NÜKTEDAN : KUR’AN BİR KİTAP OLARAK İNMİŞTİR

Sevgili dostlar, kâinat olanlar, oluşumdakiler ve olabilir ihtivası muhtevitatında yaratılan, biz insanlar tarafından başı-sonu tespit edilemeyen bir kitaptır. Bu kitap, içinde hayati hareketliliğin hiç durmadığı muazzam, muhteşem ve kendi içinde büyüyen, eşsiz ve emsalsiz bir kâtibinin şahaseridir. Biz insanlarda bu eserin içinde, madde olarak bir zerre =farzı muhâl bir atom= isek de, o kâinatın kâtibi hakikisinin özel ruh üflediği beşeri ve yerkürenin halifesiyiz. Rabbimiz bize Âdem oğulları milleti olarak yaşamamıza, güneş sistemi içinde yerküreyi tahsis etmiş, o milletin içinden bir âdemi Resul tayin edip, diğerlerini onun ümmeti yapmış. Onların sulbü silsilesine insanlık âlemi demiş. İşte bizde bu âlemin süregelen neslindeniz. Kâinatın hâlikı, sahibi ve hakimi Yüce Allah biz insanların yaratılışına, yaratıldıktan sonra yaşayışımıza özel bir önem vermiştir. Bunu biz insanlara İlâhi kitaplarla  bildirmesinden ve öğretmesinden anlıyoruz. Bu öğreti daha insanların o ilk döneminden başlamış ve binlerce yıl devam edip zamanımıza kadar gelmiştir. İlk insan nesli âdem oğullarından bir âdeme Yüce Allah Resullük görevi vermiş ve ona sayfalarla ümmetini yönetmesi için bir rehber göndermiş. Sonra o Resul olan Âdemin sulbünde de ta bizim Nebi Resulümüz olan Hz. Muhammed aleyhisselama kadar bu Peygamberlik sülâlesi görevi devam etmiş ve Hz. Muhammed’le muktalanmıştır. Tabi bu Nebi Resullere Rabbimiz rehber olacak sayfalar, levhalar ve kitaplar göndermiştir. Ben buraya kadar bu konuyu bizim rehberimiz olan kitabımız Kur’an-ı Kerimden özetlemeye çalıştım. Daha geniş ve daha muhtevalı bilgi edinip öğrenmek isteyenler Kur’an-ı anlayarak okumalarını tavsiye ediyorum.     Aziz dostlar, konuyu buraya kadar genelinden özetleyip sunmaya çalıştım. Doğrusu Allah’tan, hata, kusur ne varsa bendendir. Şimdi, başı, ortası ve sonu olmayan Allah ilminin Levhi Mahfuz kaynağından kitabımız Kur’an-ı Kerimden bahsetmeye çalışacağız. Şimdiye kadar Yüce Allah’ımızın yüce kitabı Kur’an hakkında öğrendiklerimi, anladıklarımı ve düşündüklerimi dile getirmeye çalışacağım. Rabbimiz bize içimizden bir insana Resullük/Elçilik görevi verip, onunla bir kitap göndermiştir. Bu kitap bizim için bir yaşam Rehberidir. Yani, ona bakarak hayatımıza yön vereceğiz. Ama, önce o kitabı okuyup, iyi, doğru ve güzel öğrenmemiz gerekir. Ki, yaşama geçirdiğimiz zaman da iyi, doğru ve güzel bir hayatımız olsun. Çünkü, Rabbimiz bize bu kitabı onun için göndermiştir. Ancak, hepimiz biliyoruz ki bu noktada bazı problemlerimiz var. Meselâ bir çoğumuz, sanki bu kitap Diyanet İşleri Başkanlığına inmiş, oradaki görevliler bunu anlayıp, anlatmakla görevli. Bu konu çoğunlukta olan müslümanları ilgilendirmiyor. Bu çok yanlış bir anlayış, bu kitabı her mü’min kendisine inmiş gibi kabul etmekle yükümlüdür. Bu nedenle her mü’min-müslüman bu kitabı “Kur’an-ı” sahiplenmekle görevlidir. Şimdiye kadar Din Görevlileri diye tabir edilen camia bu kitaptan sorumluymuş gibi bir intiba topluma hakimdi. Ama, artık böyle olmadığı yavaş yavaş anlaşılmaya başladı. Çok az ve derinden de olsa bunu anlayan gayrimüslimler, rahatsız oluyorlar. Bunu bazı teşebbüsleriyle açık ediyorlar ve biz müslümanlarda medyadan bunları görüyor ve izliyoruz. Unutmayalım, müslümanlar arasında bilinçlenme arttıkça bu saldırılarda artacaktır.                                               

Değerli dostlar, bu Kur’an bana da indi bende ondan sorumluyum ve onun bana da dediği var öğrenmem lâzım inancı ve anlayışı artık kafalara dank etmeye başladı. İman esaslarından olan kitaba iman, sadece inandım demekle olmayacağı her müslümanın iman bilincini sarsmalı ve kendini  kitabını öğrenmeye zorlamalıdır. Yoksa, ölülerin arkasından okumakla Kur’an-a iman gerçekleşmiş olmuyor. Böyle yapanlar ancak kendilerini aldatıyorlar. Çünkü, Kur’an yaşanmak için, hayata uygulamak için inmiştir. O bir hayat/yaşam kitabıdır, her an hayatın içinde olduğunu idrak etme ve eyleme geçirme kitabıdır. Kur’an kitabını yaşayan ve insanlar arasında yaşanmasını söyleyen Hz. Muhammed Mekke fethinde eşi Hz. Hatice’nin kabrinin başına gittiğinde, neden arkadaşlarına, gelin bakalım Hz. Hatice validenizin kabri başında Yasin, Tebare okuyalım demedi? Kendisi vefat ettikten sonra, yakın arkdaşları gelin bakalım, Nebi Resulümüzün evine gidelim hatim edelim demediler ve kendileri içinde arkaların da kalanlar, onlar için hatimler okumadılar. Kim icat etti bu ölülerin arkasından Kur’an okumaları. Ne zaman başladı ve kimler başlattı bu okumaları? Elbette Kur’an okuyacağız, ama yaşamımızda uygulamak için, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek için. İçinde bulunduğumuz şu dönemde sorunlarımıza çare, problemlerimize çözüm bulmak için okuyacağız. Biz müslümanlar, aslına bakılırsa bütün dünyadan sorumluyuz. Bunun idrakine varamayan Kur’an-ı gerektiği gibi anlamamış demektir. Kur’an-ı anlamayan, ahiret günün de Kur’an’la ilgili sorulara nasıl cevap verecek? Hep aklımız da bulunsun! Kur’an-ı Allah kitap olarak indirmiştir ve son saate kadar koruyusucu Allah’tır. O nedenle bu imkânın, bu nimetin ve bu lûtfu ilâhi inayetin kıymetini bilelim ve Rabbimizin rızasına nail olmak için hayatımızı Kur’an ile inşa edelim. Hoşça ve dostça kalmak dileğiyle. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# vefat

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?