Tefekkür : Aydın Olmak - Entel Takılmak

Cep telefonu, internet alimleri ve fetvacıları var, artık sırtımız yere gelmez. Bundan sonra bilgi sahibi olmak için kitap alıp okumaya, belki ileride okullara üniversitelere de gerek kalmayacak! Al beş-altı bin liralık cep telefonu, elli-yüz lira ver gir internete ne istersen öğren oradan. Nasıl?.. Artık aydın olmanın, entel takılmanın, akademisyenlik ayağına yatmanın da bir manası kalmadı mı dersiniz? Her şey ucuzladı, kolaylaştı ve bir tıklamanın önünde odaklaştı. Diplomalar Google’dan, Facebook’tan Whatsapp’tan, Youtube’dan ve internet kaynaklı herhangi bir yerden alınacak gibi görünüyor! Daha fazla harcama yapar, teknik özelliği yüksek son model bir cep telefonu alırsan, eğer buna gücün yeterse, sen artık teknolojinin en zirve frekansında seyahat eder, tayyi zaman ve tayyi mekan nitelikli bir yaşam sürersin! Tabi, bunu bizim gibi yaşı ilerlemiş, bir ayağı çukura girmiş ve tebdili mekana az kalmış kişiler zor yapar, belki de yapamaz. Ki, genellikle bu mümkün değil, ama beş-on yaşında ve yeni yetmeler daha ileri hesaplara bile ulaşma durumuna mütemayildirler. Hallâku âlem olan Yüce Allah, yarattıklarını doğacak oldukları ortama hemen intibak edecek özellikle ve yetenekle donatarak dünyaya gönderiyor. Ama, dine karşı alerjisi olanların bu durum karşısında kaşıntıları tutuyor. Tutsun, artık onların o aydın ve entel geçinenlerin kurdeşenlik halleri pirim yapmıyor. Bilgi zenginliği ile cimrilik yapıp, ulemalık taslamak yerini son zaman, bilgi paylaşımıyla gerçeğe ulaşma, hep birlikte çalışıp çabalama dönemi aldı.

Eskiden rahle-i tedrisat önem arz ediyordu, sonra sıralar, masalar ve döner koltuklar ihdas edildi ve nihayet her şey bilgisayar ve internete devredildi. Nerde o müthiş hatipler, edebiyatın en seçili kelimelerinden gönül okşayıcı hitabetiyle kalbin ritmini yükselten ve toplumu hop kaldırıp, hop oturtan konuşmalar? Mülâyim, yumuşak, lâtif ve nahif ses tonuyla ocak başı hikâyeleri anlatan, tatlı dilli, güler yüzlü nuru efşan nineler nerde? Sözün kıvraklığı, ifadenin berraklığı ile kâlbin ufkunda bazen fırtınalar koparan ne bazen de bir güzelin aşkıyla yanan kalplere bahar serinliği veren rüzgârlar estiren gönül kâşifleri nerede hani? Ümitsiz sevgilerin, daralan ruhların, aklı karışan kafaların, göz pınarlarını coşturan efkârların dile getirildiği çileli yolculuklara çıkaran masallar tarihte mi kaldı? Mürit-mürşit teslimiyeti, ahi-pir sadakati, talebe, muallim itaati ve talibin ilim cehdi ve gayreti kalmadı, insanlığımızı terk edip gitti. Soğuk, cansız, sert, kaba, sun’i ve mekânik, gökdelenler arasın da bir aksi-seda; aklı tırmalayan, gönlü hırpalayan, zevk vermeyen, tatsız ve yavan avazelere mahkûm olduk. Mübarek kitabımız Kur’an-ı seslendirenler revaçta ve itibar görmekte, onlara payeler verilmekte, okuyup ta anlayan, anladığını başkalarına da anlatmaya çalışanlar, hüsnü kabulden bile uzaklaştırılmakta. İlim, irfan müzelik, tasavvufi vicdan gevezelik oldu, saf-temiz mü’minler itilmekte, imansız Müslümanlar sivrilmekte, bu yolculukla böyle nereye gidilmekte? Ne yazık ki soranlara; sorulanlar hakaretler etmekte ve onlar için cehennemlik faturası kesmekteler.

Bu durum karşısında aydın ve entelden geçtik, bir adım daha ileri atıp, liyakatsiz ama lisanslı entellektüelliğe ve akademisyenliğe postu attık. Son zaman çoğaldı böyle eski yazı ile adını soyadını yazamayan ve okuyamayan bilimsellerimiz. Övünürken mangalda kül bırakmayan internet allameleri, güzel söz ve güzel ses yarışmalarında sıraya giriyor ve bu tarzı hayatı bilimsellikle afişe ediyor. Eskiden-eskiler enteresan bir durum gördüklerinde “Aman Allah’ım ne günlere kaldık” derlerdi. Ya bu günleri görselerdi ne derlerdi? Şimdi aydınlar var, bilgisi çok ama bilgisiyle ilgisi yok. Dolma tüfek misali aşkı ezberden okuyor. Şikâyeti çok, ihlâslı, iman bilinciyle işlenmiş Salih ameli var mı? Kendi adına olsun onun sorgulamasını yapmıyor, başkalarının hatalarıyla, kusurlarıyla ve yanlışlarıyla onların gıyabında onlarla meşgul oluyor. Aslında bu görevsizlik- görevini itiraf edelim ki hepimiz, çok çok azımız müstesna, gaflete kapılıp yapıyoruz. Kendini aydınlatamayan aydınların alaca karanlığına, entellerin kerameti kendinden menkul palavrayla işlenmiş dantelvari edebiyat mevkutelerine aldanıp takılmayalım. Evet, son satırlarımızda bir insicam, geçmişle geleceği bağlayan bir intizam yok. Aslında hayatta böyle değil mi? Son zaman sunilik ile tabilik arasında çekişmeli bir yaşam sürüyoruz. Artan sanallık kol geziyor, özünden kopmuş, kendi olmayı unutmuş, verdiği sözleri yutmuş, korkuya yatmış, silik-süpürük hurdalığına kendini atmış insanlar var. Burada mutluluk arıyor, insanın doğası açısından bu mümkün değil, eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü insan doğal, doğalla besleniyor, ancak doğalla mutlu olur. Sanal ise bir sanıdır, bir süre insanı aldatır. O kadar!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?