Yaşar Çağbayır Hocamızın “HOŞ GELİŞLER OLA” romanı dolayısıyla yaptığımız röportaj....

YeniSöke arşivi çok mükemmeldir. Hem kendi arşivini, hem de Söke’de yayımlanan gazetelerin arşivi tutulur.

Muzaffer Yavaşoğlu
Muzaffer Yavaşoğlu Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

YENİSÖKE- RÖPORTAJ Muzaffer Yavaşoğlu Dünden devam

YENİSÖKE: Bu sözünü ettiğiniz makaleleri hangi gazetede yayınlıyordunuz?

ÇAĞBAYIR: Kuruluşundan beri bütün yazılarımı Gazetemiz YENİSÖKE’de yayınlamışımdır. Bu makaleleri de elbette YeniSöke’de değerlendiriyordum. Hepsi YeniSöke arşivinde mevcuttur. Yeri gelmişken şunu takdirle söyleyeyim; YeniSöke arşivi çok mükemmeldir. Hem kendi arşivini, hem de Söke’de yayımlanan gazetelerin arşivi tutulur. O sırada yazdığım makaleleri rahatlıkla YeniSöke arşivinde görebilirsiniz. 17 Kasım 1995’ten itibaren başlayan bu makale dizisi Belge 1, Belge: 2 diye devam etmiş ve 10 Ocak 1996’da beşincisi yayınlandı. Tabiiki Bu makalelerde Hakimiyet-i Milliye’de yer alan 9 Şubat tarihini de değerlendiriyordum. Ata’nın Söke’ye gelişinin 4 Şubat olmadığını kolayca tespit etmiştim. Ancak 8 veya 9 Şubat’ların hangisinin doğru olduğu yolunda bir kanaat sahibi olamamıştım. Yeni belgelere ihtiyaç duyuyordum. Ve sürekli araştırmada idim. Aramadığım, taramadığım kaynak kalmadı desem yeri vardır. Ben şahsen iki ayrı İzmir gazetesinin 8 Şubat, Hakimiyet-i Milliye’nin ve Türk Ocağı başkanının 9 Şubat tarihini taşıyan kayıtlarından hangisinin doğru olduğunu belgeleyecek her türlü yardıma ve araştırma girişimlerine açıktım.

YENİSÖKE. Bu arada gazetemizde bir arkadaşınızın aynı konuda yazısını yayınlayıp yayanlayamayacağımızı, araştırma konusunu siz başlattığınız için size ait olduğu gerekçesi ile size danışmıştık. Siz de yayınlanmasında bir sakınca görmemiştiniz.

ÇAĞBAYIR. Az önce söylediğim gibi, kendimi bir çıkmazda bulmuştum. Yapılacak her türlü yardıma ve başkaca araştırmaya, belgeye ihtiyacım vardı. Hatta benim tespitlerime dayanarak bir akademisyenin konuyu ele alıp çözüme kavuşturacağını, ayrıca ilgili makamların, Atatürk diye bol bol nutuk atıp yırtınanların konuya sahip çıkacaklarını umuyordum. Bu yüzden belki bir ipucu yakalarız diye düşündüm ve yayınlanmasını uygun gördüm. Evet o arkadaş araştırmalarını yayınlamaya başladı, ben önceden görmemiştim. Yayınlandıktan sonra vakıf oldum. Meğerse benim, elimde bulunan ve üzerinde yorumlar yaparak yayınladığım Hakimiyet-i Milliye gazetelerinin 10 ve 11 Şubat tarihli nüshalarından bahse konu yerlerin fotokopisi ile yeni yazıya aktarılmış şekli “Atatürk Söke’ye hangi tarihte geldi?” diye sorduğu makamdan gelen bilgilermiş. Arkadaş Türk Tarih Kurumu’na sormuş, onlar da Genel Kurmay’dan belge talep etmişler ve gelen belgeleri de arkadaşa ulaştırmışlar. Aynı soruyu Genel Kurmay’a da sormuş ve oradan da tıpatıp aynı cevap gelmiş. Bu cevap yazılarında sadece Hakimiyet-i Milliye’de yer alan haberlere göre “DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR” denilmiş. Bu kelimede kesinlik yoktur. Yalnız ellerinde bulunan belgeye göre böyle bir kanaate varmışlardır. “Değerlendirilmektedir” lafından şu anlaşılmalıydı: “Elimizden gelen budur, başka kaynaklara da bakınız, yalnızca buna itibar etmeyiniz...” Ayrıca Türk Tarih Kurumu’ndan gelen yazıda “KONUNUN ARAŞTIRILMASI” gerektiği vurgulanmış. Ben zaten o sayfaları didik didik etmiştim. Yazılarımı da, bu belgelere dayandırarak yazmaktaydım. Hatta arkadaşa gelen belgede “arşiv uzmanı” ifadesiyle belirtilen eski yazıyı okuyarak yeni yazıya aktaran bu görevlinin okuma hatası bile vardı. “Menteşe Mebusu”nu “Manisa Mebusu” diye okumuş. Oysa o tarihte Manisa diye bir il yok; Saruhan var. İşte böyle kırık dökük belgelerle heyecana kapılan arkadaş, bırak nezaketi, bana bile sormak zahmetine lüzum görmeksizin YeniSöke sayfalarında komutanların ismine, rütbesine varana kadar cafcaflandırarak yayınladığı gibi soluğu Kaymakamlık’ta alıyor veya davet ediliyor, vebaline girmeyelim. Bunun üzerine mülki amir yukarıya aynı soruyu soruyor ve aynı belgeler geliyor, arkadaşın sonradan yayınladığı bir eserinde anlatıldığına göre...

Bu sırada ben acaba arkadaş nezaketen ben şöyle yapıyorum, ne dersin gibi bir tutumda bulunur mu diye bekledim. Hatta 6. belgemi havi yazımı geciktirdim.  Bir danışma zahmetinde bulunsaydı, kendisine İzmir gazetelerinde yer alan 8 Şubat’ı hatırlatır, biraz sakin olmasını, konunun iyice açıklığa kavuşmasını beklemesini tavsiye ederdim. Ben yaptım oldu zihniyeti ile hareket etti. Hadi arkadaş şair heyecanı ile böyle davrandı. Ya şu yönetime / yöneticilere ne oluyordu? Aylardan beri 4 Şubat, 8 Şubat, 9 Şubat diye kalem oynatıyoruz. Hiç mi gazete okumadılar, hiç mi acaba 9 Şubat neden doğru, 8 Şubat neden yanlış diye kafa yormadılar diye merak ettim. Sustum, bekledim. Şair heyecanı ve idare vurdumduymazlığı ile tam YİRMİ YEDİ YILDIR Atatürk’ün Söke’ye gelişini değil de kaynanasını uğurlayan gelinin eve girip de şıkıdım şıkıdım oynaması gibi Atatürk’ün Söke’den gidişini kutluyoruz, veya bize kutlatıyorlar bunlar. Tabii bu yirmi yedi yıl 9 Şubat tarihi ile ilgili, oysa tam KIRK İKİ YILDIR Atatürk’ün Söke’ye gelişini biz yanlış tarihlerde kutluyoruz. Mübarek olsun demekten başka yapacak şey kalmıyor bana.

YENİSÖKE. Peki bu 1996’da başlayan kutlamalardan sonra sizin uzun süre sustuğunuzu görüyoruz. Bu konuda hiç araştırmanız olmadı mı? Ya da küstünüz mü?

ÇAĞBAYIR. Evet uzun süre bu konuda yazmadım, birkaç sataşmaya cevap vermekten öte... Bunun üç sebebi var: Birincisi, bu iki tarihten hangisinin doğru olduğu hakkında yeni bilgi ve belge bulmayışımdır. İkincisi, İlgililerin tutumu... Zahmete girmek yok, araştırma, doğruyu bulma, buldurma niyeti hiç yok. Köyümüzde babamın akrabalarından bir amcamız vardı; halk ona Kara Dayı derlerdi. Kendisi ileri görüşlü ve hazırcevap idi. Başkalarına körü körüne inananlara şöyle çıkışırdı: “Oğlum, ardında durduğun imamın kıblesi doğru mu değil mi diye önce kontrol et, sonra uy; yoksa namazın fasit olur.” Sayfalarca ardı ardına olmasa bile birbirine bağlı olarak bu konuda araştırma yaparak doğruyu bulma gayretindeyiz, yani doğru kıbleyi bulmaya çalışıyoruz. Ama birileri yanlış kıbleye yöneliyor ve herkes ona uyuyor. Ben ne diye kendimi yıpratayım, yolunayım? Adamın gözüne sokarcasına sergiliyorsun kimseden bir ses çıkmıyor. Ya bu konuyu gel arkadaş bir şekilde ilgilisini bulup çözüme kavuşturalım demiyorlar. Küsmemişimdir de böyle sonuç vermeyen, kısır bırakılan, kadükleştirilen konulardan sıyrılarak başka alanlarda çalışmayı ve verim almayı yeğlemişimdir. Ve dediğim gibi üçüncüsü, başka bir alanda yoğun bir çalışmaya daldım. Sözlük hazırlığı ile uğraştım, bildiğiniz gibi... Bu çalışma on yıl kadar sürdü. 1997’de emekli oldum.  Sözlük 2007’de yayınlandı. O, daktilo sayfasıyla 12 000 sayfayı bulan çalışma arasında ben kutlamalara bile gelemedim. Kimin neyi nasıl kutladığından bile haberim olmadı.

YENİSÖKE. Peki nasıl oldu da aynı konuya tekrar döndünüz?

ÇAĞBAYIR. 2017’de Ötüken Türkçe Sözlük’ün ilave düzeltmelerle ikinci baskısı yapıldı. 1918 kışında okuma ve araştırmalarla uğraşırken 9 Şubat kutlamaları ile ilgili bir davet geldi. Bu arada Gazetemiz yayın yönetmeni Şakir Aksayım da bu konuda benimle bir röportaj yaptı. Geçmişi özetledik, yanlışları sergiledik ve dedik ki Atatürk’ün Söke’ye geliş tarihiyle ilgili 9 Şubat kesin doğru değildir. İzmir’de yayınlanan iki ayrı gazetenin 8 Şubat olarak yazması hangi gerekçe ile reddedildi de Ankara gazetesinin 9 Şubat’ı kabul edildi? Yine ilgililerden ses yok. 9 Şubat’a devam. Söyleyecek söz bulamıyorum.

YENİSÖKE. Peki son yayınladığınız romanda 8 Şubat olduğunu iddia ediyorsunuz.  Bu kanıya nasıl vardınız?

ÇAĞBAYIR. Yukarıda da söylediğim gibi bu konuda 1992’den beri tam OTUZ çarpı ÜÇ YÜZ ALTMIŞ BEŞ yaklaşık 11 000 gündür kafa yoruyorum desem yeridir. Hadi sözlük çalışmaları ile geçen on yılı bir tarafa bırakalım... Bu gazetelerin yazdıklarında nasıl bir hata olabilir veya bizim anladığımız veya farkına varmadığımız bir incelik varmı, varsa nedir? İki yıl önce İnternette sahaflarla ilgili sayfaları geziyorum, efemera diye bir deyim geçiyor. Nedir ne değildir diye araştırırken, sözlükçülük gereği olarak, bir takım evrak cinsi şeylere rastladım. Bunlardan bir tanesi de 1924 yılına ait bir takvim yaprağı idi. Ekranda büyütüp inceledim. Bizim bugünkü takvimlerden farklı bir namaz vakitleri düzeni var. Şimdiki tavimlerimizde namaz vakitleri dizilişi imsak, güneş, öğle, ikindi, akşam, yatsı şeklindedir. O gördüğüm efemera takvim yaprağı ise yatsı ile başlıyor, imsak, güneş, öğle, ikindi, akşam olarak diziliyor ve en önemlisi akşam namazının vakti 12.00 (00.00) olarak gösteriliyordu. Bende şafak attı. Hemen takvim değişikliği, uluslararası saatin kabulü ile ilgili yasalara ve uygulamalara baktım. Biz Batı’nın kullandığı saat uygulamasına 1926 yılında geçmişiz.  Yani gece 24.00’ten sonra yeni günün başlagıcı esasını 1926’dan bu yana kullanıyoruz. Peki ondan öncesi nasıldı? Onu da araştırdım. Üç türlü saat kullanırmışız; alaturka, alafranga ve vasati saat.

Yaygın kullanım eskiden beri gelen ezani / alaturka saat denilen akşam namazını 12.00/00.00 sayan saat imiş. Yani önceki günün bitimi ve yeni günün başlangıcı akşam ezanı imiş. Akşam ezanından sonra gelen gece ertesi sabaha aitmiş. Yani bugün diyelim ki 26 Haziran, akşam ezanından sonra 27 Haziran sayılıyormuş. İşte bizi zor durumda bırakan bu uygulama... Atatürk 1924 yılında geldi. Yeni saat uygulaması ise 1926’da başladı... Biz Atatürk’ün geldiği yıldaki saat uygulamasını o güne göre değil de bugün uyguladığımız şekle göre düşünüyormuşuz.

Konu açıklığa kavuşmuştu. Atatürk 8 Şubat’ta İzmir’den çıktı, aynı gün Kuşadası’nı ve Söke’yi ziyaret etti. Ve Söke’den akşam ezanından sonra ayrıldı. Bu ayrılış vaktinde herkes hemfikirdir. Bütün belgeler öyle... Bu durumda ne oluyor Atatürk Söke’ye 8 Şubat’ta geldi, 9 Şubat’ta (akşam namazından sonra) ayrıldı. İzmir’e inişinde de haberler 9 Şubat olarak geçti. Çünkü o günkü haberleşme telgrafla idi. Telgraf memurları da makinelerini akşam ezanında 12.00’ye yani 00.00’a ayarlıyorlar ve ertesi günün tarihini atmaya başlıyorlardı.

YENİSÖKE. Peki bu durumu ilgililere bildirdiniz mi?

ÇAĞBAYIR. Evet, bunu önce gazetemizde yayınlanan, benim eğitim ve öğretim anılarımı konu alan KIRIK DÖKÜK tefrikasında en ince ayrıntısına kadar yazdım. Daha sonra bu konuyu bir rapor hâline getirdim ve bildiğiniz gibi yeni atanan Kaymakamızı ziyaretimiz sırasında sundum. Ayrıca, 9 Şubat 1922 anma programının ertesinde Belediye ilgilisine de dijital kayıt olarak verdim. Bugüne kadar nasıl bir sonuç alındı bilmiyorum..

YENİSÖKE. Hoş Gelişler Ola, bir sonuçsuzluğun tepkisi imiş gibi geliyor...

İlk sayfada bunu görüyoruz.

ÇAĞBAYIR. Tam da öyle. İki yıl önce İşletme Fakültesinde 9 Şubat’la ilgili bir program yapılıyordu. Burada konuşmacı Hoca 2018’de yayınladığınız röportajı kasdederek “9 Şubat tespiti üzerine kıyamet koparıldığını” ifade etti. Söz alarak “Hiç de kıyamet koparılmadığını, 1926’da uygulamaya giren “Bir Günün 24 Saate Taksimine Dair” yasayı dikkate almadığımız için bu yanlışa düştüğümüzü ifade ettim. Hoca yine bildiğini okudu, iki yıl sonra yine 1922, 9 Şubat anmalarında da aynı şeyleri tekrarladı durdu. Arada sırada bana da tasdikletmek için “Öyle değil mi Yaşar Hocam?” dedi durdu. Hep acımsı bir gülümsemeyle karşılık verdim. İşte bu eser, küçük de olsa o acımsamalı gülümsemenin ürünüdür. Romandaki kişiler dikkat ederseniz hocalar değil öğrencilerdir... Hocaların artık bu işi çözmekten aciz kaldıklarını anladım... Eğer itirazları varsa İzmir’deki iki gazetede yer alan 8 Şubat tarihinin neden elendiğini açıklasınlar. Ben 1926’da uygulanan yasayla açıkladım. Atatürk Söke’ye 8 Şubat’ta geldi; günün 9 Şubat’a döndüğü saatlerde ayrıldı ve geç saatlerde İzmir’e vardı, diyorum. Artık top ilgililerde...

Not: Gazetemizin 27.06.2022 tarih ve 8543. sayında konu ile ilgili verdiğimiz haberin Gerçeği Arıyoruz, başlığı altındaki üçüncü paragrafın “2022 yılında Atatürk’ün Söke’ye gelişi...” diye başlayan tarih sehven “2002 yılında...” yazılmış. Düzeltir özür dileriz. Son.

01 Tem 2022 - 09:26 -

Muhabir  Muzaffer Yavaşoğlu


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Çağbayır - Yukarıda geçen 1922 sehven yazılmıştır. Doğrusu "2022, 9 Şubat" olacaktır. Düzeltirim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Temmuz 10:29


Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?