TEFEKKÜR : KUTSALLIK, SEÇİLMİŞLİK VE SIRLAR!..

İnsanların, insanları sınıflandırdığı bir dünyada yaşıyoruz. Yaradılıştan bütün insanlar ayni fiziki yapıya sahip, ayni ihtiyaçları paylaşıyor. Yok birbirimizden farkımız, derilerin renkleri farklı olsada, bütün alanlarda ortağız. Organlarımız eşit, hepimiz yer, içer boşaltırız, doğar, büyür ve ölürüz. Parmak izlerimiz farklı, genlerimiz farklı, kilo ve boylarımız farklı. Ama, bunlar arada bir ayrımcılığa ve sınıf farklılığına neden olamaz. O zaman, nedir o bazı insanların kutsallığı, seçilmişliği ve bir takım sırlara vakıf olduğu ayrıcalıkları? Köleler ve efendileri, asiller ve serfler, kutsal kişiler ve sıradanlıklar, seçilmişler ve uşakları, sırları olanlar ve onlara sadakatlar ne oluyor? Kim vermiş onlara bu ayrıcalıkları, bütün insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler diyen dinin salıklerinde de bunlar var. Doğarken daha bu özellikleriyle doğanlar var, doğduktan sonra bu özelliklere kavuşanlar var. Karşılarında secdelere kapananlar, varını-yoğunu uğruna feda edenler var ve hatta uğruna can verenler var. Nedir bunlar Allah aşkına! Buda yetmiyor, eşyalar kutsallaşıyor, insanların giydikleri, kullandığı çanak, çömlek, ibrik, lehen, attığı sakal, bıyık ve mendil dahi kutsanıyor. Bütün bunlar şirk değil mi? Dahası da var, bulunmayan kutsal kâseler, sandukalar-sandıklar ve kayıp olan mukaddes emanetler! Kendisinden başka kimseye kutsallık vermeyen Yüce Allah, bütün bunların hesabını bir gün soracaktır herhalde! Hesabını verebilecek olanlar var mı acaba? Kutsallık önemli bir mefhum, insan başta olmak kaydı ile bir çok şeye atfedilmiştir. Kendilerini ilâh kabul edenlerden,  bazı ilâh ilân edilenlere kadar. Müşrikliğin doğuşu, şirkin önemli bir itibar kazanışı, putların bu alanda önemli rol alışı ve birçok insanın bu yolu seçişi. Bazı insanların özellikle bu yolu seçişi, inat ve ısrarla bu yolda direnişi çok önemli yekûn tutmaktadır. İnsanların şefaatçileri, sadece ahiret günü için değil, bu gün bu dünyada da onların şefaat edenleri vardır. Öyle ki, Allah’a sığınır gibi onlara sığınıyorlar. Ölmüş olsalar bile, sıkıştıkları zaman onlardan şefaat dileniyorlar. Türbelerde, kabirlerin başında konuşmak son zamanlar moda oldu, dert yanmak, medet ummak. Kurtuluşu ve dilekleri onlara sunmak ve onlardan yardım istemek. Adam, gassalın eline (ölü yıkayıcı) kayıtsız şartsız teslim olmak ve bunu ebedi kurtuluş sanmak. Oysa, Yüce Allah bile kendisine kayıtsız şartsız teslimiyet istemiyor, İnanan da inanmayan da bana bir delille gelsin diyor. İnsana, irade, ihtiyar (seçim) vermiş, zorla itaat istemiyor. Gönül rızası, ikna olmak, inanmak, sevgi, saygı, muhabbet ve candan teslimiyet bekliyor. İşte bütün bunlar için Kelime-i Tevhid de önce lâ!.. Hayır diyor. akleden, kâlpten her şeyi çıkarıp temizleneceksin, hiç bir ilâh kırıntısı, şirk pırıltısı kalmayacak! Orası, İllâllah tek ve eşsiz Allah’a sadece ve ancak bana kalacak, orada sadece “ben” olacağım. İmanın, güvencin, dayanağın ve her hâlû kârda sığınağın ben olacağım diyor Yüce Mevlâ. Çünkü, sadece dil ile “Lâ ilâhe illallah” demek yetmiyor ve kurtarmıyor. Seçilmişlik, nasıl, niçin, neden ve kim seçiyor? İnsanların içinden Allah’ın seçtiği sadece Peygamberler var, çünkü onların elinde Allah’ın vahiy mesajlar olan belgeleri var. Başka, böyle belgeli seçilmiş her hangi bir Allah’ın kulu yok. Bana vahiy geldi diyenler yalan söylüyor. Allah beni bu işle görevlendirdi, ben bu konuda görevliyim diyenin delili sadece kendini bağlar, insanlar için bir hüccet olamaz. Çünkü, Allah ahir zaman da özel olarak Hz. Muhammed Aleyhisselamdan gayri kimseye böyle bir belge ve talimat verdiğinden Kur’an-ı Kerimde bahsetmiyor. O zaman, kim kendini ne ilân ederse etsin ve kendine ne rütbeler verirse vesin, İslân Dini açısından bir kıymet ifade etmez. Ha! İnsanlar kendi aralarında, kendilerinin seçtikleri var, ermişler, evliyalar başta olmak kaydı ile, kendilerini 1. sınıf, diğerlerini 2.3.4. gibi sınıflara ayırmış olanlar var. Bazıları kendilerini, dünyanın en seçilmiş insanları olduklarını iddia edebilirler. Bu işi kasti veya gayri ihtiyari yapmış olabilirler, Yahudiler ve Firavunlar gibiler. Araplar gibi nefsi ve dünya hırsıyla, kendilerinden başkalarına Mevali demeleri ve Halifelerin Kureyşten olması iddialarında olmaları gibi. Birde sırlar hikâyesi var, ilk sıra yine Yahudilerindir sonra Hıritiyan ve Hindistan da rahipler, bunlar sırlarla çok meşgul, sihir, büyü ve sihirbazlıkla dünyada revaçtadırlar. İslâm da, tarikat büyükleri ve tasavvufta ileri noktalarda olanlar bir takım sırlara vakıf olduğu, Tabakat kitaplarında uzun-uzadıya anlatılıyor. Son sözümüz, insanlar, insanları sınıflandırmışlar, bir takım hesap ve maksatları için genellikle bunlar yapmışlar. O zaman, hangi sınıfa dahil olduğumuz değil de, haksızlıklar karşısında dik durmaya, edepli ve ahlâklı olmaya çalışsak ve bu uğurda birbirimizle yardımlaşıp, dayanışma içinde olsak daha iyi olur inancındayım. Esenlikler dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.