TEFEKKÜR: ÖZGÜRLÜK VE SORGULAMA MESELESİ

İnsan, yaradılışındaki amacından dolayı düşüncesinde ve davranışında özgür bir varlıktır. Bir takım özellik ve güzelliklerle donatılıp yolun başına konulmuş. Aklı ve iradesiyle Allah’a itaat ve isyan noktasında serbest bırakılmış. İster Allah’a itaatte kulluğu seçer, Cennetin yoluna düşer, isterse Allah’a isyan da Cehennemin yoluna düşer. Bu konuda özgür, Allah’a kulluk yolunu tutarsa, bu yolda zahmet çekmemesi için Allah akıl ve irade vermiş ve ayrıca bir kılavuz göndermiş ve bir de rol-model Resul tahsis etmiş. Yani, başıboş, ortada, muallâkta çaresiz bırakmamış. Özgürlüğünü zevkle ve doya doya yaşaması için gereken yardımcı, destek ve yolda rehber vermiş. Bir noktada insanın işini kolaylaştırmıştır. Şimdi, bu avantajlar içinde, insan seçimini doğru yapamamışsa, özgürlüğünü, nankörlüğe, isyan ve zalimliğe tercih etmişse, akıbetine de razı olmak zorundadır. Çünkü, onu o yola kimse zorlamamıştır, kendi seçmiştir. Seçtiği yanlış yoldan her zaman dönmek hakkına da sahiptir, isterse, istediği zaman hak yola dönebilir. Aynı şekilde hak yolda giden de sapabilir ve dalâlete düşebilir. Her iki şekilde de hesabını ve dönüş gerekçesini Allah’a verecektir. Bu konuda kimsenin kimseye böyle durumlarda hesap sorma hakkı yoktur. Çünkü bu kullar arasında bir mesele değildir ve Allah ile kulu arasında bir meseledir. Meselâ, namaz kılmayana, oruç tutmayana ve hac etmeyene neden bunları yapmıyorsun deyip hesap sorup ceza vermeye kalkmak İslâm dışı Kur’an dışı bir muameledir.

Allah’ın insana verdiği bu özgürlüğü kimsenin kısıtlamaya ve üzerinden kaldırmaya hakkı ve salâhiyeti yoktur. Dikkat edin, Yüce Allah’ın kullarına verdiği bu özgürlüğü biz kendi çocuklarımızı yetiştirirken onlara vermiyoruz. Onları serbest iradeleriyle konuşturmuyor, konuştuklarına değer vermiyoruz. Bir takım konularda düşüncelerini ve görüşlerini sormuyoruz, susturuyoruz. Onların o doğal özgürlüklerini olsun, rahatça önce kendi evlerinde aile bireylerinin arasında kullanmalarını sağlamıyoruz. Söz almak istediklerinde, sen anlamazsın, sen bilmezsin, senin aklın ermez bu işlere, karışma, otur-oturduğun yerde, senin haddine mi düşmüş bu konularda görüş beyan etmek gibi sözlerle müdahale ediyor ve onları susturuyoruz. Sonra da çocuklarımızın zihni gelişimini, yetenek ve kabiliyet farklılığını, istidat ve ileri görüşlülüğünü engelleyip dumura uğratıyoruz veya en azından gölgeliyoruz. Çocuğumuzu geleceğe hazırlamakta üzerimize düşen görevi lâyıkıyla yapmıyoruz. Çocuğumuz kalabalık bir ortamda hakkını savunmakta medeni cesaret gösteremiyor. Oysa çocuğumuza özgür davranıp söz hakkı verip bir ufuk açmak, aklına ve iradesine serbest düşünüp fikir üretmesine zemin hazırlamakla yükümlüyüz. İşte bütün bunlar önce evde aile ortamında başlıyor. Aslında, aile içinde fertlerin bir takım meselelerde her birinin söz hakkı vardır. “Ben sizin babanızım ben ne dersem o olur” dayatması Allah’ın sisteminde yoktur. Mesela, ailenin hepsini ilgilendirir bir şey alınacaktır, araba, dükkân, bağ-bahçe almak gibi veya dini bir mesele söz konusu olmuştur, o hususta her aile ferdi özgürce düşüncesini söylemelidir. Eleştiri ise eleştiri, tenkitse tenkit yapılmalı, diğer aile fertleri de ana-baba başta olmak kaydı ile sabırla bunları dinlemeli ve ondan sonra konunun durumuna göre değerlendirme yapılmalıdır.

Düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve bir de tercih özgürlüğü, dikkatlice araştırılırsa görülecektir ki, Allah, kitabı Kur’an’ın da bunu insanlığa tanımıştır. İnsanların bunu kendi aralarında birbirlerine tanımaması, aynı zamanda Allah’a da itaatsizlik değil midir? Bu konuda Bakara Suresi 256 -260 ayetlerine bakmalılar. Ayrıca, Kur’an da geçen ayetlerden biri de, dini konuda insanların “biz atalarımızdan böyle gördük, böyle biliyoruz ve bu yoldan dönmeyiz” iddiaları vardır. Böyle diyenlere de Allah “Onlar yanlış yolda olsalar da mı?” cevabını vermektedir. Yani, insan ailesinden bir inanç ve düşünceyi aldığında bunu hiç yargılamadan kabul etmesi ve öyle sürdürüp gitmesi, onu hiç sorgulamaması doğru bir şey değildir. Aile büyükleri bu sorgulamayı kendileri için asla aşağılama olarak kabul etmemelidirler. Aile bireyi, dayandığı kaynağı karşıya alıp, delil veya belgesini önüne koyup inanç ve düşüncesini onlarla karşılaştırıp mukayese etmesi lâzım. Bu aynı zamanda, o konuya kendisinin de bir emek ve çaba harcaması icap eder ki kendisine mal etmesinde bir hakkı olsun. Yoksa, o bir kolaycılık, bedavacılık, ezbercilik ve taklitçilik olur, bu da hak ve hakikat adına önemli bir değer ifade etmez. Nitekim zamanımızda bunu gayet açık ve net olarak görüyoruz ve yaşıyoruz. Yani,  insanlarımızın çoğu özgürlük ve sorgulama konusunda hoşgörülü, mütevazi ve gerektiği kadar sabırlı değil. Bu konuda okuduğu Kur’an-a bile sadakat göstermiyor. Çünkü, anlamını bilmiyor, öğrenmiyor ve sadece seslendiriyor. Bu hususta Allah’tan idrak, iz’an ve ihsan diliyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?