Nüktedan : Kur'an-ı Anlamak Üzere Çalışmalar

Aziz mü’min ve Müslüman kardeşlerim, hepimiz biliyor ve inanıyoruz ki, Kâinatta hiçbir şey yaratılıp ta başıboş bir halde bırakılmamıştır. Her yaratık, yaratılış anlamına ve amacına yönelik özellikleriyle yasalar çerçevesinde dizayn edilerek yönetilmektedir. Bütün yaratıklar birbirleriyle ilişkilendirilip irtibatlandırılmış, hep beraber belirli bir uyum içinde, ahenkle yardımlaşarak hayatlarını sürdürmektedirler. Bu birliktelik düzenli bir plan ve program çerçevesinde bir sistem hâline getirilmiş ve böyle sistemlerle kâinat oluşturulup tek bir sistem yapılmıştır. Ancak bütün bu sistemin muhtevasını, oluşumunu ve sınırlarını biz insanlar bilmiyoruz. Yüce Allah’tan başka bilen varmı, oda bizce mechûl. Bu konuda bilgi kaynağımız Allah’ın  bize gönderdiği Kur’an-ı Kerimdir. Onu ne kadar doğru anlarsak, öğrenirsek bilgimizin de o kadar artacağı muhakkak. Bu noktadan hareketle anlayışımızı anlatmada hata, kusur, eksik ve yanlışlar olabilir. Bunların tashihi, ikmali ve doğruluğu anlamında yapılacak samimi, ciddi, tenkit ve eleştirilere açığız. Çünkü, amacımız Kur’an-ı iyi, doğru ve güzel anlamaktır. Bu nedenle, Kur’an adına yapılan meal, tefsir ve her türlü çalışma ve muktesebatı çok ince detaylarına inmeden bir takım kavram ve kurallarını ele alıp Kur’an’la değerlendirmeye çalışacağız. Kur’an bizim yaşam kitabımız olduğundan her şeyde kılavuz ve rehberimizdir. Bu kitap iki kapağın arasında yazılı bir metin olarak Allah’ın indinden gönderilmiştir. Böyle olduğu Kur’an’ daki surelerden anlaşılıyor. Meselâ, 20 tane surenin birinci sayfasının birinci ve ikinci ayetleri bunu ap-açık bildiriyor. Birkaç ayetten örnekler verelim. Bakara suresi 2. Ayet, “Bu işaretlerden oluşan kitap şüphesiz kendisine tabi olanlar için bir hidayettir.” Araf suresi ayet 2 “Bu, kendisiyle insanları uyarman ve insanlara öğüt olsun diye sana indirilen bir kitaptır....” Yunus suresi ayet 2 “Bu işaretlerden oluşanlar ap-açık kitabın ayetleridir.” Rad suresi ayet 1 “Bu işaretler kitabın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır. Fakat insanların çoğu anlamazlar.” Kehf suresi ayet 1 “Bütün övgüler, kuluna kitabı indiren ve ona hiç bir eğrilik koymayan Allah’a aittir. Farklı nüanslarla Kur’an da böyle 3 yüz ayet olduğunu araştıran işinin uzmanı âlimlerimiz söylemektedirler.

Şimdi, Kur’an da kitap olarak indiğine dair bu kadar ayet var iken, kalkıp, Kur’an hitap olarak indi demek ve bu iddiayı Kur’an dışından birçok rivayetler ihdas ederek ıspat etmeye kalkanlara sahtekâr denmezde ya ne denir? Yüce Allah ben Kur’an-ı Kitap olarak indirdim diyor, bir takım âlim-ulema, hayır, Kur’an hitap olarak indi demesinin ciddi bir anlamı var mı? Yok; ama bütün muktesebat o anlamı destekler mahiyette hazırlanmış. Başta, mealler ve tefsirler o anlama dayanarak yapılmışlar. Ama, nasılsa bazı açık kapılar bırakılmış, Hz. Rasulün 12 yıllık Mekke’deki risalet döneminde onlara göre hitap olarak inen veya kalbe ilka edilen ayetler, derilere, kemiklere, ağaçlara, taşlara ve papürüs yapraklarına yazılmış, ama nerde toplanıp korunmuş ve Medine’ye bunlar nasıl ve neyle taşınmış, kim taşımış ve nereye konmuşlar hiçbir kayıt yok. Bu durum da gösteriyor ki, Kur’an yazılı bir kitap olarak inmiştir. Kur’an-ın hitap olarak inmesine yönelik hazırlanan serüven, sonradan kurgulanan bir hikâyeler menzumesidir. Rasulün Mekke dönemine ait müktesebat da Kur’an-ın sure ve ayetleri nasıl yazılı hâle getirilmiş ve kimler yazmış belli değil, böyle bir kayıt yok. Rivayetlerde Rasul Hira mağarasında inzivada iken “Seni halk eden Rabbinin adıyla oku!” o ilk ayeti meleklerden Cebrail ilka veya hitap şeklinde Rasule tebliğ ediyor. Bu olay rivayetler silsilesiyle açıklanıyor ve bir takım da yorumlar yapılıyor. Güya, Rasulümüz okur-yazar olmadığı için “Ben okumak bilmiyorum” diyor ve Cebrail bu durumu birkaç sefer tekrarlıyor, sonra birçok te’vil ve tefsirlerle durum izah ediliyor. Oysa, ortada bir müphemiyet var, gelen ayet, hitap ve ilka şeklinde, ortada bir okunacak metin yok. Ayrıca, kendisine oku denilen kişi okumak bilmiyor. Böyle bir şey olur mu, bunda bir akıl ve mantık var mı? Demek ki, Kur’an yazılmış bir kitap olarak geldi ve Rasulümüz de okumasını biliyordu. Cebrail de Allah’ın indinden aldığı kitabı Nebi Rasulümüze getirdi verdi ve okumasını söyledi. Durumun böyle olduğu gayet açık ve net.

O zaman, Nebi-Rasulümüze Ümmi denmesinin anlamı da başka ve içinde bulunduğu topluma da ayni anlam veriliyor. Yani, Ne Rasulümüz ve ne de içinde bulunduğu toplum, okuma, yazma bilmeyenler değil. Çünkü o toplumun geçim kaynağı ticaret, alış-veriş yaparak geçiniyorlar. Bu iş, tertip edilen kervanlarla hem Mekke’de ve hem de Mekke dışında birçok  yerleşim yerlerine uğrayarak yapılıyor. Bu iş elbette okur yazar olmayanların yapabileceği bir şey değildir ve Ümmilikte buna işaret etmiyor. Ümmiliğin anlamı şu olsa gerektir. Mekke’de Kâbe’den başka mabet yok, başka dini bir öğreti ve ibadet yeri de yok. Ne Nebi-Rasul olan Hz. Muhammed ve ne de Mekkeliler herhangi bir dini eğitim ve öğretim almıyorlardı. Bundan dolayı onlara ümmi denmiştir. Evet, Kâbe’yi de esas amacını dışında kullanıyor, Kâbenin içine koydukları putlara, kendilerini Allah’a yaklaştırması ve aracı olması için tapıyorlardı. Bu durumlarıyla Allah’a şirk-eş-ortak koşuyor ve bu nedenle de onlara müşrik deniyor du. Bütün dünyada bu inanış yaygındı, istisna olarak Nebi-Rasül Hz. İbrahim’e tabi olup onun yolunda olduğunu söyleyen ve putlara tapmayan Hanifler de vardı. Hz. Muhammed ve dedesi Abdûlmuttalip’de onlardandı. İşte böyle bir toplumun içinde doğan, büyüyen ve kendisine Risalet verilen Hz. Muhammed hiçbir dini eğitim almadığı için Ümmi idi. Din adıyla ve iman inancıyla ilgili bütün bilgileri Kur’an’dan öğrendi. Kur’an-ı kılavuz edindi, yaşadı ve insanlığa da ayni şeyleri tebliğ etti. Dolayısıyla Kur’an bütün insanlığın kitabıdır. Arabistan da, Arap diliyle inip, gremeri/sarf ve nahivi ve irabı Allah’çadır, Allah kelâmıdır, ayetlerinin anlamı ve amacı kâinat çapında ve sonsuzdur. İnsanlara, cinlere hitap eder. Kimsenin tekelin de, inisiyatifin de ve korumasın da değildir, her insan Kur’an’dan sorumludur ve ondan hesaba çekilecektir. Bu sebeple gerçek Tevrat, Zebur ve İncil Kur’an’ın içindedir. Kur’an herkese yeter, muhtevadadır ve insnlığın sorunlarına çare ve problemlerine de çözümdür. Bütün bunları böyle bilip inanan, iman eden, güvenen ve sorumluluk çerçevesinde yaşayan, yaşamaya çalışan ve insanlığın kurtuluşunun da Kur’an’la olacağına inanıp, bu uğurda çalışıp, mücadele verenler Mü’mindir ve Müslümandırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?