TEFEKKÜR : AKILLI İNSANIN ÜÇ ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ

Yer kürenin en özel, en fiziksel, en sözel ve en güzel yaratığı insan. Fıtratına bütün bunlar kotlanmış ve açılıma uygun hâlde noktalanmış dünyaya halife yapılmış. İnsan hayatında yaşamıyla bunları pratik hâle getirecek. Yaratan bu amaçla insanı dünyaya halife yapmış, selefine üstün kılmış. İnsan verilen yetenekleri, fıtrat ambalajından çıkarıp, amacına yönelik kullanacak. Bunu yapmak için dünyada her imkân var, gözünü açtığı, adımını attığı, çevresini gezip-dolaşıp tanıdığı ölçüde, anlamasında ilk devreye giren akıldır. Merak saikı ile insanda, nedir bunlar duygusu uyanır, çünkü, yaradılıştan fıtrata konan his ile onlar, göze hoş görünür, gönlü şenlendirir, ruhu dinlendirir. Ama, akıl durmaz, iradeyi de durdurmaz bu gördüklerimizin içine gir, onları bana yakın getir der. İnsanın maddi ve manevi yapısı geliştikçe ve yaşamın içinde hareket sürdükçe, fıtrattaki özellikler de gelişir, değişir, dönüşür ve intibak, iştiyak duygusu çevreyle örtüşür, böylece insan içinde yaşadığı dünyası ve sistemiyle kaynaşıp, anlaşıp bütünleşir. Ağlayarak geldiği dünyayı sever, hoşlanır ve ayrılası gelmez. Zamanla dünyadan bir parça olduğunu anlar, bu dünyaya ve içindekilere fıtratının icabı sorumluluklarını idrak eder. Çünkü, görünürde kendisine kumanda eden biri yok, ama kendisi bir çok şeye kumanda edebiliyor. Bu dirayeti ve kifayeti kendisi oluşturmadığına göre, bunu ona veren var. O’na minnet ve şükran borcu olması gerektiğini idrak eder. İşte bu insana, içinde bulunduğu ortam dolayısıyla insanlık özelliğini hatırlatır veya hatırlatması da gerekir, çünkü insan bunlarla insandır.

      Buradan yola çıkarak insanın bu potansiyel özelliklerini işletip çalıştırması gerekir, olması gereken noktaya ulaşabilsin. Yani, bu statik potansiyelini dinamik hâle getirip, yaratılış anlamını amaçlaştırsın. Çünkü insandan, bunlar yaratıcısı tarafından istenmektedir. İnsana o halifelik rütbesi bir süs olarak verilmiş değil, her şey hizmetine sunulacak ve hepsinden istifade edecek, ama başıboş ve sorumsuz yaşayacak, yok öyle bir şey. Çünkü, yatarılan her şeyin bir anlamı ve amacı var, bu anlam ve amacına yönelik yasalar çerçevesinde her yaratık var oluyor ve yok oluyor. Her çekirdek, her tohum, her hücre ve her atom ifade etmeye çalıştığımız mekan, zaman ve bir süreç içinde görevini yerine getirir. Ne var ki, bu kâinat ortamında ve her varlık kendi yaratıldığı sistemi içinde, ya mutlak itaat veya iradi sorumluluk çerçevesinde hesaba yönelik yaşar. Mutlak itaatla görevlendirilmişse otomatiğe bağlanmış gibi  görevini yapar. Onda, sapma, yanılma, yanlış yapma veya görevini bırakma gibi bir durum onun için söz konusu olamaz. Çünkü o, mutlak itaat etmek zorundadır ve ona göre programlanmıştır, onun fıtratı onu gerektirir. Mâna âleminde meleklerin bir kısmı böyledir, bir kısmı da iradeli ve akıllıdırlar, bunlara cinler de dahildir. Keza, madde aleminde de bazı yaratıklar, nebatat ve hayvanlar akılsız ve iradesizdirler. Ancak, insanlar iradeli ve akıllı yaratıklardır. İşte bu nedenle insanlar yaşamlarında yapıp ettikleri her şeyden sorumludurlar ve hesap vereceklerdir.

      Yaratan insana akıl, irade, ruh, bilinç ve vicdan vermiş ve bunları kullanma alanı olarakta bir sistem tahsis etmiştir. Bu sistemin içinde ve hemcinsleri arasında iyi  bir insan olabilme başarısını aklını kullanmaya bağlamıştır. Kur’an ve tabiat ayetlerinin üzerinde aklını çalıştırmasını istemiş ve Kur’an-ın lâfzı ayetlerinin sonunda çok yerde akletmez misiniz? Aklınızı çalıştırmazmısınız? Aklınızı kullanmazmısınız? Uyarılarda bulunuyor ve bir Kur’an ayetinde Yunus suresi 100’ncü ayet, aklını kullanmayanların üzerine pisliği boca edeceğini söylüyor. Şimdi burada akıllı bir insanın portresine bakalım. Bir insanın akıllı olduğunun üç önemli göstergesi varmış, işin uzmanı bir söz sultanı öyle demiş  o üç önemli nokta? Bir, iyiyi, kötüden ayırdetmek. İki, günlük sosyal yaşamda davranış ve olaylarda muhakeme kurmak. Üç, mutluluk kavramını bilmek. Evet, bunları biraz açalım, iyiyi, kötüden, doğruyu, yanlıştan, hakkı, batıldan, güzeli, çirkinden ve tevhidi şirkten ayırdetmek. İnsan, aklın bu mümeyyiz vasfıyla techiz olmalıdır. Ki, günlük yaşamında davranış ve olayları muhakeme etsin. Bununla, hakka-hakikate ulaşmada, iyide ve doğruda buluşmada, aklı mikyas olsun ve sorgusuz infazdan kaçınsın. Sonuçta bunlarla mutluluk kavramını bulsun ve bilsin. Nasıl mı; iki ayağını yere basarak, acı ve sevinci tadarak! Çünkü, İkisini de tatmadan ve bu çizgiden sapmadan, acz ve fakr da dengeyi kurmadan mutlu olunmaz.  Bunların her ikisini de yaşamayan mutluluk nedir bilemez ve hayatında gerçek mutlu da olamaz. Aklını kullanıp, muhakemeyi kuran ve bunlarla dengeyi bulan mutlu olur. Ne güzel, müjdeler olsun onlara!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?