TEFEKKÜR : İNSANLIĞIN AKILDÂNELERİ

İnsanlığın içinde her dâim farklı karakterde insanlar bulunmuş. İyisi, kötüsü, safı, açıkgözü, bencili, mütevazisi. Bunların guruplaşanları, kamplaşıp, cepheleşenleri ve hatta milletleşip devletleşenleri olmuş. Tabi genelde iyiler ve kötüler olarak ikiye ayrılmışlar. İyide güçlenip hükümran olanlar olduğu gibi, kötüde güçlenip insanlığa zulmedenler de olmuş. Ancak, ne iyiler çok iyi olup, çok uzun yaşamışlar, nede kötüler çok kötü olup çok yaşamışlar. Her iki taraf durumu idare etmiş, kantarın topuzunu yerinden fazla oynatmamaya dikkat edip özen göstermiştir. Bu durumda hakkı müdafaa edenlerle, haksızlığı hak diye hakkın boyasıyla menfaat duvarını boyayıp gözleri yanıltmaya, adâletten rüşvet verip nefsi okşamaya ve bunlara alıştırıp insanları tatlı tebessümlerle yönetmeye devam etmişlerdir. Zamanla bu durum alışkanlık hâline gelip toplum tarafından benimsenmiş. Sonunda bu kişilerde bir egoistlik oluşturmuş, bu karakter bazı devletlerin insanlarının kimlikleri olmuş. Kendilerinin dışında diğer milletleri hor ve hakir görmeye başlamışlar. Bazıları bu egoistliklerinde çok ileri gitmiş, bütün insanlığın üstünde kendilerini görür olmuşlar. Dünyayı kendileri gibi yapmak için zulümler ve katliamlar yapmışlar. Dünyada kendilerinin yöneteceği tek tip arı-duru bir insan ırkı oluşturmak yoluna girmiş müthiş bir şekilde soy kırımlar yapmışlar. Kendi çirkin ihtiyatlarını bütün insanlığa giydirmek istemişler ve halen de bunun iddiasını sürdürmektedirler.

       Kaba hatlarıyla genellemeye çalıştığımız konuyu şimdi biraz açmaya çalışalım. Dünya insanlığı kamplaşıp sağ, sol ve ortayol diye üçe bölünmüş, İkisi tepişirken üçüncüsü orta yerde ezilmiş. Amaç ortayolun bölüşümü, sana çok bana az düştü döğüşüdür. Biri sinsi haliyle hamiliğe soyunurken, diğeri efelik caniliğiyle servet paylaşımına çıkmış. Sonuçta ikisi de soygunculukta egoizmin noktasında buluşup, dünyayı paylaşım vicdansızlığında anlaşmışlar. Biri acımasızlığı kendine karakter edinirken, diğeri vah, tüh sahtekârlığıyla mazlumun yanında alınterini ve kanını sömürmüş. Bununla da kalmayıp, her gelişmeyi, bilimde, fende, felsefe de, sanatta ve bunların hakkın taziminde baş rolü oynamaktadır. Bilimin tarihini bunlar yazar, bilim adamları bunlardan çıkar, tarihi tespitleri bunlar yapar ve insanlığın tarihini bunlar bilir. Diğerleri bunları örnek almak, bunları öne çıkarmak ve bunların tanıdıkları haklar ve serbestlikler çerçevesin de hareket etmek, dayattıkları ve verdikleri izin noktalarında seyretmek ve başarılar sergilemek bağımlılığını sürdürmek zorundadırlar. Bilimsel ölçüleri onlar belirler ve o kriterler çerçevesinde ödüller verirler, bu ödüllerin çoğunu da onlar alır. Uygarlıklar, insan hakları, barış, demokrasi onların değerlendirilmelerindedir. Onlar verir, onlar dağıtır, çünkü bu konuda uzman ve özendirici ve kimseye karşılıksız zırnık koklatmayan, her şeyi resmiyete bağlayan, samimiyet ve fedakârlık duygularına hak tanımayan onlardır. 

   Şimdi bu olumsuzlukların harman olduğu dünyada orta sınıf olarak addedilen müslümanlar gözlerini ve kulaklarını açmak ve kafalarını (beyinlerini) çalıştırmak zorundadırlar. İfade etmeye çalıştığımız dünya insanlığı bir dönemecin eşiğindedir. Bilim ve teknoloji insanları doğallıktan, sanallığa hızla çekiyor. Bu alanda öncülüğü de yine onlar yapıyorlar. Onların bu manevi hasletlerden hızla uzaklaşmaları, dünyanın doğallığını ve sistemimizin bu doğallıkla işleyiş düzenini isteklerine yönelik değiştiremeyeceklerini anladıklarından, sistem içi arayışlara çıktıklarını görüyoruz. Bu noktada servet, siyaset ve teknolojide hakimiyet kendilerinde olmanın yanında, acımasızlığı şiar edindikleri bir takım uygulamalarla genel hakimiyet peşinde olanlar var. Bu durum bazılarına ütopik gelebilir, ama insanlık tarihinde yerin altına geçen kavimler var, üstünde denizler ve okyanuslar oluşmuş. MU, NU ve Atlantis’ler nerde? Belki bunlara da ütopik diyebilirsiniz. Ama, dünyada insanlık müthiş bir arayış içinde. İnsanlığın ve canlılığın kaynağını dünyada aramamıza işaret eden Kur’an, görünüşte bunların bilimsel ergümanları da yok. Gerçekten öyle mi dersiniz?  Acaba, herkes inancını, ideolojisini yaymak için propaganda yaparken, yahudi neden yapmıyor? Düşünün! Hiçbir yahudinin, yahudiliği yaymak için bir çalışmasını duydunuz ve gördünüz mü? Neyse! Bu hafta da bu kadar, haftaya buluşmak ümidiyle hoşça kalın. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.