Yaşar Çağbayır Hocamızın “Hoş Gelişler Ola” romanı dolayısıyla yaptığımız röportaj....

"Benim yazmama, sebep olan şeylerin başında beni rahatsız eden, dile getirilmeyince huzur vermeyen bu yüzden de sıkıntılara sokan olay ve durumlar gelir."

Muzaffer Yavaşoğlu
Muzaffer Yavaşoğlu Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

YENİSÖKE- RÖPORTAJ Muzaffer Yavaşoğlu

YENİSÖKE. Son günlerde hacimli bir roman olan YATAĞAN’ın yanında ince olmasına rağmen konu itibariyle önemi büyük bir roman daha yayınladınız. Sizi bu romanı yazmaya iten ne oldu?

ÇAĞBAYIR. Geçtiğimiz Mayıs ayı sonu benim için iki önemli eserimin yayınlanması açısından mutluluk verici bir tabloyu oluşturdu. Yatağan’la ilgili konuyu ileriye bırakalım.

   Sorunuzda yer alan “Yazmaya iten [sebep]” ifadesi gayet yerinde bir tespit. Diğer yazar veya şair, senaryo yazarı vb. kişilerin hareket noktalarının ya da sizin deyiminizle “iten sebep”lerin neler olduğunu pek bilmem... Veya yeterince bilmem. Ama benim yazmama, sebep olan şeylerin başında beni rahatsız eden, dile getirilmeyince huzur vermeyen bu yüzden de sıkıntılara sokan olay ve durumlar gelir. Ben kendimi öne çıkarmak ya da duygularımı ifade etmek için pek bir şey yazmadım, yazamadım. Mesela sevgi şiiri yazamadım, sevdiğimle aramdaki mahremiyeti ne diye başkalarına ilan edeyim diye düşündüm veya bu tür yazılar bana böyle abes geldi. Bu yüzden yazdığım birkaç dörtlüğün içinde böyle mısralar yoktur... Neyse konuyu dağıtmayalım...

   Gazetemiz YeniSöke’de yıllar önce  başladığım bir çalışma vardı... Bunu sizler de biliyorsunuz, bizi okuyup takip eden okuyucu kardeşlerimiz de biliyor... Atatürk’ün Söke’yi ilk ziyaretlerinin tarihi ve bu amaçla yapılan anma ve kutlamaların tarihinin yanlışlığı... Bu konuda uygulanan kutlama mı dersiniz, yoksa anma mı dersiniz, tarihinin yanlış oluşu, bunun dörtbaşı mamur araştırılmadan, üstünkörü ben yaptım oldu zihniyeti ile bugüne kadar, KIRK İKİ YIL’dır devam etmesi...

   YENİSÖKE. Çoğu okuyucularımız, hele yeni yetişenler bu konunun yabancısı oldukları için yeteri kadar anlayamayacaklardır. Bu konunun geçmişini biraz açar mısınız?

   ÇAĞBAYIR. İyi olur. Açıklamalarımız havada kalmaz. Hem de daha iyi anlaşılır. Bildiğiniz gibi bundan kırk iki yıl, (özellikle belirtelim o gün doğanlar bugün 42 yaşında...) önce 1981 yılının devletçe Atatürk’ün Doğumu’nun 100. Yılı olarak kutlanmasına karar verildi. Buna dayalı olarak hem genelde hem de yerelde çalışmalar başlatıldı. Çeşitli kompozisyon, şiir yarışmaları, sportif faaliyetler; kitap ve anıların yayınlanması gibi çalışmalar yoğunlaştı. İlçemizde de bu iş için oluşturulan kurullarca çalışma yapıldı. Atatürk’ün Söke’ye ilk ve ikinci gelişleri ile ilgili tanık olan kişilerle görüşmeler yapıldı, konuşmalar kayıt altına alındı, kitaplar yayınlandı... İlçelerden derlediği bilgi ve belgelere dayalı olarak Aydın Valiliği “Atatürk Aydın’da” diye bir kitap yayınladı. Bu kitabın Söke ile ilgili bölümünde Atatürk’ün Söke’ye 4 Şubat 1924 Pazartesi günü geldiği yazılıydı. Buna dayanarak ilçe çapında her yıl 4 şubatlarda törenler yaptık, davul zurna çaldık, zeybekler oynadık, nutuklar attık. Hatta ilk kutlama töreninde yapılmış olan bir kompozisyon yarışmasında ben il çapında öğretmenler arasında birincilik, benim öğrencilerimden birisi de öğrenciler arasında ikincilik ödülü almış ve plaket verilmişti bizlere... Bu olay 1981’in Dört Şubatı’nda oldu. O yıldan sonra 1996’ya kadar hep 4 Şubat’larda kutladık. Yarı yıl tatili olduğu için evlerden öğrenci toplardık. İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü olarak görev yaptığım yıllarda, hatırladığıma göre 1992 Ocak başları olmalı... Atatürk’ün “Kadına verdiği değer” üzerine bir çalışma yapıyorum. Çeşitli yayınları, dergileri, bu konuda yazılmış kitapları inceliyorum. Zamanın gazetelerinden Atatürk’ün gittiği yerlerde kimlere ne dediğini, sorulara nasıl cevap verdiklerini... inceliyorum, değerlendiriyorum ve kadın hakları ile ilgili ip uçları araştırıyorum. Atatürk, 1924 yılı başında bir aydan fazla İzmir’de bulunuyor. Bir ara yabancı basın mensupları Ege Manevraları dolayısıyla kendisi hakkında yazılar yazıyorlar... Bunları filan değerlendiriyorum. Fransız Le Mond yazarlarından birisi Atatürk ve eşi hakkında bir paragraflık bahiste bulunuyor. O satırları kaydedip, sözlükler yardımıyla çözmeye çalışıyorum. Derken, aynı tarihlerde Gazi’nin İstanbul gazetelerinin sermuharrirleri (başyazarları) ile bir yemek ve sohbet toplantısı düzenliyor. Şimdi hatırımda yok, bir İstanbul gazetesinin yazarı Cumhuriyet aleyhinde bulunduğu için özellikle onun bu toplantıya gelmesinin engellenmesini istiyor. Gazetelerin haberlerinde bu yazarların gemiden limana inişleri bile ayrıntılı olarak anlatılıyor. Bu arada dikkatimi çekmeden yemeğin ve toplantının, toplantıda yapılan görüşmelerin, Atatürk’ün söylediklerinin özetlerini bir kâğıda yazıyorum. Hatırlayabildiğim kadarıyla kâğıdın baş tarafına şöyle yazmışım: 4 Şubat 1924, Atatürk’ün, kayınbiraderinin Göztepe’deki köşkünde gazetecilerle yaptığı toplantı...Yorgunluktan ve dairenin işlerinin yoğunluğundan olsa gerek tarihin Söke ile ilgisini, bağlantısını kuramıyorum. Bu sırada karşımdaki odada benim gibi Şube Müdürlüğü yapan arkadaşın odasından toplantı bitimi birçok kişinin çıkıp gittiğini görüyorum. Atatürk’ün Söke’ye gelişi ile ilgili komiteyi toplamış arkadaş, program yapmak için. Çıkanlarla tanışık olduğum için herbiri ile selamlaşıp, uğurlamada bulunuyorum. Şube Müdürü arkadaşa da biraz soluk alması dinlenmesi için çay söyleyip odasına giriyorum. Toplantının niçinini soruyorum. 4 Şubat cevabını alıyorum. Aklıma birden masamın üstünde not aldığım kâğıt ve başlığına yazdığım tarih geliyor. Hemen gidip bakıyorum. Aynısı... Bildiğimize göre Atatürk 4 Şubat’ta Söke’ye geldi ve geç saat döndü... Bu toplantıyı yapması mümkün değil... Çünkü daha gündüzden kendisi başka (resmi) kişilerle de görüşme yapıyor. Arkadaşa durumu anlattım. Programın yapıldığını, karıştırmamam gerektiğini söyledi... Program onundu benim başkaca yapacak bir şeyim yoktu. Ve o program o yıl yani 1992’de uygulandı. Sonra siyasilerce, yerimizden edilme durumumuz olunca bu olayı unuttum gitti.

YENİSÖKE. Peki 9 Şubat konusu nereden çıktı?

   ÇAĞBAYIR. Ben Millî Eğitim Şube Müdürlüğü’nden istifa ettim ve bakanlık değiştirerek Tarım Bakanlığına geçtim ve Söke Ziraat Teknik Lisesinde Edebiyat öğretmenliğine atandım. 1995 Ekim içinde Kültür ve Edebiyat Kolu olarak 10 Kasım Atatürk’ü Anma programı yapmam gerekiyordu. Bu arada benim geçmişteki 4 Şubat konusu aklıma düştü. Aramaya, taramaya başladım. Çeşitli kitapları, yazıları ve zamanın yayın organlarının fotokopilerini edindim. 1924 Şubat başından, ortalarına kadar konu ile ilgisi olabilecek gazetelerin fotokopilerini edindim. Bu arada şunu da belirtmeliyim, 1981 yılında Aydın Valiliğince hazırlanan “Atatürk Aydın’da” kitabında İzmir gazetelerinin konu ile ilgili haberlerinin yeni yazıya aktarılmış hâlleri bile vardı. Valilik Aydınlı gazeteci Hilmi Tükel’i görevlendirmiş, o da İzmir Millî Kütüphane’deki gazeteleri taramış, iki gazetenin konu ile ilgili haberlerini yeni yazıya çevirerek ilgililere vermiş, onlar da aynısıyla bu kitapta yayınlamışlar. Bu gazetelerden Ahenk gazetesinin Anadolu Ajansı kaynaklı haberlerine göre Atatürk Söke’ye 8 Şubat Cuma günü geliyor. Sada-yı Hak gazetesinin Söke’deki muhabiri de 8 Şubat diye mektupla haber geçiyor. Yine aynı gazetenin Aydın Mektubu başlıklı 10 Şubat’ta seyyar muhabirinden geçilen haberde Aydın’dan bir heyetin Atatürk’e saygılarını sunmak üzere trenle Cuma günü hareket ettiğini bildiriyor. Bahsi geçen Cuma ise 8 Şubat’a tekabül ediyor. Bunların yanında Söke ile ilgili olarak Söke Türk Ocağı Başkanı İsa Bey’in Atatürk’ün Söke Türk Ocağını açışını konu alan 9 Şubat tarihli telgraf sureti yer alıyor. Aynı kitabın bunlardan iki yaprak öncesinde ise Atatürk’ün Söke’ye 4 Şubat’ta geldiği, eşraftan bazı kişilerin beyanlarına dayandırılıyor. Belge yok. Çık işin içinden çıkabilirsen...

   Bu sıralarda benim karşımda üç ayrı tarih duruyor: A. 4 Şubat, B. 8 Şubat. C. 9 Şubat. Benim ilk hedefim Atatürk’ün Söke’ye 4 Şubat’ta gelmiş olamayacağını belgelere dayalı olarak ispat etmek... Bunun üzerine ben ilk makalemi yazdım. Atatürk’ün Söke’ye 4 Şubat’ta gelmesinin mümkün olmadığını, ancak 8 veya 9 Şubat’tan hangisinin doğru olduğunda tereddüt ettiğimi belirttim. Ardından bunları tespit için çalışmaya başladım. Ve İzmir Millî Kütüphane’den Hakimiyet-i Milliye gazetesinin o dönemdeki sayılarının fotokopilerini istedim. Bana Hakimiyet-i Milliye’nin arşvinin kendilerinde bulunmadığını, bu konuda Ankara Millî Kütüphane’ye başvurmam gerektiği bildirildi. Dediklerini yaptım, konuyu izah ederek Şubat başından 15 Şubat’a kadar Hakimiyet-i Milliye fotokopilerini talep ettim. Bana bu konuda diğer tarihlerde herhangi bir haber olmadığını, ilgili haberi havi 10 ve 11 Şubat tarihli fotokopilerini gönderdiler. Bunların üzerinde çalışmaya başladım. Bilindiği gibi bu fotokopiler Arap Asıllı Türk harfleri ile yazılıydı. Bunları okuyup yeni yazıya çevirmem gerekiyordu. Osmanlı Türkçesini hızlı okuyamıyordum. Ama yine de rika yazıyı bilenlere danışarak bütünüyle her iki haberi de okuyup çevirdim.

Devam edecek...

30 Haz 2022 - 09:16 -

Muhabir  Muzaffer Yavaşoğlu


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?