Nüktedan : Kur'an-ı Anlamak Üzerine Çalışmalar- 3

Aziz mü’min ve Müslüman kardeşlerim, Nebi-Resulümüze inzal olan/inen Kur’an, insanlık için bir kılavuz ve rehberdir. İnsanlık hayatını düzenlemek, yön vermek ve yönetmek için gelmiştir. Kur’an-ı alan Rasulümüz Hz. Muhammed Risalet göreviyle Kur’an-ı insanlığa tebliğ ederken, en yakınından başlayıp en uzak devletlere ve milletlere kadar ulaştırmaya çalışmıştır. Burada bir noktaya yeri gelmişken değinmek istiyorum. Nebi-Rasulümüz Allah’ın buyruğu Kur’an-ı insanlığa duyurmakla, dünyada büyük bir devrim oluşturdu. İnsanın, insanlar üzerinde hükümranlığına, tahakkümüne ve zulmüne son verip, yerine ilâhi ve tevhid temelli, hak ve hakikat düzenli,  bir sistem tebliğ ediyordu. Ezilen, sömürülen, güdülen, kölelik tabanlı, güce ve korkuya dayanan insani sistemlerin yerine. Bu durumda tahtları, taçları, saltanatları ellerinden gidenler, şu imtihan dünyasında boş durmamışlar. Sureti haktan görünüp, Kur’an ve Rasul hakkında iki koldan, heva ve heveslerinin tatmini ve şeytani hinliklerinin tahakkümü için çalışmaya başlamışlar. Kendilerine bir alan açmak için Kur’an-ın tebliğcisi Allah’ın Elçisi Rasule bir takım kutsi özellikler atfeden adımlar atmışlar. Yüce Allah’ın, dünyada bir insan için en büyük paye olan Nebi Rasullük rütbesini az görmüşler! Nebimize doğumu ile olağanüstü yücelikler atfedip dinin ortağı hâline getirmişler. Meselâ, doğumunda gökten melekler iniyor, evi tavaf ediyorlar, doğuma yardım ediyorlar Rasulümüzün annesine şerbetler sunuyorlar ve dinin sultanı doğdu! Yer-gök nurla doldu diyorlar. Doğduğunda dudaklarının kıpırdadığı görüyorlar ve dinlediklerin de “Ümmeti-ümmeti” dediğini duyuyorlar. O anda nehirler yatak değiştiriyor, göller kuruyor yeni göller oluşuyor, İran Kisra’sının sarayının bazı burçları çöküyür, Mecusilerin bin yıldır sönmeyen ateşleri sönüyor. Yakıştırmalar devam ediyor, başının üstünde bir bulut onu devamlı gölgeliyor, iki küreğinin arasında Nebi-Rasullük mührü oluyor. Sütannesinin evinde bir bolluk hasıl oluyor, melekler kalbini yerinden çıkarıp temizleyip yerin koyuyorlar. Amcasıyla Şam’a gittiğinde Buhira adında bir rahip, çocuk Muhammed’in Rasul olacağını görüyor ve amcasına söylüyor.

Abdullah oğlu Muhammed büyüyor, doğruluğu, dürüstlüğü, oturaklılığı, vakarlılığı ve güvenilirliği ile “Muhammedül Emin” lâkabını alıyor. 25 Yaşına geldiğinde dul bir kadın olan 40 yaşında Hüveylit kızı Hatice ile evleniyor. Zengin, itibarlı, iffetli ve dürüst olan Hatice’nin servetini yönetiyor. Tertip edilen şehirlerarası kervanlara katılıyor ticaret yapıyor. Ramazan ayının bir günün de Yüce Allah’ın indinden Melek Cebrail Aleyhisselam’la Kur’an bir kitap olarak kendisine indiriliyor ve Risalet veriliyor. Yani, Muhammedül Emin Nebi-Rasûl olarak Allah tarafından görevlendiriliyor. Allah’tan aldığı yazılı ilâhi buyruklar olan Kur’an kitabını insanlığa duyuruyor, bildiriyor ve uyguluyor. Bu ortamda Kur’an-ın Allah kelâmı, Muhammed Aleyhisselâmın da Nebi-Rasûl olduğuna inanan müminler de onunla beraber hayatlarını Kur’an’la inşa ederek, kılavuzluğu çerçevesinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Rasulümüze bir kitap olarak indiği içindeki ayetleriyle söylenen Kur’an-ı Kerimin anlaşılmasın da bir sıkıntı yok =çünkü kitap demek yazılı bir metin demektir= İşte Kur’an kitabı olarak bildiğimiz Mushaf’ın ikinci suresi Bakara’nın ikinci ayetinde şöyle buyuruluyor: Türkçe mealiyle “Şüphesiz bu kitap müttekîler için bir hidayet rehberidir.” Bu ayet gibi veya bu ayete benzer Kur’an da 3 yüze yakın yerde böyle ayetlerin geçtiği işin uzmanları tarafından ifade edilmektedir. Bu vurguyu yaptıktan sonra geçiyorum, çünkü bu konuda daha önce bilgi verdik. Şimdi, iki kapak arasında yazılı bir metin hâlinde olan bu kitap bir kenara konuyor. Bu durumun aksini, Kur’an-ın Rasulümüze hitap şeklinde veya kalbine ilka şeklinde indiğini söyleyenler, bu hitap ve ilkayı Rasulümüz kâtiplerine, daha önce zikrettiğimiz gibi yazdırdığını ifade etmiştik. Halife Ebubekir zamanında Üsame’nin başkanlığın da bütün o yazılı malzemeler toplanıp bir kitap yapılıyor ve geri kalanların hepsi yakılıyor ve yok ediliyor. İyide bu, bu düzenleme nelerden ve nasıl bir kitap haline getiriliyor. Daha önce Kur’an-ın tümü bir sandıkta kilit altında korunuyor, bu nasıl bir sandık ki o kadar tahtayı, kemiği, taşı, deriyi ve bezleri aldı?

Kur’an-ı Kerim bir kılavuz ve rehber, nasıl kilit altında tutulur, Halife Ebu-Bekir, Ömer ve Osman’a kadar tek bir nüsha. Osman zamanın da çoğaltılarak 5 nüsha yapılıyor ve beldelere gönderiliyor. Neden 5 tane ve neden Halife Osman’a kadar hiç çoğaltılma düşünülmüyor ve yapılmıyor? Hz. Rasulullahın 20 küsür kâtibi, Halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali olsun hepsi okur-yazar, neden kendilerine olsun birer nüsha yazmamış veya yazdırmamışlar? Üstelik, Ebu-Bekir, Ömer, Osman ve Ali devlet başkanı, o zamanın tabiriyle Emirel-Mü’minin, Halife, neden ellerinde müstekil birer Kur’an-ı Kerim yok; yok mu acaba? Büyük bir devrim olmuş, o devrimin temel ve teferruatını oluşturan Kur’an elde yok, bu nasıl bir yönetim? Bunların hepsi hafız mıydı, yazılı bir metne ihtiyaç duymamış? Hz. Rasul, meşhur dünya devletlerine dine davet mektupları gönderiyor, çevresinde gayrimüslimlerle yazılı anlaşmalar yapıyorlar, ama ortada Kur’an yok. Halifeler bir takım atamalar yapıyorlar, vali, kaymakam, ordu komutanı gibi, bunlara olsun birer Kur’an vermek gerekmiyor mu? Bunların hepsi tek tek üzerlerinde araştırılmalar yapılması gereken konulardır. Düşünün Hz. Ali ile Muaviye arasında Sıffin diye büyük bir savaş oluyor, bu savaşta Muaviye tarafı Mızraklarını ucuna Kur’an sayfaları takıyorlar, bu sayfalar nedendi acaba? Oysa, o zaman en azından Parşömen diye bir nesne vardı çok ince deri demek, onun üzerine yazı-yazılıyordu. Gerçi o zaman, kâğıt olduğu da tarihlerde geçiyor, Mekke halkından uzak ülkelere de ticarete gidenler olduğu bilinmektedir. Çünkü, Mekkeliler genelde ticaretle geçinen insanlardı, bu nedenle Hinde-Çine gidenler olur ve oralardan ipek ve kâğıt getirenler de bulunur. Ayrıca, İran da o zaman için önemli bir medeniyet merkezi ve tacirlerin uğrak yeriydi, keza Kostantinye (İstanbul) da öyle idi, Araplar oraya da ticaret için gider gelirlermiş. LEBİD   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?