MUHTAÇLIKTAN DOĞAN İHTİYAÇLAR

Yaratan ve yaratılan, varlık ve yokluk, gayb ve şehadet, iman ve küfür, tevhit ve şirk, dişi ve erkek ve diğerleri, bütün bunlar önemli kavramlardır. İnsanın düşünce ve tefekkür dünyasının açılım ufkunu ifade eden bu kavramlar yaşam ve ölüm arası hayatı belirliyor. İnsan bu ortamda sınava tabi tutuluyor. Yaratan, yarattığı her yaratığa bir anlam ve amaç yüklüyor ve bunları yasaları çerçevesinde yönetiyor. Her yaratık kendine ait bir potansiyel çerçevesinde özeldir. İnsan da güneş sisteminin  ortamında yer yüzünün yaratıkları içerisinde en donanımlı özelidir. Yaratan, insana verdiği bu özelliği ona bildirmiştir. Bütün bunları insan da dahil, taktir ettiği sistemle bir atmosfer içinde, kurduğu özel bir statüyle yönetmektedir. Allah’ın kâinatta bize benzer veya benzemez bizim bilmediğimiz ne yaratıkları ve ne sistemleri vardır ancak kendi bilir. Biz onlardan sorumlu değiliz ama, akıl, fikir ve düşünce açısından merak ederiz, hayal kurarız  ve tefekkür ufkumuz da onlara ulaşma projeleri üretebiliriz. Bunlar ütopik teoriler olup, bazıları zamanla pratiğe ulaşmak için bir yol bulabilirler. İnsanın yaratılış özelliği açısından, düşünce ve tefekkürünün yaratılanlara bakan ucu her daim açıktır, insanın merakı, arzusu, hevesi ve ümidi hiç tükenmez ve sınır da tanımaz. Ancak, insan sağlığı ve sıhhati için bunları akıl ve iman bilinciyle yönetmesi gerekir. Yoksa, hem kendisine ve hem de çevresine yararından fazla zararı olur.  İşte bu noktada insan durup düşünmeli, yaşamıyla özelliğini muhasebeden geçirip sorgulamalıdır. Bu muhakeme ile kendisini iyi ve doğru tanımalı, diğer bir çok yaratıktan farklı olan özelliğini, ben, ben dediği egosunun karşısına almalı, akıl ve mantık süzgecinden geçirmelidir. Bunların kendisine yetip-yetmediğini bir hesaba çekmeli ve her an alıp vermek zorunda olduğu nefesiyle kıyaslamalıdır. Sonra çıplak gözle görünmeyip, ancak bilmem ne kadar, mikroskopların altında büyüttükten sonra görebildiğimiz bir virüsü düşünmelidir. Nefes borumuza postu atıyor, nefes alıp vermemizi zorlaştırıyor, bazılarının ise ölümüne sebep oluyor. Neden bu ufacık yaratığın hakkından gelemiyoruz? Bu durumdan kurtulmak için çareler arıyor ve öncesinde de bir takım tedbirlere baş vuruyoruz? Yani zor duruma düşünce ancak kendimizden başkasına muhtaç olduğumuzu anlıyoruz. Keyfimiz yerinde iken muhtaçlığımız ve ihtiyaçlarımız aklımıza bile gelmiyor. Oysa o kadar çok şeylere ihtiyacımız var ki, onların temininde daha başka şeylere ve onlardan da sonra başka şeylere muhtacız. Bu durumda, nefesle başladığımız dünya hayatımızı yine nefesle sonlandırıyoruz. Öyle ki, aldığımız nefesi ya geri veremiyoruz veya geri verdiğimiz nefesten sonra yeni bir nefes alamıyoruz yaşamımız son buluyor. Bu bile yetmiyor mu muhtaçlık noktasında düştüğümüz durum da kendimize yetmediğimizi anlamak için? Bizi yaratan ve yaratıklar içinde özel yapan, başıboş ve çaresiz bırakmayan ve devamlı gözetimi altında tutan, muhtaçlık ve ihtiyaç noktasında gerekenleri yaratan ve onlarla ihtiyaç ânında buluşmamızı sağlayıp, sıkıntılarımızı ve dertlerimizi gideren birini aramak gerekmiyor mu? Bunların öyle kanunsuz, kuralsız rasgele veya tesadüfen oluyor ahmaklığında mı kalacağız? 

İşte O’nu bulanlar, hiçbir şeye muhtaç olmayıp, bütün muhtaçların ihtiyacını gideren O Yüce Allah’tır diyorlar. Ama, birileri nedense, Allah demelerinden rahatsız oluyor, bazı dostlarda bunlardan rahatsız olup çok fena öfkeleniyor ve kolayını bulsa onları bir kaşık suda boğacak. Yahu, biz onlarla varız, onlar olmasa hayatın tadı tuzu mu olur? Onlar yemeğin tuzu gibidir, onlarla alâkayı kesmek, yemeği hiç tuzsuz yemektir. Ama unutmamak gerekir ki, tuzunda ölçüsünü kaçırmamak lâzım! Evet, yokluk olmasa, varlığın bir önemi mi olurdu? Ayrıca üstat ne demiş; yok-yok ise vardır, doğru demiş! Yok, varlığın kıymetini bildirir.  Düşünsenize, virüsler, mikroplar ve bakteriler olmasa gayba yol mu aranırdı? Akıl ve irade olmasa, ruhu kim arar sorardı? İman açık edilmeseydi, inkâr küfürle kendini gizlermiydi? Tevhit’de özgürlüğü anlamak için, şirkte köleliği görmek lâzım. Bir tek tanrıya inanmak, çok tanrılığın önünü tıkamaktır. Tanrılaşmak isteyenlerle, tanrıyı aşmak isteyenler sonra ateizm de nasıl buluşacaklardı? Dişi ve erkek, zıt kutuplar ittifakını kurmadan müttefik olunmaz. Yanıcıyla, söndürücü bir araya geliyor su oluyor, hayatta suyla başlıyor ve suyla devam ediyor. Çeken ve iten kutuplarla sistemler oluşmuş, sonra orada ne akıl almaz enteresanlıklar buluşmuş. İşte bütün bunların üstünde hepsini yaratan ve yöneten vacibül vücut olan rabbimiz var, biz ve bütün inananlar O’nun karşısında secdeye gidiyoruz. O Allah’tır. O’nun eşi, benzeri ve ortağı yoktur.  O, Allahüssamed olan Allah’tır. Mü’minler O’na ibadet eder ve O’ndan yardım isterler. O’na hamdü senalar olsun, siz okurlarıma da selâmlar olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# yol

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.