TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dün’den devam

Eşi, kızı, gelini, damadı, oğlu ve torunları ile birlikte sahilde bir pansiyona yerleşerek on beş günlük bir tatil yaptılar. Herkes gibi rengi koyulaşmış olarak döndüğünde tatilin yorgunluğu ile ikinci risaleye başlayamadı. Hep yarına erteledi.

Bir gün üniversitedeki hoca kendisini telefonla aradı. Çoktandır e-postasını almadığını, herhangi bir durum olup olmadığını sordu. Durumu olduğu gibi anlattı. Hoca, o risaleyi okumayacaksa kendilerine vermesini istedi. Turan Karluk’un içinde bir kıskançlık depreşti. Elindeki bu değerli eseri niçin bir başkasına verecekmiş? Uygur yazısını okumayı bunlar için öğrenmemiş miydi?

Bu konuşmanın ardından ikinci risaleyi okumaya başladı.

*Ben, Aksungur Afşin Can... Aslında adım Sungur Afşin... Sungur adını taşıyan bir başka molladan ayırt etmek için bana ak sıfatını eklemişti Alp Gazi Bey’im. Arkadaşlarıma ve cemaatteki kişilere “can” diye hitap ettiğimden bu söz benim adıma eklendi. Kutlutaş Ali Hocanın alplığa soyunması üzerine Alp Karaca Ay Gaziler ocağının imamlığını ve öğreticiliğini bana verdi.

Kutlutaş Hoca kadar ayrıntılı ve sürekli yazamayacağım. Yine de bazı şeyleri yazmakta fayda umuyorum.

Kutlutaş Ali Hoca’nın ayrılışından bir ay kadar sonra alpkızların, Frank erkeklerinin elinden kurtarıp getirdikleri kadın vefat etti. Durumu düzeldi diyorlardı. Hatta ayağa kalkmış çoğu işi kendisi görüyormuş. Ama ne olduysa bir öğle üzerin otacı ana, kadının öldüğünü duyurdu.

Ne yapacaktık? Müslüman değildi ki cenazesini bizim usulde defnedelim. Derken yanında bir mektup bulduk. German diliyle ve Got harfleriyle yazılmış. Çal ucundaki manastıra haber ilettik. Papazdan aldığımız cevap çok ilginçti: “O kadın German olduğuna göre Ortodoks’tur. Bir Ortodoks’un cenazesi biz Katoliklerce defnedilemez, günaha giremeyiz.” cevabı geldi.

Bu durumda iş başa düştü. Otacı kadın anaya dedim ki “Ne olursa olsun, İslam üzere yıkayalım, İslam üzere defnedelim.” Öyle yaptık. Kendisini bizim mezarlığa götürüp gömdük. Yanındaki mektup mu yoksa vasiyet mi her neyse okutmanın yollarını aramaya başladık. Sonunda Türkmen çiftçilerin yanında çalışan tutsak Germanlara başvurmayı akıl edebildik. Dağlara çekilmiş olan Türkmenler yavaş yavaş yurtlarına dönmeye başladılar. Yörükler bir süre daha dağlarda eğleşirken çiftçiler hemen bağ, bahçe ve tarlalarının başına döndüler. Bozulmuş olan bağlarının bakımını yaptılar, ekinsiz tarlalarını yazlık ekime hazırladılar. Bu yüzden Germanca bilen adam bulmakta zorlanmadık. Ancak onu tercüme edecek kimse bulamadık. İşçi German bize bildiği kadarıyla Türkçe izah etmeye çalıştı. Meğerse kadın Müslüman olmuş. Bunu da mektubun sonuna eklediği cümlede geçen Muhammat kelimesinden çıkardık.

Aradan bir otuz yıl geçti. Kutlutaş Ali Alp, zaman zaman gelip gidenle selam gönderdi, haber sordu. Fakat geçen ay yeni bir Haçlı seferi oldu. Leodikya önlerinden geçmelerine rağmen buralara bir zararları olmadı. Hatta Acıgöl çevresindeki Yörüklerle hilesiz hurdasız alışveriş etmişler. Hem onlar, hem de Yörükler bu durumdan memnunmuşlar. Ancak ne olduysa Uluğ-Borluğ taraflarına varınca Yörüklerle araları açılmış. Yörük obalarının alpları ile savaşları olmuş. Buna sinirlenen German Kralı Frederik Sultan kenti Konya’yı kuşatmaya kalkışmış. DEVAM EDECEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder

# vefat

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.