NÜKTEDAN : AKIL - KUR’AN VE PEYGAMBER

Sevgili dostlar, insan, aklıyla insandır. Kur’an, akla hitabeder, aklı olmayanın dîni yoktur der. Peygamber, akla yardım eder, Kur’an-ı okuyup anlamaya ve anladığını aklıyla yaşamaya davet eder. Akılsız deli, ancak tasavvufta olur veli! Allah, Kur’an-ın da aklı olanın, aklını işletip, çalıştırmasını ve kendi aklıyla kendisini yönetmesini insandan istiyor. Hz. Peygamber, insanlarla aklı vukufiyetine göre konuşurdu diyor ashabı. Tabiinin fakihlerinden Hasan Basri’ye dindar bir kişi anlatılırken, şurada bir zahit var çok az yiyor, çok az uyuyor ve çok ibadet ediyor demişler. Hasan Basri, aklı nasıl demiş! Evet, insanın iki rehberi vardır, biri akıl, diğeri vahiy. Akıl, insanın nefsi hasletlerini yönetir, vahiy de bu yönetime bir hedef belirler. İşte bu ikisini birlikte kullanmamız kurtuluşumuzun garantisidir. Aklın olmadığı yerde denge olmaz, dengenin olmadığı yerde de ancak kaos olur. Akla, değer vermeyenin, değer diye bir şeyi olur mu? Meselâ, din, değerler sistemidir. Bütün iyi ve kötü şeyler değerler sistemiyle ilgilidir. Din de akılla, psikiyatri de akılla ilgilenir. Akıl hastalıklarının da kökeni dinsizliktir. Evet, akla, kapı açmayan, cehaletin mahkûmudur. Hani derler ya, yoktan bir şey var olmaz, var olan şeyde yok olmaz. Doğrudur; çünkü, kendi-kendine: Yani, Allah dilemedikçe. Evet, bir şey kendi kendine var olamaz, var olan bir şey de kendi kendini yok edemez. Çünkü, var olmakta, yok olmakta varlıkların kendi elinde olan bir şey değildir. İslâmda aklın merkezi kâlptir. (Akleden-kâlp) Vücuda kanı pompalayan kalpten başkadır. Batı kalbi öyle anlamış ki, aklı, beyne hamletmiş.

Aziz dostlar, Kur’an, akla gelmiş, akıl Kur’an’la eşyaya yönelmesi gerekirken, insan bunu engellemiş. Akılla, Kur’an-ın önünü kesmiş, Kur’an-ı tasavvufa mahkûm etmiş, aklı da sınır dışına itmiş, insanı, nisyandan âri kılıp sonsuzluğa bırakmış. Oysa, müslümanlıkta akıl ve ruh rehberliğini hayatta birlikte kullanmaktır. İnsanların inancını ve emeğini sömürmek, ancak aklı gölgelemekle mümkündür. Bunu kendine sanat, yaşamının garantilenmasine vâridat edinenler, simsarlıklarını, samimiyet kalıplarına dökerek saf müslümanlara servis etmişlerdir. Geçmişe perestiş, geleceği yana itiş, ânı gafletle geçiş bir yaşam tarzında, geçmişi tekrar ederek geleceği inşa edemezsiniz. Çünkü, asabiyet geçmişiyle yaşamak, dedelerinin yedikleriyle karınlarını doyuranlar olmak! Demektir. Yüce Allah Kur’an-ın da, gelin tarihi beraber yapalım diyor. Allah, önceliği insana veriyor, önce insan isteyecek, dileyecek ve teşebbüse geçecek Allah yardım edecek. Yoksa, Allah vermek istemeseydi-istemek verirmiydi insana? Kur’an-a göre tarihin manivelâsı iyilik ve kötülüktür. İyiyi ve kötüyü belirleyenler de insanların amelleridir, eylemleridir. Özgür iradenin olmadığı yerde din yoktur, zorla müslümanlık olmaz; çünkü dinde zorlama yoktur. Kur’an evrensel doğrular, sembolik metinler, ifadeler kitabıdır. Maruf ve münker temel kriterlerdir. Kazanmadığı şeylerle öğünmek, yapmadığı şeyleri söylemek, Saff suresinin 2-3 ayetlerini iyi okuyamamaktır. Evet, Kur’an ölü bir kitap değildir ve ölü kitabı da değildir. Hayata ve akıllı insanlara inmiştir, bu nedenle her insan bu Kur’an bana da indi demeli ve bu inançta olup Kur’an-ı sahiplenmelidir.

Değerli dostlar,Peygamberi Allah tayin eder Peygamber Farsça bir kelimedir. Bu nedenle peygamber; hem Nebi hem Resul/Elçi anlamındadır. Diplomat, Elçi-Elçi-Resul demektir. Diplomat ayni zamanda Nebi demektir de; ancak her diplomat Elçi olmayabilir. Çünkü, Nebilik bir ünvan, Resullük bir görevdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da hem Nebi ve hem de Resuldür. Nebi veya Resul kanun yapamaz ve kanunu iptal edemez. Ancak, Allah’ın kanunlarını tebliğ eder. Peygamberimiz Hıristiyan ve Yahudi değildi, önceden peygamber olacağını da bilmiyordu. Şura suresi ayet 52 de “Sen kitap nedir iman nedir bilmezdin” diyor.  O zaman, bilgi hazinemiz, Kur’an gözümüz, Hz. Peygamberde rehberimizdir. Şöyle de diyebiliriz Hz. Muhammed bizim rolmodelimizdir. Bu konuda dikkatli olmalıyız, çünkü Nebi-Resulümüzü bu konumundan çıkaranlar var, tarikatçı veya mutasavvıf geçinenler. Örneğin Fetö ve Irak’taki ‘Kesbi Zani tarikatı öğretisinde “Hz. Muhammed insandan büyük, Tanrıdan küçüktür” diyenler ve “Nuru Muhammedi” inancı tarikatinde olduğu gibi. Kur’an da peygamber kıssalarını okumalı ve üzerlerinde düşünmelidir. Unutmayalım ki, dinini iyi öğrenemeyen dininin maskarası olur demişler. *İnsan peygamber* gerçeğini unutmamak lâzım. Peygamberler de hata yapar, ama bir hatayı iki sefer yapmaz ve hatasının tevbesini etmeden de ölmez. Peygambere saygı, onun davasını desteklemekle olur ve ona bu şekilde saygılı olmak gerektir. Bu desteği, inananlar, gücü, imkânları ve fırsatları değerlendirerek yaparlar. Yoksa, bir kenara çekilip Onun adını anmak ve ona sadece salâtu-selâm etmekle olmaz ve bu yolla da cennete varılmaz. Yüce Allah yar ve yardımcımız olsun, hoşça ve dostça kalınız. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?