Tefekkür : Tarihle İlgili Görüşler ve Düşünceler

Dünya hayatına ayak basan insanlık, ilk gününden itibaren varlık amacına yönelik bir yaşam sürmektedir. Bu serüvenin günü-gününe tutulmuş bir kaydı yok. Sonradan ama ne kadar sonradan böyle bir çalışma başladı, bunun da kesin tespit edilmiş bir başlangıç noktası da yok. Son zaman bilimsellik adına insanın kendisinin geliştirdiği teknik verilerle ki, bu verilere kendisinin koyduğu kriterlerle ve bunlara verdiği isimlerle, varlıkları, insanları ve olayları araştırıp, inceleyip ve onlara tarihler belirlemektedir. Bu çalışmaların kesinlik, inanırlık ve doğruluk dereceleri eleştirilemez tabular değildir elbette. Deliller, belgeler esas alınmak kaydı ile bir alternatif oluşturmak şarttır. Ama, şimdiye kadar böyle ciddi bir çalışma yapılmamış. Dünya insanlık âleminde tarihlerin oluşması, kurulan devletler ve o devletleri oluşturan medeniyetlerle başlamış, sürüp gelmiş ve gitmektedir. Bu noktaların istinatgâhları esas alınarak yazılıp kayda geçirilenler, bazı nedenlerden dolayı tartışılmış ve tartışılmaktadır. Bu tartışmalar düşünceme göre insanlık devam ettiği müddetçe devam edecektir. Bu nedenle insanlık âleminde her devletin, her medeniyetin ve bunları oluşturan milletlerin tarihleri vardır. Bu tarihlerin yine kendi içinde bir oluşum, değişim ve gelişimlerini belirleyen bir tarih felsefeleri de vardır. Ancak, hiçbir devletin tarihi, diğer devletler nezdinde kabule şayan görülmemiştir. Yani, doğruluk derecesi mutlaka aralarında tartışılır ve eleştiriden geçirilir.

Dünya insanlık âleminde yazılan tarihler, amacı ne olursa olsun, ister kişilerin yazdığı, isterse bir ekip tarafından yazılmış olsun, yansız ve tarafsız olduğu, bilimsel verilere dayandığı iddia edilse de mutlaka eleştirilir. Çünkü, yazanlar insan olduğu için, düşünceleri, inançları ve amaçları vardır, yazdıkları üzerinde etkisi olmaması mümkün değil. Bu yazılan tarihler üzerinde aklımızı ve iman bilincimizi gezdirelim ve sonra da düşünelim, bize göre tasdik ve tasvip etmediğimiz şeyler var mıdır? Elbette vardır ve bununla ilgili buraya kadar bir genelleme yaptık. Bu ifade ettiğimizin hemen arkasından ve şimdi itirazvari bir karşı ifadede bulunanları duyar gibiyim. Sen kimsin? Doğruların tasdik makamı mı veya kriteri-mihenk taşımısın dediklerini. Elbette öyle değilim, iddiam da yok ve haddim de değil. Ama, o iddialarda bulunanlara o yetkiyi kim verdi ve taktir ettiklerinin doğruluğunun sabitesi nedir? Bunların dışında eğriyi, doğruyu birbirinden ayıracak bir aklın ve onu çalıştıracak bir iradenin ve bunlara malzeme olacak bir tarih bilgisi ve malûmat yok mu, olamaz mı? Evet, tarih önemli bir bilgi kaynağıdır, bu kaynağın akışını taktir ve tayin eden insanlar olunca doğruluk ve isabetlilik noktaları üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü, bende insanım, insanın yaptıkları diğer insanlar tarafından hem değerlendiriliyor ve hem de eleştiriliyor. Dünyadan şimdiye kadar birçok tarih yazan tarihçi gelip geçmiştir. Her gelen, geçmişinin yanlışını, hatasını ve kusurunu bulduğu gibi, üzerine de bir farklılık ve yenilik koymuştur. Ondan sonra gelenlerde ayni yolu izlemiş ve bu süreç devam etmektedir ve edecektir. Taaa ki, belirleyici gerçek noktayı bulasıya kadar.

İnsanlık âlemi ile ilgili kayıtlı üç tür tarih vardır. 1- sosyal yaşamla ilgili tutulan kayıt ve yazışmalar. 2- İnsanlığın var oluşundan bu güne yaşadıkları olayları, çeşitli alanlarıyla ve varyantlarıyla araştırmak, zamanlarına düşen kayıtlarını tespit etmek ve bir sürece göre düzenlemek. 3- İnsanlık tarihini gerçekten bilimsel bir temele oturtmak için Kur’an-ı esas alarak inceleme ve araştırmalar yapıp doğruyu, gerçeği ve hakikati ortaya koymaya çalışmak. Bu konuda unutmayalım insanlık tarihi iki noktada odaklaşıyor. 1- Allah’sız tarih anlayışı, yani insanlığın tarihi bir yaratıcıyla değil, evrimleşerek ve onun üzerinde yoğunlaşarak, teori ve varsayımlara dayanan olayları baz alarak yazılan tarih. 2- Yaratılışı gerçekleştiren Allah’ı merkeze alıp din adına yazılan, Âdemi ilk insan kabul edip insanlığı ondan türeten tarih. Aslında, ikisi de yanlış, ne insanlığın bir evrimleşme dönemi vardır ve ne de âdem ilk insandır ve insanlık âdemden türemiştir. O zaman, insanlık tarihine Kur’an’dan başlamalıyız. Çünkü, Yüce Allah, insanlığı dikkate almış, ona Kur’an kitabını göndermiş. İnsanlar ise, Allah’ı dikkate alıp O’nun gönderdiği kitabı okuyup O’nu dikkate almamışlar. Neticede bu konuda Allah’sızlıkla geçen süreci ve şu durumda varılan noktayı görüyoruz. İnsanların birbirlerine yaklaşımlarını, tavırlarını ve tehditlerini, bunlar Allah’sız medeniyetin tezahürleri değil mi? zirvede olanlar zeminde olanlar neler yapıyorlar ortada! Yahudi’nin muaharref Tevrat’ı ve ondan mülhem Tora’sını, dine tarih yapıp merkeze alan ve bunları kabul eden Müslümanların da malum hâli ortada. Allah yardımcımız olsun demekten başka ne yapıyoruz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?