TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam


-Kim o?.. 

-Veli Dede evde mi? Ben muhtar Zeki... Bir misafir getirdim.

Az sonra yeni yetme bir genç kapıyı açtı. Muhtar ve iki yabancı avluya girdiler. Yukarı hayattan yaşlı ve öksürüklü bir ses:

-Buyurun, buyurun... Buraya... Çıkın çıkın...

Basamaklarının her biri ayrı telden çalan merdivenden tırmandılar. Hayata ulaşınca usul gereği ayakkabılar çıkarıldı. Veli Dede’nin eli öpüldü. 

-Hoş geldiniz evlatlar.

-Hoş bulduk.

Eliyle saçak altına balkonumsu çıkma hâlinde ustaca yerleştirilmiş soğukluğu işaret ederek buyur etti.

Soğukluğa yayılmış kara çul yaygının kenarlarına sıralanmış hasır yastıklara yaslanarak dizilip oturdular.

Merhabalar, nasılsınızlar, iyiyiz, siz de iyisinizdir inşallahlar bir bir misafirlerle ev sahibi dede arasında geldi gitti. Muhtar:

-Veli dede... Arkadaş buraya bir şeyi araştırmak için gelmiş. Bizim konu ile ilgili bilgimiz çok az. Yarım yamalak... İşin doğrusunu ve çoğunu siz bilirsiniz diye getirdim size. İşin aslını arkadaş anlatsın size...

O arada köy ikramı başladı. Bir yandan da Turan Karluk, Dede’ye konuyu etraflıca izah etti. Buradaki Tekke’nin kuruluşunu anlattı. Kara ardıçtan söz edince Dede, Tekke’nin arka duvarının dibindeki siyahlıkları gösterdi.

-Şurada bir ardıç olduğu söylenirdi. Bak şu kökler ona aittir. Tekkenin duvarı zarar görmesin diye kimse dokunamıyor, biraz da dede çarpar diye korkuyorlar.

Hep beraber soğukluktan sarkıp aşağıya baktılar. Turan Karluk, daha uzaktan kitapta okuduğu ve Barktutmuş’un koyduğu yontma taşlarla örülmüş duvarı tanıdı. Artık aradığı yerin burası olduğuna iyice kanaat getirdi. İhtiyarı dinlemeye durdu.

-Buraya çok önceden, gâvur zamanında bir derviş gelmiş, bu tekkeyi kurmuş. Değirmenleri işletmişler. Daha sonra gâvur gelmiş buraları yakıp yıkmış. Bu taş binayı yakmışlar ama yıkılmadan kalmış. O zamanın âdetine göre böyle derviş gibi büyük adamlar, yaptıkları binaların içini gömülürmüş. O dervişin yüzü suyu hürmetine olmalı bu bina yıkılmamış. Düşman gittikten sonra halk düzenleyip üstünü gördüğün gibi kırık derik tahtalarla örtmüş. Tahtaların uçları yanıktır. Ta o zamandan kalma. Çürümez de...

- Bin seneyi geçik...

-Daha sonra Konya’daki Sultan buraya kendi sülalesinden bir obayı göndermiş. Gelip bizim yaylalara konmuşlar. İçlerinden çiftçilik etmek isteyenler buraya inmiş, eski yanmış yıkılmış binaları yeniden onarıp ev yapmış yerleşmişler ve bu köy o zamandan beri var.

-Yani en az dokuz yüz yıllık...

-Bilemem ama mezarlıktaki bir mezar taşındaki tarihe göre sekiz yüz yıllık... Bu taş daha sonraki yıllara da ait olabilir. Senin aradığın kitap mıdır, defter midir, her neyse... Bizim atalarımız da bu köy kurulurken şu gördüğün yamacı mekân tutmuşlar. Şimdi gördüğün gibi hemen hemen bir mahalle kadar olduk. Şu yoldan üst yanı öteki derenin içine kadar bizim sülale... 

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder

# sahibi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.