ile çelişebilir. Çünkü, hareket demek, bir yenilik ve ayni zamanda yıpranma da demektir. İnsanın hareketliliğinde hayâl, arayış, düşünce, merak ve bilgi vardır. Bunlarda yeni oluşumlara yelken açmak demektir. Bunları insanın fıtratına koyan Allah’tır, bunların ucu her zaman açıktır, muhatabı da bütün Kâinattır. Muhtevasının sınırlarını ancak Allah bilir. İnsanın bunlardan ilim, irfan ve bilgi alarak oluşturduğu robota yapay zekâ ve bir takım özellikler koyması, kendi kapasitesi ve potansiyeli çerçevesindedir. Bu nedenle, kendisini Allah’la eşitlemeye kalkmamalıdır. Çünkü, o seviyeye gelmesi mümkün değil, ancak kendi geliştirdikleri noktada durması da doğru değildir ve devam etmesi gerekmektedir. Bu alanda bazı katı materyalist kafaları görüyoruz, okyanusun balıklarının sayısını bilmiyor, ama ben okyanuslar yaratıyorum diyor. Demek ki, bu kişilerin kendileri ile problemleri var, o zaman problemlerini çözmeliler. Sonra, zaten kıt olan akıllarını da belki, bıraktığı yerde unutmaktan da kurtulurlar. 

Bazı insanlar vardır, kutsadıklarına toz kondurmazlar, bilmeyerek şirke kapıcılık yaparlar, bazılarının da idol denilen ikonaları vardır, şirki es geçip küfre post atmışlardır. Kimileri de bazı mucit ve filozoflara söz söyletmezler, onların mukallitliğini yaparlar. Onlardan aldıklarının üzerine bir şey koyduklarını göremezsiniz. Hor gördüğü kendi kültürünün şeref levhalarına çamur atarlar. Onların, ülkemizdeki ilim ve bilim adına olan teknolojik gelişmeleri taktir ve teşvik ettiklerini göremiyoruz. Ama, bu gelişmelerin İlâhi potansiyelin tezahürü olmasının minnettarlığı noktasındaki duadan bile rahatsız olduklarına tanık oluyoruz. Düşünüyorum da, insanın maddi yapısında çok kıymetli bir madde var, insan onu başında taşıyor ve o çok korunaklı bir yerde bulunuyor. İnsan onunla Kâinata ve kâinatın hâlikına muhataptır. O, sağlıklı çalıştığı müddetçe, insan da sağlıklıdır, bu süreçte insan hayal kurar, fikir üretir, plan ve projeler yapar, keşif ve icatlar da bulunur. İlim adamı ve bilim adamı olur. Ancak, o madde sağlıklı çalışmaz veya çalıştırılmazsa insan huzurlu ve mutlu olamaz. Bu, maddi ve manevi her iki açıdan da böyledir. Diğer organlar gibi ona müdahale edemezsiniz ölür, o öldüğünde de insan ölür. Durup çalışmayan o maddeyi çalıştıracak bir metot ve bir imkân halâ  bulunamadı. O madde “BEYİNDİR” çok hassas ve naziktir, müdahalede azami dikkat ister; der, işin uzmanları. Ama, bir hayati organımız daha var, vücudun makine dairesinin merkezinde olan kâlp, o durduğunda, bazen bir takım müdahalelerle yeniden çalışır ve çalıştığına da zaman zaman tanık olmuşuzdur. Tabi onun da bir ömrü var, kesin olarak durduğunda o zaman da insan ölür.

Evet, akıl ve kâlp, (Akleden kâlp) herkes bu sözden ne anlar bilmiyorum. Benim anladığım, beyin, aklın, bilginin, düşüncenin ve bunlardan meydana gelen üretimin merkezi. Kalpte bu merkezi çalıştıran ruh, irade ve vicdanın komuta kademesi. Bana, akleden kâlp ifadesi, bunları hatırlatıyor. Veya ben böyle anlıyorum da diyebilirim. Elbette bir başkası, başka türlü anlayabilir. Temsilde hata olmasın, kaptan köşkünde Ruh olabilir. Çünkü, Yüce Allah yarattığı insana ruh verdiğini ifade ediyor. Ama, yarattığı başka varlıklar hakkında, onlara ruh verdiğinden bahsetmiyor. Bu, insana özel bir istisnai durum oluyor. Burada, materyalist gözlükle tabiata bakıp, tab edeni görmeyeni hesaba katmıyorum. Varsın o görmemekte dirensin, bir gün gelir ona da gösterirler. Neyse, biz yolumuzda yürüyüp düşünmeye, hayallerimizi yeni yeni bilgilerle süslemeye devam edelim. Ama, ilim adamı ile bilim adamının farklılığına da dikkat etsek iyi olur. İlim adamı, yeni bir fikir, görüş, plân ve proje üretendir. Bilim adamı bunları yerine göre dizayn edip, ifade ediliş şekilleriyle hayata kazandırandır. Bir adam da bunların her ikisi de bulunabilir. Ne mutlu bunların hepsine sahip olanlara diyor ve saygılar sunuyoruz. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.