NÜKTEDAN: YAHUDİ ZİHNİYETİNİN DÜNYA HAKİMLİĞİ

Sevgili dostlar, insanlık tarihinde kurulan, yıkılan medeniyetler, temelde bir takım değerlerin üstüne teşekkül ederek tesis olmuştur. Çünkü, kıymet hükümlerinin odaklaştığı noktalar, insanlığın kümeleştiği mekanlarda tezahür eder. Yaşama değer katan kıymet hükümleri insanlara hedefler koymasını ve bu hedeflere ulaşma idealini aşılar. Sonra da bu ideal uğruna mücadele verir, dolayısıyla bu mücadelede kutsiyet kazanır. Her idealist bu kutsiyette konumuna göre yerini alır ve görevini yapmaya çalışır. İnsanı dünyaya bağlayan ve yaşam şevki veren işte bu kutsiyettir. Bu kutsiyette dindir. Çünkü, dine dayanmayan kutsal olmaz. Kutsalın kaynağı da Allah’tır. Farklı dillerde telaffuz edilse de, ya Tevhid de tek Allah inancında karar kılınmıştır veya şirkte farklılığa dayanan ilâhlar katagorisine inanılıp bağlanılmıştır. Yani, her insanın bir Allah inancı vardır, doğru veya yanlış. Oda onun kendisini bağlar ve bu inancına göre de dünya hayatını sürdürür. Bütün insanlar yaşam çerçevesini bu eksen üzerinde farklılıklar oluşturarak milletlere ve devletlere bölünmüşler. Her millet ve devlet kendilerine göre farklılıkları sistemleştirmişler. Tarihte, insanlık ne zaman bu ayrışmaya başladılar bilmiyoruz. Ama, kesin ve sert çizgilerle kendilerini bütün insanlıktan ayıran ve üstünlük kompleksiyle araya duvar ören bir toplum var İsrail/Yahudi. Onlar bu ayrımcılığına Hz. İbrahim’in oğlu İshak’la başlamış ve sürdürüyorlar. Bu, sistematik ideolojilerini dine dayayıp, hurafe ve efsaneleri müeyyideleştirmişler. Öyle bir duruma getirmişler ki, kendilerini akıl almaz bir çıkmazın içine sokup hapsetmişler. Geçmişten toplayıp sakladıkları o bir takım sırlar hazinesinin içinde yüzmektedirler. Din haline getirdikleri bu gizemli inanışlarını kimseyle paylaşmıyorlar.

Aziz dostlar, Yahudi milleti ile ilgili çok kitaplar yazılmıştır. Onların gizemli dünyalarına girmek kolay değil, ama onların içinden bazı o gizemli yaşama tahammülsüzler bir takım itiraflarda bulunmuşlar. Onlardan öğrendiklerimiz ve son ilâhi mesaj Kur’an-ı Kerimin onlardan bahsetmesi, insanı düşünmeye sevk ediyor. Asırlardır yaşanmakta olanlar ve zamanımızdaki yaşanan gerçekler, böyle bir toplumun içine kapanık gizli hesapları, insanlığın başına ne belalar açıyor gördükçe ve duydukça insaf ve iz’an adına diliniz tutuluyor. Öyle ki, şeytanı bile yarıyolda bırakacak ırkçılık saplantıları, kendilerinin dışında bütün insanlığı zatı âlileri! için kapı-kulları olarak gören ve vadedilmiş toprakları geç! Dünya hükümdarlığına gitmekte olduklarını iddia etmeleri nasıl bir ihtirastır? Dünya ekonomisi ve siyaseti üstünde etkin rol oynamaları ve daha başka sektörleri kendi çıkarları istikametinde kullanmaları, başta Hıristiyan âlemini dümen sularına çekmeleri, müslümanların uyanmalarına yetmiyor mu? Lütfen, düşünün!.. Filistinlilerle mücadeleleri hergün dünyanın ve medyanın gündeminde. Bunların esas ağa babaları İsrail de yaşamıyorlar, kitaplardan ve internetten öğrendiğimize göre bunlar başka ülkelerde oturdukları saraylarından hükümlerini yürütüyorlarnış. Bunlar üstün ırk, saf kan, seçilmiş ve soyları tanrılara dayanıyormuş. Bunların atası dünyanın dışından gelmişmiş. Olmaz böyle şey mi diyorsunuz, olup-olmamasını tartışmak önemli değil, bunlara inanıp dünyayı fesada verdiklerini görüyor ve yaşıyoruz. O zaman demek ki, bilmek yetmiyor, karşıya geçip o safsatalara, dolap ve tuzaklara, hakla donatılmış güç ve teknikle karşı koyup, hayat hakkı tanımamak lâzım.

Değerli dostlar, bütün bunların çaresi, def etme nişanesi ve ıslah etme reçetesi hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de var. Ama anlayarak okumak, anladıklarını da yaşama sokmak gerek. Önce, rahatsızlığı teşhis etmek, bunun için olayın kaynağına inmek, başlangıcını, seyrini ve ulaştığı noktayı iyi ve doğru belirlemek gerekiyor. Buna da Kur’an’dan bakarak başlamak, dikkat ederseniz Kur’an da en çok adı geçen Hz. Musa Peyganberdir. Bunlarla mücadelesinde yaşananlar çok iyi analiz edilmelidir. Kendilerine dayandırdıkları temel kaynak, Hz. İbrahim peygamberdir. Biliyorsunuz, Hz. İbrahim’in iki oğlu vardır, biri Hz. İsmail, ikincisi de Hz. İshak ikisi de Peygamberdir. Hz. İshak Yahudilerin atası ve Beni İsrail’in başlangıç noktasıdır. Hz. İsa dahil bir çok peygamber Hz. İshak kolundan gelmiştir. Hz. İsmail kolundan ise, sadece Hz. Muhammed Aleyhisselam gelmiştir.Yahudilerin o meşhur ideolojilerinin başlangıç noktası buradan genetik inanç iddialarıyla başlıyor. Genetik, asilkan ve seçilmiş soy inancını ret eden birçok peyganberi öldürmüşlerdir. Kudüs onlar için dünyanın merkezidir, inançlarına göre birgün dünyayı buradan idare edeceklermiş. Burada dikkat edilirse yine çok önemli bir nokta var, Hz. İbrahim ve İsmail’den sonra, Hz. Muhammed Aleyhisselâma kadar Beni İsrail’den hiçbir peygamberin Kâbe ile anıldığını, bizim meal ve tefsir yazanlarımız dahi meal ve tefsirlerinde bahsetmiyorlar. Neden acaba? Hz. Muhammed’i miraç olayı da dahil Mescid’i Aksa’ya ve oradan da göklere çıkarıp, Hz. Musa ile bir Namaz vakitleri meselesi ihdas ediyorlar. Ama, Tevhidin Kıblesi Kâbe, Hz. Musa dahil hiçbir peygamberle ilişkilendirilmiyor. Enteresan değil mi? Evet, gerçeklerin böyle olmadığını araştırıp öğrenelim. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle.                          LEBİD 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.