NÜKTEDAN : KUR’AN-I -KUR’AN-LA ANLAMAK

Sevgili dostlar, hayat kitabımız ve yaşam kılavuz ve rehberimiz Kur’an-ı Kerim son zaman akademik alanda, bilimsel mahfillerde uzmanlar arasında ciddi manada ilgilenilmektedir. Teknolojinin her alanda kendisinin en yüksek düzeyde yaşamımıza müdahil olması, ilim ve bilginin geliştikçe insanlar arasında yarışı hızlandırdı. Gizli ve açık bilginin devletler arası transferi istenmese de, artık ip uçları bile birçok konuda yeter hâle geliyor. Yani, kıskanmak ve saklamak temel ilkeler bulunup bilindikten sonra, projeyi oluşturmak, belki biraz zahmetli oluyordur ama, ileri atılacak adımlara engel olup durdurulamıyor. Dolayısıyla teknoloji, sanat ve bilimsel hikmet kimsenin malı olmadığı yapılan çalışmalarla açığa çıkıyor ve kendisini gösteriyor. Bu nedenle artık, tehditler ve bir takım alanlarda alınan yaptırımlar dışında kimse kimsenin üstüne, en gelişmiş teknolojik silâhla gidemiyor. Çünkü, o gelişmenin bir ucundan da kendisinin yanacağını biliyor. Bilâ mecburi temkinli ve tedbirli davranıyor ve gücünü daha çok ekonomik tehdit ve uygulamalarla göstermeye çalışıyor. Bu gelişmeler çağ atlarken din hep dışa itildi, bilimin önünü tıkıyor diye, yaşam alanına din sadece bir takım merasimlerle girebildi. Oda siyasi gücü elinde tutanların izin verdikleri nispette oldu. Hıristiyan âleminde din, bilimsel çalışma yapılan laboratuvarların giriş kapısının yanına bırakılırken, Yahudilikte ise, dinde içine kapanık bir toplum olduklarından ne yaptıkları kesinlikle belli olmuyor. İslâma gelince, özünden kopmuş bir takım ritüellerle, geçmişi-geleceğe taşıma inanç ve pasifizm uygulamaları, kendini yenileyememe geri kalmışlığıyla gelişen teknolojiyle bağdaşamadığından bir bocalama dönemi geçirdi. Halen daha bu ikilemin içinde olanlarla, olmayanlar arasında anlaşmazlık sürüyor.Aziz dostlar, din deyince yaratanla, yaratılanlar arasında ilişki akla gelir. Bu ilişkiyi insanlık adına düşündüğümüzde, yaratan insanı başıboş bırakmamış yaşamını sağlıklı ve dengeli sürdürmesi için sayfalar, levhalar, kitaplar vermiş ve bunları insanların içinden seçtiği peygamberlerle göndermiş. İnsanlara verdiği ruh, akıl, irade ve bilinçle bunlara uyup yaşamlarını bilinçlice sürdürmelerini bildirmiş ve davet etmiş. Mecbur edip zorlamamıştır. Anlaşılan o ki, insanların çoğu bu davete gerektiği gibi icabet etmemiş, ettiklerini söyleyenlerin çoğu da uygulamayı gerektiği gibi yapmamış, istisnalar hariç genelde yapmayanlar yine çoğunluktadır. İsrail oğulları diye tabir edilen yahudilere Yüce Allah Tevrat kitabını göndermiş Peygamberi Hz. Musa ile, ama onlar onu zamanla tahrif etmişler, kendilerini en üstün insan kabul edip, yahudi olmayanları dinlerine almamışlar. Hıristiyanlar ise üç ilâhlı dinleriyle kendi içlerinde bile çelişkilerle kitapları olan İncil’i farklılaştırarak çoğaltıp, resmiyette varlar ama, hakikatte dinlerinden uzak yaşamaktadırlar. Diğer dinlere girmiyorum, ilâhi bir kitapla alâkaları yok, bu nedenle şirk ve küfür içinde bir yaşan sürdükleri aşikâr. Son bir tek Kur’an-ı Kerim var Allah’tan gelen ve geldiği gibi korunan ve elde bulunan. Ancak, Kur’an-ı okuyup anlamaya müslümanların pek çoğu ciddi bir emek vermedikleri yaşamlarındaki lâkayıtlıklarından anlaşılmaktadır. Dünya hayatlarını rehberi olan Kur’an-ı ölü kitabı yapıp ölülere okumakta, sevap kazanma ve sesli okuyarak moral bulmak ve duygulanmak için okumaktadırlar. Sevindirici olanı artık bu yaşamı aşma çalışmaları da başladı, çünkü bu alanda ciddi araştırma ve çabalar görülmektedir. 

Değerli dostlar, kitabımız Kur’an Allah’tan gelen ve değişmeden elimizde bulunan tek ilâhi kelâm olduğu hâlde, neden müslümanlar bölük pörçük, mezheplere, meşreplere ve tarikatlere ayrılmış durumdalar? Evet, bu sorular çok soruluyor, cevabını müslümanlar bulmalı ve bu ayrılıklardan ve geri kalmışlıklardan kurtulmalıdır. Şimdi, gelişmiş bu teknolojinin birçok imkânlarından faydalanarak bu sorunu çözmek mümkündür. Çünkü, elimizdeki Kur’an gerçekten Peygamberimize inen kitaptır. Bu kitaba peygamberimizin döneminde ve dört halife döneminde uymakta bir problem yaşanmamış. Bu dönemlerden sonra Muaviye’nin siyasi hareketi ile başlayan Emevi halifeleri döneminde, 4. Emevi Halifesi Mervan bin Hakem zamanında halifenin emriyle Genel Vali Yusuf-essakafi’nin, Hasan el Basri Başkanlığında, dört kişilik bir grupla Kur’an noktalandı, harekelendi ve secaventlerle ayetler bölündü. Çünkü, Peygambere inen Kur’an, noktasız, harekesiz ve secaventlerle ayetlere ayrılmamış bir şekilde idi. Bu düzenleme üzerinden sonra kıraatlar oluştu, yani okuma şekilleri geliştirildi. Mesela biz Türkler asım kıraatını benimsemişiz. Daha başka kıraat şekilleri de oluşmuş. Ancak unutmayalım Kur’an-ın asli şekli, o düzenlemeleri kaldırdığınızda apaçık ortaya çıkıyor. O düzenlemeler neden yapılmış, rivayetlere göre okumada kolaylık olsun ve öğrenmede de kolaylık olsun diye. Çünkü, islâmiyet durmadan yayılmakta ve dünya coğrafyasında genişlemektedir. İnşallah kaldığımız yerden haftaya devam etmek dileğiyle, şimdilik hoşça ve dostça kalınız.  LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?