TEFEKKÜR : İNSAN-NEYİ-NEREDE-ARIYOR-Kİ-BULSUN

Derler ki, çok güzel yanık-yanık kaval çalan birinin yanından Hallaç’la müridi geçiyorlarmış. Kavalın etkili melodisi müridin ruhuna dokunmuş ve Mürşidi Hallac’a sormuş. Ne dersin bu kaval sesine? Hallaç pek kâle almadan, ne yapsın şeytan kaybettiği dünyasını arıyor demiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Böyle labirentlik cevaplara da pek kıymet vermem. Ama bunlar üzerine ciltlerle kitaplar yazıldığını biliyorum. Uçsuz-bucaksız çöllerde Mecnun olmak, ucu görünmez tünellerde kaybolmak ve hayal gemisiyle rotası sonsuzluğa kilitlenmiş okyanuslara Allah’la buluşmaya giden gavs olmaya da hiç özenmedim. Beni, kendinden görmeyen, kendisinin de dini İslâmın hangi noktasında olduğunu bilmeyen, aşkı ezberden okuyan ve dolma tüfek misali sesler çıkaran hafızlara da gücenmiyorum. Çünkü, aradığımı bulduğumun mutluluğu içindeyim. Şimdi, bulduğumu anlamaya, anladığımı yaşamaya çalışıyorum. Aradığım burnumun dibinde, gözlerimin önünde ve elimin altında imiş. Lâkin, onu bana anlatanlar, öğretenler ve tanıtanlar, yanlış, hatalı ve eksik tanıtmışlar. Ben, denizin içinde-denizden haberi olmayan balık misali yaşamışım. Her an yanımda, içinde ve hatta içimde olduğu hâlde, kendimi ondan uzakta ve onunla buluşmak için özel bir şekiller sürecinden geçmem gerektiği belletilmişti. Ama, artık ben onunlayım, onu benden, beni ondan kimse ayıramaz. Buna hiçbir canlının ve cansızın gücü yetmez. Çünkü, o hep benimle imiş, ama ben ondan ne yazık ki habersizmişim. Artık birlik ve beraberlik içindeyiz. Sıkıntı yok, endişe yok, telaşa ve hüzne de gerek yok. Birlikte olmanın heyecanı, sevinci ve mutluluğu var.    Gençliğimin baharında bir gün, benden yaşlı bir ağabeyim ile öğle namazından çıktık çarşıya gidiyoruz. Bir bakkalın önünden geçiyorduk, bir keman sesi ki aman Allah’ım!.. Yanık mı-yanık, içli mi-içli, duyguları mest eden, yüreğin yağını eriten, atışlarıyla göğüs kafesine sığmayan kalp ve gönül hanesinin aşk kandilini tutuşturup harlatan sıcak, ılık insanın bütün hücrelerine işleyen nağmeler. Şeytanları yakıp-kavuran nuru efşanlar misâli, sevgiyi, hazzı ve zevki etkisiyle kendine bend eden, ustasının elinden çıkan, ruhundan akan ve bütün bunları yaptığı keman taksimiyle konuşturan ve coşturan bir güzel ses. Ben bir anda dalmış gitmişim ve benliğimden uzaklaşmış bi hoş olup kendimi unutmuşum. Ağabeyim sağlam eliyle kolumu bir sıkıca kavrayıp, sertçe dur! dedi. Ben, ufkun derinliklerinde kendinden geçmiş yarı baygın bir şekilde durdum. Ama, devam eden keman taksiminden kendimi alamamış bir halde olarak, ikimiz birlikte ayni havaya girdik. Taksim sona erip keman susunca, ağabey yolun ortasındayız dedim ve birlikte yolun kenarına çekildik. Ağabey dedim, çalgı, müzik dinlemek günah diyorlar dedim. Bu değil dedi ve yola revan olup yolda biraz daha kemandan konuştuk. Çarşıya gelince de işlerimize ayrıldık. Ama, ben o olayı hiç unutmadım, günün vakti saatini, yerini, bakkalın yola bakan cephesini, yanımdaki arkadaşımı ve o anda yolun ortasına çakılıp kalışımızı, ayrıntılarını şimdiki gibi hatırlıyorum. Olayın, zihnimde o kadar etkin bir iz bırakması nedendir biliyor musunuz? Bilemezsiniz, çünkü o günler çok sıkıntılı bir durumda idim. İyi bir hafız imam olmaktı muradım, öyle doldurmuşlardı kafamı. Ama, bir gecenin sabahında tam aksini söyleyenlerin yolumu kestiğini gördüm.

Yıl 1961 ülkede askeri darbe olmuş, idareyi asker ele almış, sivil hükümet Cumhurbaşkanı, Başbakan ve birçok bakan ve partili Yassıada da mahkum. Başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekili ve partililer idamla yargılanıyorlar. T.C. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı benim kayıtlı olup orada okuduğum Yatılı Kur’an Kursu’nun yatakhanesi sağlığa aykırı olması dolayısıyla kapatıldı. Burada hafız olmak için okuyordum, açıkta kaldım, hafızlığımı ikmal etmek üzereydim. Kimse sahip çıkmadı, o zamanın oradaki Diyanet Görevlileri Müftü, Vaizler 2 kişi, Kurs Öğreticisi benim yatağımı yorganımı dışarı atıp kovdular. Hadi, memleketine dediler. Bir zaman mücadele ettim, Vali’den, Cumhurbaşkanı’na kadar kimse kâle almadı, tabi bir görev de vermediler. Özel bazı çalışmalar yaptım ve o ortam içinde, çok duygulu, içine kapanık bir köylü çocuğu olarak tek başıma çabaladım. Çıkış yolları aradım, ülkenin dörtte üçünü dolaştım, kendime bir kurtuluş yolu bulmak için. Bu sebeple yazımızın konu başlığını “İnsan neyi, nerde arıyor ki bulsun” anlamında koydum. Bu, kişisel bir şekilde elde edilecek kolay bir mesele değil. Ayrıca, ifade etmeye çalıştığım o ortamda başarılı olmak, sadece bir babayiğit işi değil, elbette oda gerekliydi, ama yeterli değildi, başka etkenlerde lâzımdı. Bir yere sığınma, zaruri ihtiyaçların karşılanması için, bakması gerekenler bakmadı beni dışladılar. Ama, Yüce Allah’ım beni bırakmadı, hiç beklemediğim kişiler bana yardım ettiler, destek verdiler. Aklıma, zekâma, azmime ve çalışmama ağırlık vermemi tavsiye ettiler. Rabbim de senin kurtuluşun sendedir, başka yerde arama hissimi güçlendirdi. Bu iman bilincine sarılarak ilk tuttuğum yolda yürümeye Allah’ın izni keremiyle karar verdim. O’na şükür ve sonsuz hamdü senalar ederek yoluma devam ediyorum.    

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# destek

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?