TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Cumartesi’den devam

 Çünkü yaşanan olaylardan sonra kitapların başına benzer bir durum olmaması için tedbir olarak gizli tutulmuş. Nereye ve hangi kütüphaneye verildiği belli değilmiş. 

Elindeki yazma kitabı ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremedi. Bir sabah kitabın aslını görmek ve incelemek için kilitlediği yerden aldı. Özenle plastik torbasından çıkardı. Kabı kopuk olduğu için son sayfaya gözü takıldı. Bu sayfada işlek bir el yazısı ile üç dört satır vardı. Biraz silikçe olduğu için bilgisayarda tararken dikkat etmediğinin farkına vardı. Aydınlıkta daha iyi inceleyebilmek için pencere önüne geldi. Işığa karşı tuttu. Üstteki satır iyi okunamıyordu. Ama alttakinden bu kitabın devamının bir yerde saklı olduğu yazılı idi. Yazı iyice silindiği için kelimenin baş tarafı okunmuyor, ancak sonunda “...lası” yine silik yer ve devamı “...iler ocağ...” şeklinde devam ediyordu. Yazıya dikkat etti. Kitabın içindeki hattan çok farklı idi. Birleştirmeler ve harflerin asıl karakterleri yayvanlaştırılmıştı. Kitabın içinde buradaki eksik kelimeleri çağrıştıran, boşlukları dolduran ifadeleri düşündü. Sonunda buldu: “Kayı Yaylası, Gaziler Ocağı...” 

İpucu yakalanmıştı. Şimdi bu Kayı Yaylası’nın bugün neresi olduğunu belirlemek gerekiyordu. Kitapta geçen isimleri alt alta yazdı:

Khonas, Kaysariya, Kızık Beli, Çal Dağı, Karadağ, Söğüt Yaylası...

Bilgisayarın başına geçti arama motorundan önce Khonas’ı aradı. Kolayca buldu, bugünkü Honaz’ın eski yeri. İş kolaylaştı. Bıçakçı Mustafa Ali veya bir zamanlar yardıma gönderdiği adamla bu işi kolayca halledebileceğini düşündü. “Onu arayıp bilgi alır ve gerekirse gidip yüz yüze görüşebilirim.” düşüncesi rahatlattı. Kitabı yine özenle plastik tobamsı şeye sardı, bantla ağzını yapıştırdı ve götürüp dolaba kilitledi.

Aradığı yeri zihnen bölgesel olarak tasarladı. Sonra bir karayolları haritasından inceledi. Yatağan’a gidip Bıçakçıyı bulmak gerektiğine karar verdi. Rahatlamıştı. Hiç olmazsa nereden başlayacağını keşfetmişti.

Yine eski kitapların peşinde

YOL, köy yolu olmasına rağmen asfalttı. Yatağan’dan kuzeye doğru bahçeler arasından geçip de karşıki dağların dibine varınca tırmanma başladı. Araç kimi zaman iki, kimi zaman da birle hırlamaya başladı. Dönemeçler, yokuşlar tırman tırman bitmek bilmiyordu. Bir yerde kocaman bir kaya önlerine çıktı. Yolu bir eşkıya gibi kesmişti. Dereye doğru uzanan burnun altı biraz oyulmuş, bir araç geçecek hâle getirilmiş. Tam burunun dibine geldiklerinde karşıdan bir kereste yüklü kamyon göründü. Mustafa Ali, ustaca aracı durdurdu ve geriye gitmeye başladı. Çünkü kamyonla kendi araçları yola sığmaz. Kamyon geri geri gidip yol açamayacağına göre iş Mustafa Ali’ye kalmıştı. Kamyon durdukları yolun genişçe yerinde geçti, sürücüsü geçerken teşekkür babından bir havalı korna çalıp selam verdi. 

Yollarına devam ettiler. Mustafa Ali, kayanın burnu altından geçerken anlatmaya başladı:

-Bu geçtiğimiz yolun başı Dalaman’a dayanıyordu. Bir zamanlar NATO yolu olarak planlanmıştı. Dalaman’dan başlayıp Kaklık’ta Ankara yoluna bitişecekti. O zamanki teknik bakımından Rusların gözünden uzak bir askerî ulaşım yolu olarak düşünülmüştü. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.