TEFEKKÜR : İLİM BİR NOKTA İDİ İNSANLAR ÇOĞALTTILAR

Bir yaratan var, bir de yaratılanlar, yaratan tek, yaratılanlar çoktur. Çok ve çokluk, üçten başlar ve sonsuzluğa gider. Bir kere bir, birdir, yaratana işaret eden bir semboldür.  Birden sonrası, iki, iki  kere iki dörttür, devamı sonsuzluğa götürür. Sonsuzlukta sani-i hakimin ilmi iradesinin mülkü ebedisidir. İnsan bu âlemin içinde yaratıldı, yaratan ona ruh üfledi, onu akıllı, iradeli, şuurlu ve vicdanlı bir yaratık yaptı. Bu özellikleriyle insanı düşünen, düşündüğünü ifade eden, ifade ettikleriyle projeler üreten, projelerini ürüne dönüştüren, düşündükleri ve ürettiklerini devamlı geliştiren bir varlık oldu. Bundan dolayı olsa gerek Hz. Ali, kendisine ilim nedir diye sorana, yazımıza başlık olarak koyduğumuz cümleyi söylemiş. “İlim bir nokta idi insanlar çoğalttı” demiş. Devrinin önemli bir siyasetçisi olan Amr ibn As da, ilim zanda isabettir demiş. Teoriden-pratiğe işaret etmiş. Yunus Emre ise, ilim-ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen. Bu nasıl okumaktır. İsnatlı bir cevap vermiş. Üçü de kendi sahalarında önemli tespitler yapmışlar. Evet, ilim çoğalmış, sahalara, dallara, şubelere ve nüanslara ayrılmış. Ama, önce tahayyül, tefekkür ve teori, sonra ilim olmuş. Olmuşta kalmış mı, kalsa, nokta çoğalırmıydı? Zanlar isabet edermiydi? Lâkin, ilimde labirentler, zanda isabeti karartan ihtilâflı muhalefetler oluşturmuş. Bu süreçte, insanı-insan da insanlığını tanıtacak insanlıktan, insanı, insanlar uzaklaştırmışlar. Bu ortam da insan, ilmi yönetmesi gerekirken, insan, ürettiği ilmin yönettiği kölesi olmuş. Yaratana kul olma özgürlüğünü kaybetmiş. Şimdi şaşkınlık içinde!                      

İnsan, kendi oluşturduğu kurgu labiretlerinin içinde kayboldu. Ruhu çıkış yolu arıyor, özgürlüğüne kavuşmak için. Aklı ise, nefsinin duygu, arzu ve heveslerinin tatminine çalışıyor. Ruh, bedenin tutsaklığında bunalımdan-bunalıma girerken, nefis, hevasının aşırılıklarında kendinden geçmiş bir sarhoşlukla hudud aşırı zevklerini tabiilikten sun’uliğe kaydırıp tatminlikler peşinde koşturuyor. Evet, kendi ürettiğinin karşısına geçip şaşkınlığa düşenler, kendilerini idrakten yoksun ahmaklardır. Böyle ahmaklar topluluğunun içinde akleden kalbinin akıllılığıyla öz benliğinin üstüne hikmet ipeğini örenler, anlaşılmazlığının yalnızlığını yaşayarak ne yazık ki, kahrolup gidiyorlar. Tarihte böyle insanlar zaman zaman, içinden kaynayan ve patlayıp çevresini aydınlatamayan volkanlar gibi hep vakitlerini beklemişlerdir. Bazısı isyanını püskürtür çevresini yakıp kavururken, bazısı da denizin içinde cennet gibi adacıklar oluşturmuşlar ve keşfeden insanlara mutluluk yurdu olmuşlar. Ama, zalimlerin zulmüne son veren ve ilâhi adâletin hükmünü icra eden ibretlik manzaralar oluşturanlar da var. Hani,Yüce Allah’ın Kur’an-ın da belirttiği “Hergün onların yanından geçerler akledip hiç ibret nazarıyla bakmaz ve yaşamları için dersler çıkarmazlar” dediği harabeleri gafletle seyredenleri de unutmayalım. İnsan, Allah’ın yarattığı mükerrem varlık, lütfen o kerameti kendinden menkul, bulunmaz Hind kumaşı iddiasında olanlara kanıp kendimizi yanlış anlamayalım! Mükerremliğini bilen, insan olmanın özüne inen, kendi olan, kendinde olanı bulan, şirkin, küfrün ve zulmün karşısında dik duran ve sadece Allah’a kul olan ekrem insan! Öyle kendini aşan ve şeytanla buluşanlardan değil.                      

Evet, bir nokta olan ilmin, bim bang halinden sonra buraya geldik. Gözümüz başka yerde, gönlümüz başka yerde, aklımız sergerde olmuş, iki arada bir derede kalmış insan kendini arıyor, bilen, gören varsa lütfen haber versin! Mehmet Akif merhum, ben gördüm “Makberde” demiş, taaa yıllar öncesinden. Geçende bende, ailemin medfun bulunduğu makbere gittim. Sağa baktım, düzensiz, imarsız, gösterişsiz ve bakımsız, dikili taşları bile kalmamış, âdeta nadasa bırakılmış tarla gibi. Sola baktım, aman Allah’ım o ne! Pırıl pırıl mermerlerden inşa edilmiş şahane merkadler! Düzeni, nizamı, intizamı güzel, ziyarete gelenleri farklı düşüncelere çeken, kitabelerinde kendilerini takdim eden ve ziyaret edenlerden Fatihalar beklediklerini işar eden bir kabristan âlemi. Şöyle bir göz gezdirdim, bir çoğu tanıdık, yüreğim garipsedi, gözlerim doldu ve gönlüm hüzünlendi. Dualar ettim hepsine, bildiklerim ve bilmediklerim kim varsa. İlmin, i’sinden yola çıktık, Aşık Veysel’in dediği gibi “Gidiyoruz gündüz gece” Ölümle, hayat arasında sınav vermece, dünya ile ahiret, sebep ve netice, her şey belli olacak Kıyam et! denilince. İyilikleri sonsuz olan Allah, insanı yarattı, ona Kur’an okumayı ve kendini ifade etmeyi öğretti. O zaman, sormak istiyorum; acaba kendimizi nerede, ne kadar ve nasıl ifade ettik? Daha fazla tahşidata gitmeden, burada noktayı koyalım ve kendimize dönelim. İman bilinciyle kendimizi sorgulayalım, sorgulanmayan hayat meçhule giden bir gemi gibidir. Bu geminin rotasını Allah’a itaat ummanına çekelim, ebedi mutluluk ülkesinin limanına rıza-i ilâhi demirini atalım. İnşallah affa ve iltifata mazhar oluruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# icra

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.