TEFEKKÜR:DÜNYEVİLERİN KURGULADIKLARI TARİH

Düşünüyorum da, şu müslümanlar ne kadar da çok az şeye kanaat ederek yaşamışlar. Bir lokma, bir hırka hakikaten akılları dondurmuş, merakları söndürmüş, sa’y ve gayretleri durdurmuş. Allah’ın, uyanmaları için gönderdiği kutsal metinleri, uykularına ninni yapmış. Bunlar bu yaptıklarıyla öğünmüşler, en ulu yol gösterici olarak görünmüşler, insanlığın da kahir ekseriyetini arkasına almış yürümüş!.. Yürümüşler!.. Bu günlere gelinmiş. Ama artık, takke düşmüş ve kel görünmüştür, uyuyanlar da uykularından uyanmaya başlamışlar. Gecenin o en ıssız ve sessiz sır vaktinde Kâinatın hâlikînın, sahibinin ve hakiminin,  kâlpleri intibaha ve inşiraha getiren, Oku!.. Emrini, gecenin zindan karanlığının gizemli noktasında, şafağın gündüz aydınlığını veren ok ışığının çıkış tayfını asrın idrakinde okumak için bilimsel plâtformlara çıkanları görüyoruz. Tarihin karanlık noktalarını aydınlatanlar, insanları doğru yoldan saptıranların sapaklarına dikilip, dur!.. Burası çıkmaz sokak diyenler ve gerçekleri örten yalan kapaklarını açanlar ve Sıratımüstekime korkusuzca çağıranlar ve bu yolda emin adımlarla yürüyenler  var artık. Dünyevileşenlerin, yalan üzerine kurguladıkları insanlık, ilim ve bilim tarihleri, Kur’an gerçekler karşısında, saçaklardan sarkan buz kütlelerinin güneş ışığından döküldüğü gibi dökülüyorlar. O yalan uyduların yörüngelerine girenler, aldandıklarını ve yanıldıklarını anladıkça, hakkın ve hakikatin etrafında odaklaşmaya ve  gerçeği haykırmaya başladılar. Çünkü, güneş balçıkla sıvanmaz, başını kuma sokmakla gerçekler örtülmez ve sırtını doğruya dönmekle doğru yok olmaz. Gerçeklere gözünü kapayan ancak kendisini aldatır.

Dünyanın yaratılış tarihi, insanlığın var oluş tarihi, ilim ve bilim tarihi. Kime göre ve neye göre? İnsanın düşüncesine, anlayışına, keşfine, buluşuna ve karar verişine göre değil mi ve ona dayanmıyor mu? Doğruluk derecesi, gerçeklik seceresi ve isabet semeresi hepsi insana ait. Bu konuda başka bir güç, bir bilen ve bir irade sahibi olan var mı? Var elbette, Kur’an-ı Kerim. Ama, dünyevileşmeyi benimsemiş olanlar için yoktur, sadece onlar bilir, kendilerince güç ve irade onlardadır veya yine kendilerince kozmos dedikleri faili meçhûldedir. Bu zihniyete Sekülerizm diyorlar, ben türkçesini söylüyorum dünyevileşenler diyorum. Bunlar, dünyayı kendilerine tek yaşam merkezi seçenlerdir. Her şeyi kendi görüş ve düşünüş şekline göre biçimlendiren ve bunu sonra bilimsellik kalıplarına dökenlerdir. Onlar, asırlardır bu zihniyetlerini hurafe ve efsane kurgularından, tarih üreten, bilimsel veriler katagorisi türeten, uygarlık uzmanlarıdır. Bunlar, dünyevileşmelerine eleştiri getirenleri ilkellikle, gericilikle ve yobazlıkla suçlayanlardır. Bunlar, insanlığın var oluş tarihini maymun türünün, adını kendilerinin koyduğu Urangutan cinsinden, bilmem kaçıncı boydan sonra evrimleşip insana dönüştüğünün serüvenini yazdılar, okuttular ve bunu bir iman esası gibi inanılmasını dayattılar. Teorileri, kanunları bile aşıp tabulaştırdılar. Eleştirel akıla ve akleden kâlbe giden yolları kendilerince tıkamaya çalıştılar. Ama, artık maymun gözünü açtı.

       Bu faraziyeye takılmayan, kapılmayan ve bu görüşle zihni çarpılmayan çok az kişi kaldı. Taş devri, tunç devri, maden devri dediler, taşları yonttular, cilaladılar, insanların dillerini bağlatıp, kayalara yaptırdıkları resimlerle anlaştırdılar. Tanrıya kul olmayı kötüleyip, kendilerine köle yaptılar. Panayırlarda hayvanlar gibi teşhir ettiler ve sattılar, bunları ve daha bir çok saçmalıkları, zulüm ve haksızlıkları uygarlıklarının malzemesi yaptılar. Bu tarih serüvenlerine din dışı bilimsel isimler taktılar, birçok dindarları bile bu masallara inandırdılar. Yazdıkları dünya tarihinde olayların dinle kesişmemesine önemle dikkat ettiler. Örneğin firavunlardan bahsederken Hammurabi’nin kanun tabletlerini zikrettiler, çağdaşı İbrahim peygamberin mimarlık ve mühendislik bilgisiyle Kâbe’nin imarından söz etmediler. Nuh’un gemi mühendisliğinden, Süleyman’ın dünya yaratıklar hükümdarlığı ve kimyada çok ileri gelişmişliğinden ve birçok yaratık üzerindeki gizemli bilgi potansiyelinden, Davut Nebi’nin musikideki üstatlığından, demir bükme gücü ve sanatından, Yusuf Nebi’nin ekonomi uzmanlığından ve Hz. Muhammed’in insan yetiştirmedeki üstün ahlâk abidesi eğitici Uzmanlığına, yazdıkları dünya insanlık tarihinde yer verdiklerini görmedik. Neyse, daha fazla uzatmadan size son bir örnek, yıllarca okutulan Emin Oktay tarihinde, Atalarımız Orta Asya’dan buraya kıtlıktan, huzursuzluktan kaçıp geldiklerini okuduk. Oysa, ecdadımızın Türk dili, dini ve tarihi, fars dili ve edebiyatı tahakkümü altında olduğundan, Orta Asya’da Hoca Ahmet Yesevi direktifiyle Anadolu’ya akınlar oluyor. Bu gerçekleri sonra öğreniyoruz. Hacı Bektaş veli, Yunus Emre, Taptuk Emre ve Hoy’lu Nasrattin Mahmut’tan (Nasrattin Hoca) gibi kişiler, o tahakkümü durdurmak, dilimizi ve dinimizi Fars dili edebiyatı asimilasyonundan kurtarmak için Anadolu’ya gelmişler. Daha fazlası da var, ama onu da merak sâikınıza bırakıyorum. Anadolu Selçuklu Tarihini araştırmakla ve Osman Turan’ın eserlerini okumakla araştırmalarınıza başlayabilirsiniz. Esenlikler dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.