Cuma Sohbeti : Üç Aylar ve Kandil Geceleri

Aziz sohbetdaşlarım, dinimiz İslâm, bizim hayatta yaşam tarzımızdır, bu tarzı yaşamda rehberimiz Kur’an-ı Kerim, rol modelimiz Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâmdır. Bu dini bize Allah buyurdu, Nebimiz de duyurdu ve uyup, uyguladı. Biz de bunları ilkeleri ve ölçüleri çerçevesinde kabul ettik ve iman bilinciyle uyguluyoruz. Dinimizin rehber kitabı Kur’an olduğu için, onun rehberliğinde Allah’a itaat eder ve bu itaatin içinde ibadetlerimizi de ona bakarak yaparız veya yapmakla yükümlüyüz de diyebiliriz. Yani bizi yönlendiren ve sorumlu kılan Kur’an-ın ayetleridir. Nebi-Resulümüz de önce kul olarak ayni yükümlü ve sorumluluktadır. Onun, üstünde bir de Risalet görevi vardır, birde ondan sorumludur. Bu noktada önemli bir konu var ve meşhurdur, Resulümüzün Sünneti adıyla emir ve tavsiyeler niteliğinde vaaz edilen hadisler. Şunu çok iyi bilmemiz lâzım, Resulümüz bizim dinde önder ve örneğimizdir. Onun ibadetleri uygulayış şeklini ve ahlâki davranışlarını biz örnek alırız. Onun hayatı bu muhtevada bize ulaşan örnekliği bizim için önemlidir ve biz ona uyarız. Bunların dışında, Resulümüze atfen şunu emretti, bunu yasak etti diye ona mâl edilen dinde hüküm koymayı ifade eden “Onun Sünneti” kuralını Kur’an-ın onayına sunarız. Çünkü, dinde hüküm koymak Allah’a aittir. Allah’a ait olan bir şeyi Resulüne de verilirse bu şirk olur. Yani, Allah’ın işine, Elçisini de ortak etmek demektir. Bu nedenle, Kur’an-a ters düşen hadisleri o söylemiş olamaz. Çünkü, dinimiz Allah ve Resulünün ortak yapımı değildir. Bunu böyle biliyor ve böyle inanıyoruz.

Evet buraya kadar bu izahatı yaptıktan sonra, dinimizin temel kitabı Kur’an olduğunun iman bilinci kalbimizde yerini alıyor. Resulümüzün de rol modelliğini tasdik ediyoruz. Bundan sonrasında dine mâl edilenler ise, kültürel meseleler olarak ifade edilebilir. Mesela, Hicri takvime göre Arabi aylardan halk arasında *Üç Aylar* diye tabir edilen Recep, Şaban, Ramazan ve bu aylarda Regaip, Miraç ve Berat geceleri kutsalları, kültürel konular sınıfına dahildir. Bunlara kutsallığı giydirenler de tarikatlardır. Çünkü, tarikatlar da bu zayıf ve ihtilâflı hadisler üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla onlar üç ayları ve kandil gecelerini bu tür hadislerle süslemişlerdir. Dinin özündenmiş gibi bir algı oluşturup, bunlara ilgisiz kalan ve tenkit edenleri de küfürle damgalamaktadırlar.  Meselâ üç kandil gecesi olarak kutlanan Regaip, Miraç ve Berat geceleri, nasıl övülüp, methu sena edildiğini görüyoruz. Bunların Kur’an da yeri yok, hatta Hz. Resule mal edildiği halde onun kutlamadığı ve ondan sonra Halifelerinin dahi kutlamadığı ve onlardan asırlar sonra bunların ortaya çıktığı tarihi bir gerçektir. Nerden, nasıl ve neden İslami mâl edildiği Diyanet Vakfının İslâm Ansiklopedisi eserinden *Kandil geceleri” bölümüne bakıp öğrenmek mümkündür. Çok merak edenler en baş kaynak olarak ona bakabilirler.

Şimdi, bu aylarda ve bu gecelerde insanların dini inanç ve duyguları harekete geçiyor, ibadete yöneliyorlar bu iyi bir şey değil mi? Bunun neresinde bir kötülük var diyenleri duyar gibi oluyoruz. Kandil gecelerini reklâm edip, övüp meşhurlaştırmak, insanları dine, ibadete yaklaştırmak amaçlıdır diyenler de var. Bu düşünceye amiyane bir de fıkra dayanak yapılıyor. Hani şu, hocanın biri insanları camiye çarıkla sokmuş, kendisinden sonra gelenin itirazına da, ben çarıkla soktum, sende çarıkları çıkarttırsın demiş. Kur’an’la tescilli olan dinimiz *İSLAM* dünyada tek önemli bir gerçektir. Yüce Allah ona nasıl davet edileceğini kitabı Kur’an da ve insanlığa tebliğcisi Resulü Hz. Muhammed Aleyhisselamla göstermiştir. Bu nedenle ibadet amacına uygun olarak, bu çerçevenin içinde iman bilinciyle yapılmalıdır. Sahih olup makbule geçmesi, Allah’ın indinde kabul olması için, bu  şartların yerine gelmesi gerekmektedir. Bütün bunlar bir tarafa, Kandil geceleri ihdas edip, onlara birer kutsiyet verip, insanları camiye toplamakla ve sadece o geceyi ibadetle geçirmekle Allah’a olan kulluk görevi yerine gelmiş olmuyor. Böyle bir kural Kur’an da yok, çünkü ibadetlerin kendilerine has kuralları, zamanları, şartları ve mekânları vardır. Bunların dışında “Ben yaptım oldu” gerekçesi geçerli değildir. O zaman, her Müslüman Kur’an-a uymak, Hz. Resulü örnek almak durumundadır. Bu duygu ve düşüncelerle siz sohbet arkadaşlarıma ve bütün ehli imana esenlikler diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?