TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Cumartesi’den devam

Turan Karluk, açılan kapı kanadından içeri girdi. Gözlerine inanamadı. Bu kez şaşırma sırası ondaydı.

-Ne olmuş buralara böyle?

Hasan Tahsin:

-Kütüphanecilik Bakanlığı bize çok para verdi, burayı da eskisi gibi onardılar. Ninem şaşıp düşüp satmadığımıza çok sevindi ve devlete dualar ediyor.

-Ninen nerede şimdi?

-Yukarıda, Kur’an okuyor.

-Görebilir miyim?

-Haber vereyim...

Bir süre sonra kadın eyvanda göründü. Turan Karluk’u görünce sevinçle:

-Hoş geldin oğlum Doğan... Senden Allah bin kere razı olsun... Bizi bu dünyadanın cennetine koydun. Ata yurdum, baba ocağım yeniden hayat buldu.

Merdivenden böyle söylene söylene yavaş yavaş indi. Avlunun kenarındaki menekşeleri gölgeleyen portakal mı yoksa turunç mu olduğu kestirilemeyen ağacın dibine çağırdı. Hasan Tahsin iki sandalye getirdi. Oturdular...

Daha sonra yukarı odalardan birinden çıkan bir kadın:

-Hasan evladım, misafirimize ayran sun..

-Peki anne, diyen Hasan Tahsin hemen koştu... Merdivenlerden tırmandı, ayranları getirip önce misafire sonra da ninesine sundu.

Turunç gölgesi koyu bir sohbete şahit oldu. Kadın o kaçakçılardan sonra olanları anlattı. Evleri yenilenirken bir yere kiraya çıkmışlar. Devlet kirasını ödemiş. Üstelik kaçakçılardan ele geçirilen kitaplar için çok para vermişler.

-Ne bilem oğlum... Ben üçü beşi ancak bilirim. Çok para, dedi.

-Kitapların sizin aileye nereden kaldığını biliyor musun?

-Dedemden kaldı. Ama ona kimden bilemem. Ama bir ara Çelebi Turgut gibi bir laf etmişti. Çok eskiden yaşamış.

Turgut Çelebi sözünü işiten Turan Bey kadının son okuduğu sayfaları yazan kişinin soyundan geldiğini anlamakta gecikmedi.

Kadın devam etti:

-Ha şimdi hatırladım. Dedelerim Yatağan Baba’nın türbesinin vakfını idare ederlermiş. Bu babadan oğula gelirmiş. Bir zaman bir isyan olmuş, mollalar mı yoksa dervişler mi hatırlayamayacağım, bu isyancılar gelip bu türbenin vakfına ait dersanede saklanmışlar. Devletin kollukları da onları gelip orada bulunca, dersaneyi, türbeyi yakmışlar mı yoksa yıkmışlar mı pek bilemiyorum. O zaman işte bizim büyük dedemiz, adını unuttum şimdi, babam söylemişti, bu kitapları oradan kaçırmış. Barutluk’ta bir depoya saklamış. Gerisi herhâlde yanmış. Çok kitap varmış. Dedem bunları çok okurdu. Babam zamanında bu kitapların okunması değil, bulundurulması bile yasaktı. Babam “Bunları iyi sakla, kızım Hüsniye...” dedi. Ben de o zaman en gözde çeyiz sandığı olan bu ceviz sandığın dibine koydum, üstüne birkaç çeyizlik eşya yerleştirdim... Gerisini biliyorsun.

-Size Hüsniye Abla diyebilir miyim?

-Abla, teyze, anne, nine ne istersen diyebilirsin?

-Size çok teşekkür ederim.

-Asıl biz size teşekkür ederiz. Dedim ya bize bu dünyada Cennet’i yaşattın oğul... Allah razı olsun..

-Allah sizden de razı olsun... Hakkını helal et...

-Asıl sen helal et, evlat.

-Allah, gelmiş geçmiş bütün atalarına rahmet eylesin, sizlere de sağlık ve selametler versin... Allah’a emanet olunuz.

-Güle güle oğul...

-Güle güle Doğan amca... Son

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?