KUR’AN MEALLERİ FURYASI

Sevgili dostlar, hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, din adına yazılan kitapları! Hemen hemen çoğu birbirinin tekrarı, kopyası ve al yapıştır nüshası, yani bilgisayar kolaylığında bir ezbercilik. Bunun yanında bir de kendine has ek ve ilâvelerle konuyu güçlendirdiğini ve zenginleştirdiğini sananlar! Ama hepsi ezber ve tekrar. Özellikle Kur’an mealleri, kaç meal okuduğumu bilmiyorum. Ama elimin altında onbir adet var, sıradanlıklardan farklı gördüğüm emek sarfedilmiş, diğerlerine oranla bazı konularda orijinal olan. Bazen üç beş kişi bir araya gelmiş, meal yazmışlar. Kimi Kur’an-ın inzal olduğu yere gitmiş, gezmiş, dolaşmış, araştırmış. Bir ömür hayatını dine hizmetle geçirmiş ve kütüphaneler dolaşıp böyle uğraşlar sonucunda az  da olsa yazılmış mealler var. Ben genelde bunları okuyorum bazı farkındalıklar üzerinde duruyor, düşünüyorum. Ama, itiraf edeyim hiçbir meal beni şimdiye kadar tam tatmin etmedi. Ancak, Kur’an-ın aslını okuyunca rahatlıyor ve huzur buluyorum, ruhum tatmin ve kâlbim mutmain oluyor. Bu konuda, birçok kişinin aklına ve kalbine gelenleri tahmin edebiliyor, sarfedilen sözleri de sanki duyabiliyorum. Kimseye kızmıyorum, her aklı başında ve aklını çalıştıran müslümanın, benim bu ifade ettiklerim karşısında aklından geçen ve kâlbinde oluşan duygu ve düşüncesi olacaktır elbette. Hatta, olması da gerekir, bu din ne benim tekelimde ve ne de her hangi bir müslümanın veya insanın tekelindedir. Dinini benden kıskanan, inandığı değerleri benimle paylaşmayan veya beni inandığı dinin dışında sayan olabilir. Bu kardeşlere, bir de kendilerini sorgulamalarını tavsiye ediyorum.

Aziz dostlar, sizin de meal okuduklarınızı tahmin ediyor ve düşünüyorum. Dolayısıyla, mezhebiniz, meşrebiniz, tarikınız ve dindarlığınız sizi bağlar, ayni bağla beni bağlayamazsınız, kâinata baktığınız gözlerle bana baktıramazsınız, bu mümkün değil, aslında gerekli de değil ve de siz bununla görevli de değilsiniz. Din, kişisel bir tercihtir, yarın mahşerde huzuru ilâhi de hesaplar da tek tek görülecektir. Onun için, dîni çok iyi ve doğru bilmek ve bildiğini de doğru yaşamak gerekir. Birbirimize tavsiyelerimiz, tembihlerimiz, uyarılarımız, tenkit ve eleştirilerimiz olabilir ve olması da lâzım. Ama, bunların hepsi yapıcı, tamir edici, hatırlatıcı ve özendirip sevdirici olmalıdır. Unutmayalım rol-modelimiz Hz. Muhammed savaş anları hariç, kimi itip kakmış, kime surat asmış, dine davetinde kime sen müşriksin, sen kâfirsin, sen münafıksın demiş ve azarlamıştır. Evet, din Allah’ın dinidir, Allah dînine yardım edilmesini ister. Onun da yolu bellidir ve davettir, davetin de kuralları bellidir, güleryüz, tatlı dil ve mülâyim olmaktır. Allah’ın dînine davetin başka şekilleri de vardır yazarak, Nebi Rasulümüzün gönderdiği dine davet mektupları gibi. Şimdi gelişen teknolojideki iletişim usulleri çok, internet ve cep telefonları bu kolaylıkları sağlamaktadır. Ancak, hiçbir zaman unutmamamız gereken Allah’ın evrensel bir buyruğu var. Kur’an-ın inzalindeki ilk ayet OKU!.. Bu, asla terk edilmemeli. Yazılı metni okuduğumuz gibi, metinde geçen kelimelerin anlamını okumak ve metnin sonunda oluşan anlamı ve amacı da okumak. Okumak! Okumak ve okumak......

Değerli dostlar, görüyorsunuz bir çok mealde, meal yazarı mealin metnini oluşturan lâfızların (kelimelerin) aslına sadık kalmamakta. Mezhebinin, meşrebinin ve tarikının din anlayışına uygun bir anlamlandırma yapmaktadır. Meselâ, ayet başlangıcında peygamberimizin adı veya sıfatı geçmediği hâlde, mealci “Ey habibim! Ey Muhammed! Ey Rasulüm gibi ayetlere girişler yapabiliyor. Hele, ey habibim ifadesi Kur’an-ın hiç bir yerinde yoktur. Ama, meal yazan öyle bir girişi hiç çekinmeden yapıyor. Neden derseniz, Hz. Muhammed’i çok sevdiğini söylüyor ve bazıları kâinat onun adına yaratıldığını söylüyor ve hemen bir kutsi hadis gerekçesini dayatıyor. Yüce Allah demiş ki, ey habibim sen olmasaydın! Sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım. Bir Nuri Muhammedi hikâyesi var ya hani! Herşey Hz. Muhammed’in nurundan yaratılmış, bu nedenle o ilk ve son peygamberdir. Hz. Âdem Cennetin kapısının üstünde onun ismini görmüş. Dolayısıyla, okuduğumuz salâlarda son cümleyi onun Hz. Muhammed’in ilk ve son peygamber olması ifadesiyle bitiriyoruz. Yani, “Esselâtü vesselâmü aleyke ya seyyidel evveliğne vel ahirin diyoruz. Evet, bazı ayetlerde namaz vakitlerine işaret eden tesbih lâfzı/kelimesi hemen bu kelimeyle yapılacak zikirlere işaret edildiği hükmü çıkarılıyor.  Ayrıca, ayetlerin bir de gizli, batıni manaları olduğu ve bazı ayetlerin de şifa kaynağı olup hastaya okunması gerektiği gibi, Bir de ebced ve cifir hesaplarıyla bazılarının kehanetlerde bulunduğu bilinmektedir. Yani Kur’an, gerçek anlamı ve amacının dışında daha çok kullanılıyor. Ölülere okunan hatimler, Yasinler, daha fazla uzatmayıp bu işi görev edinenlere soruyorum, Hz. Muhammed Aleyhisselâm eşi Hz. Hatice’ye Yasin okumuş veya okutmuşmudur. Hz. Aişe eşi Rasule, Hz, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali yakınlarına hatim ettirmiş midir? Hayır: O zaman bu işi yapanlar kimi veya kimleri örnek alıyorlar? Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle.

      LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.