tEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dün’den devam

Alp Gazinin huzurundan ayrılıp dar vakit ikindiyi eda ettikten sonra içimden bir ses kendimden utanmam gerektiğini ihsas etti. Şöyle diyordum kendi kendime: “İki gündür, verilen görevi yerine getirdim. Şükür ki bir aksilik olmadı. Eğer bir Frank sürüsünün içinde kalsaydım, ben ne yapabilirdim? Hiçbir şey... Ne onlar gibi mızrak sallayabilir ne de bizim alplar gibi yaya yaslanarak çile çekip ok fırlatabilirim. Şu alpkızlar bile yay kurup ot atmakta ne kadar ustalar. Yazıklar olsun bana. Mescit kapısından çıkarken alplar kadar olmasa da kendimi bir miktar savunacak kadar veya birilerini tehlikeden koruyacak kadar bu savaş oyunlarını öğrenmem gerekmez mi? Hoca olmak, mollalık etmek buna mani midir? Sahabenin tamamı savaş eri değil miydi?..

Obalar yurtlarına dönüyor

HAÇLI BELASI büyük gayretlerle mümkün olduğu kadar az kayıpla atlatılmaya çalışıldı. Ancak görünen o ki şu kış kıyamette pek çok oba yerini yurdumu bırakıp düşmanın ulaşamayacağı sarp dağlara çekildi. Çekilirken de oldukça büyük zararlara uğradılar. Bu arada yerleşik hayata geçme aşamasında olup da çiftçilikle geçinmeye çalışan Türkmen yani Manav kardeşlerimiz de daha büyük zarar gördü. Başta bizzat sürüleri ekinlerine salındı. İstendi ki Haçlılar buralar geldiğinde hayvan otlatacak yer bulamasın, kendileri de yiyecek ve içecek sıkıntısı çeksin ve doğal olarak kırılsınlar... Hatta bu konuda Akkirse, Kaysariya gibi Urum kentleri halkının yanında Pazar Han’da Türkmenlerle birlikte yaşayanların da tıpkı Türkmenler gibi dağlara çekilmeleri sağlandı. Böylece Haçlılar Pazar Han Yazısında aç ve susuz bırakıldı. Zaten Leodikya’dan da aynı tutumla ihtiyaçlarını karşılayamamışlar, bu yüzden acilen Antaliya’ya ulaşmaya çalışmışlardı. Üstüne üstlük Gökbuñar ve Çatal Kaya geçitlerinde gıda ve diğer araç gereç yüklü arabalarının çoğu telef olmuştu. Haçlıların buralarda ne kadar kayıp verdiğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak yazıyı geçip de Akça Su köprüsüne ulaştıklarında görünen hâliyle mevcudunun üçte birini Leodikya ile Pazar Han yazısında bırakmış sayılır.

Haçlıların uzaklaşması ile Gaziler Ocağındaki hayat da normale dönmüş, sakin bir yaşantı başlamıştı. Bu arada sık sık ocağın mescidinde Alp Karaca Ay Gazi Beyimle sohbet ediyor, son gelişmelerle ilgili mütalaalarda bulunuyorduk. Bu ocağın temelini yüz yıl kadar önce burada atmış bulunan atalarımıza binlerce dua ediyor ve kendilerine bol bol rahmetler diliyorduk. Bir ara benim alplık hevesim depreşti. 

-Gazi beyim, size bir şey danışmak... Daha doğrusu bir istekte bulanacağım.

-De hele hoca... Elimizden gelir mi bir düşünelim...

-Ben, şu geçirdiğimiz dönemde kendimi pek beceriksiz buldum. Hele alpkızlara  rehberlik ettiğim iki gün bana çok dokundu. 

-Ne gibi? Onların yaptıkları işlere büyük yardımın oldu? Ne olsa onlar bu yerlerin yabancısıydı. Sen oba oba Türkmenler arasında gezdiğin için bölgeyi çok iyi tanıyordun. Onlara böyle bir rehber gerekliydi ve çok iyi götürdün.

-Evet, buyurduğunuz bu işi kusursuzca yerine getirdim sanırım. Benim sıkıntım şu. Eğer bu alpkızlarla gezerken bir Haçlı birliği bize saldıracak olsaydı, hâlim nice olurdu?

-Alpkızlar seni kuruyacaklardı.

-Ona şüphe yok ama, ben neden kendimi koruyamaz hâldeydim?

DEVAM EDECEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder

# araç

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.