“Zeybek Kaması Namıdiğer” YATAĞAN

..... Yaşar ÇAĞBAYIR hocamızın yeni yayınlanmış olan “Zeybek Kaması Namıdiğer” YATAĞAN romanı ile ilgili olarak yaptığımız Röportaj.

İsmail Eravcı
İsmail Eravcı Tüm Haberleri

YENİSÖKE- RÖPORTAJ  

YENİSÖKE. Geçtiğimiz Mayıs ayında Ötüken Türkçe Sözlük’ü yayınlayan Ötüken Neşriyat tarafından yeni bir eseriniz yayınlandı: Zeybek Kaması Namıdiğer Yatağan... Kısaca bu eserinizden söz edebilir misiniz?

ÇAĞBAYIR. Geçtiğimiz salgın döneminde bildiğiniz gibi aylarca evlerde kapalı kaldık. Bu durum benim çevre ile telefon haricinde bağlantımı kesmiş oldu. Yani biraz kendi hâlimde yaşadım. Okuduklarımı, yaşadıklarımı, duyduklarımı, gördüklerimi, bildiklerimi kısacası bulunduğum noktada kendimi yokladım. Bir şeyler yapmalıydım. Şimdiye kadar Türkçenin geçmişten beri var olan söz varlığını kitaplaştırmaya çalışmış ve bunda da kendi çapımda başarılı olmuştum. Bedri Rahmi Eyuboğlu, şöyle der:

“Zeybeğini oynamış, Zeynep’ini söylemiş Horonunu tepmişiz Anadolu’nun Halayını çekmişiz ama Çilesini çekmeye yanaşmamışız.”

Ben de şöyle düşündüm: Şimdiye kadar Türkçenin çilesine katlandım, kahrını çektim. Biraz da halayını çekeyim, zeybeğini oynayayım, türkülerini çağırayım diye düşündüm, Eyuboğlu’nun deyişinin aksine... Yani biraz işimi sanata kaydırayım dedim. Bildiğiniz gibi salgın süresince YeniSöke’de tefrika olarak yayınlandı. Tefrika adı “Teke Bıçağı Namıdiğer Yatağan” idi.  11.03.2021’den 05.02.2022’ye kadar on bir ay YeniSöke yayınlandığı sürece bu tefrika devam etti. Daha tefrika yayını devam ederken, Ötüken’e yayımlanması için sundum. Ancak, bileğimdeki rahatsızlık yüzünden tuşlara yerinde ve zamanında basamamamın verdiği sıkıntı ile pek çok yazım yanlışı yapmışım. Ben on parmak yazarım. Bu yüzden yazdığımı ekranda kontrol imkânım olmamaktadır. Daha sonraki okumalarımda da yanlışımı doğru olarak görüyorum demek ki eserde çok sayıda imla yanlışı çıktı. Bunları gidermek için çıktılarını alıp defalarca okudum. İnanır mısınız, 18. okuyuştan sonra yayınevine sundum. Ancak sonradan gördüm ki yanlış dolu.  İki kez geri çektim. Daha sonra yayınevi özel “okuma”ya gönderdi. Sağ olsun okumayı yapan arkadaş titiz bir değerlendirme ve düzeltme yaptı. Ve yayınlandı, piyasaya çıktı.

YENİSÖKE. Gazetemiz tefrikasında adı “Teke Bıçağı” idi. Bunu niçin değiştirmek lüzumunu hissettiniz?

ÇAĞBAYIR.  “Teke” bizim Acıpayam Ovası ile Göller Bölgesini içine alan geniş bir coğrafyanın adıdır. Bir zamanlar Acıpayam Konya ve Göller Bölgesi yönetimine dâhil edildiği için bütünüyle Teke Yaylası olarak adlandırılmış. Dolayısı ile bu kamaya da bu adlandırmaya bağlı olarak Teke Bıçağı denilmiş. Bu geçici bir süre olmuş. Bu yüzden başlangıçta bu adı vermiştim, fakat Teke bölgesi ürünü olmaktan ziyade Ege Bölgesinin sembolü olan Zeybekler tarafından kullanılan bir yakın savunma silahı olarak bellerinde taşınmış. Bu yüzden Teke Bıçağı kelimesini Zeybek Kaması olarak değiştirmek lüzumunu duydum. Zeybeklerin yaşadığı ve hüküm sürdüğü alan Teke bölgesinden daha da geniş, hatta Teke Bölgesini de içine alır. Bu değişikliğin asıl sebebi budur.

YENİSÖKE. Roman’ın konusunu kısaca özetleyebilir misiniz?

ÇAĞBAYIR. Roman bir kaçırma olayı ile başlar. Dışarıda bağlantısı olan bir örgüt tarafından Turan Karluk adında bir emekli memur ile Şahap Orcan adındaki bir elektronik uzmanı uyuşturucu ile bayıltılarak kaçırılır ve bir orman evine bırakılır. Bir şans eseri olarak örgüt elemanları gelmeden bu iki arkadaş ayıldıktan sonra kendi imkânları ile kurtulup orman içinden yakındaki bir yerleşim yerine ulaşmayı başarırlar. Kaçırılmalarının sebebi, Turan Karluk’un yaptığı bir televizyon söyleşisinde yabancıların ülke içindeki faaliyetlerini ve yerli kimliksizlerin kişiliklerini eleştirmesi; Şahap Orcan ise icat ettiği uzaktan bağlantısız bir şekilde konuşmaları dinleyebilme aygıtının plan ve projelerini ele geçirmek... Sığındıkları güvenlik kurumu durumun vahametini çabucak kavramışlar ve gerekli tedbirleri alarak bu iki arkadaşın hem isim hem de yüzlerini değiştirmişler ve polis kimliğiyle dolaşmalarını sağlamışlardır.

Zamanla başıboş dolaşmaktan sıkılan bu iki arkadaş, bir hurda toplama ve değerlendirme yeri açarak, Şahap Orcan’ın önceden geliştirdiği icada uygun cihaz yaparak kendileri ile uğraşan ve aynı zamanda yurt dışına önemli Türk yazma eserlerini kaçıran örgütün çökertilmesinde güvenlik güçlerine yardımcı olurlar ve örgütün çökertilmesi üzerine serbest hayata dönerler. Bu sırada ele geçirilen yazma kitaplardan Turan Karluk, geçmişe ait tarihî olayları yeni yazıya aktarmaya başlar. Bu yazma eserlerden birincisinde Balat İlyas Bey Medresesi’nde Hızır Şah Hocadan ders alan Yatağanlı Turgut Çelebi, tuttuğu notlarda hem Balat ve çevresinin geçmişini, hem de yaşadığı dönemi anlatır. Geçmişte İyonların günlük hayat ve inanç sistemleri, içinde bulunduğu dönemdeki Balat hayatını da hatırat olarak kaleme alır. Kendisi, zeki, akılcı ve muhakemesi güçlü bir molladır. İcazetini aldıktan sonra memleketi olan Yatağan’a döner. Zaten kendisi Yatağan Baba soyundan gelmektedir.

Romanın ikinci bölümünde yeni kişiler ortaya çıkar. Tabiiki bu anlatım da yine elde edilen yazmalardan aktarılmaktadır. Bu kez Turgut Çelebi’nin eline bir Uygurca yazma geçmiştir. Onu zamanın yazısı olan Arap Asıllı Türk yazısına aktarmaktadır. Bu aktarmaya göre Honas’a Türkistan’dan bir derviş gelir. Bu derviş, güya hırsızlık yaptığı için kervan sahibi tarafından Honazlı bir duvar ustasına satılır. Bu derviş Rum olarak bildiği ustasından duvarcılık mesleğini öğrenir. Daha sonra kendisine verilen bir krokide belirtilen yere bir ribat kurması buyruğu verilir.

Ribatın kurulacağı yeri bulur. Burası Yukarı Karaçay’da Tekke adı verilen yerdir. Ustasının da yardımı ile bu bina yapılır. Zamanla çevrede tarım ve özellikle değirmen işletmeciliği gelişir. Ve etraf yerleşim yeri olarak binalarla dolar. Burası aynı zamanda bir tedavi merkezidir. Burada dil, din, ırk, milliyet, cins ayrımı yapılmaksızın herkes tedavi edilir. Zamanla yetersiz kalmak üzere iken yeni otacı [hekim] gelir, bu arada bölgenin stratejik önemi dolayısıyla çevre yerleşim yerlerinde olduğu gibi bir askerî üs ve kumanda merkezi hüviyetine bürünür; Alp Gaziler Ocağı... Gazi Karaca Ay Alp ve Eriş Dede’nin akıllı davranış ve uyguladıkları savunma ve savaş taktikleri sayesinde İkinci Haçlı Seferi belası en az zayiatla atlatılır. Elbette bu arada diğer Alp Gaziler Ocakları ile sıkı bir işbirliği içine girilerek.

Bundan sonra Konya merkezde şehzadeler arası taht kavgaları başlayınca bu bölgede bulunan iki binden ziyade Türkmen çadırı yerlerini Rumlara terk ederek doğuya göç etmek zorunda kalırlar. Sultanlık merkezinin durulmaya başlaması üzerine elli yıl kadar sonra bu bölge tekrar fethe sahne olur. Bu kez sultanlıkça görevlendirilen Yatağan Baba ve arkadaşları tarafından Acıpayam Ovası uzun uğraşılardan ve kayıplardan sonra Türkmen yurdu yapılır.

Yatağan Baba, aklını kullanarak alplarına kayıp verdirmeden kendisine ayrılan bölgeyi fetheder ve Türkleştirir. Bu arada barutun gücünü de keşfeder, yapımını bildiği yatağan kamasına bunu da ekler. Hem yatağan imalatında hem de barut imalatında önderlik ederek bugünkü Yatağan yerleşim yerinin temelini atar. Aynı zamanda bir grup Alman Senyörleri tarafından yakılan Karaçay vadisini de kurtuluş bedeline saymak suretiyle onları bizzat çalıştırmak suretiyle yeşillendirtir. Sultan tarafından kendisine emanet edilen Şehzade Baykara Abdi Sultan’la çok iyi anlaşmışlar, birlikte hareket etmişlerdir. Bu bölgenin fethi tamamlanıp yerleşime açıldıktan sonra Konya Sultanlığınca Baykara Abdi Sultan’a bir menşurla Sancak, Mehter verilmiştir. Baykara Abdi Sultan, kendisini ve aynı zamanda bu fethin baş mimarının Yatağan Baba olduğunu bilen, idrak eden biridir. Mehter geldiğinde Sultan’a bir mektup yazarak Mehteri ve Beyliği Yatağan Baba’nın hak ettiğini belirtir. Bunun üzerine Yatağan Baba vaktiyle Karaca Ay Gaziler Ocağı tarafından haberleşmekte kullanılmak üzere yapılmış bulunan Çal Dağındaki ateş bacasının olduğu yerde üç gün ikindi mehteri vurdurarak beyliğini ilan eder. Ancak onun gözü beylikte değildir. O demirciliğine devam etmek ister. Yaka’da yaptırdığı evinin atölyesinde yatağan adını verdiği kamayı geliştirmeye ve üretmeye çalışırken bir yandan da yeni ustalar yetiştirir. Baykara Abdi Sultan ise Karaçay vadisinde kurdurduğu değirmenleri yaptırdığı Abdi Bey Medresesine vakfederek, ilim yaymaya önderlik etmiş olur.

Kitapları kaçırılmak istenen yaşlı kadının Yatağan Baba’nın torunlarından olduğu ve atalarının Yatağan Baba Türbesi’nin kavaslığını yaptığı, dedesi zamanında bir ara bir isyan dolayısıyla türbenin ateşe verilmesi sırasında kaçırabildiği kitapları kızına vererek bunları iyi sakla demesi üzerine bugüne kadar muhafaza ettiği anlaşılır. Hatta bir ara eski yazı kitapların toplatılıp imha edildiği yıllarda çeyiz sandığının dibine yerleştirip üzerini giyecek vb. ile örttüğünü söyler. Kitaplar devlet korumasına alınırken, eskimiş yıkılmak üzere olan evleri de korumaya alınarak devlet tarafından yenileştirilmiştir.

Roman her ne kadar bir serüven havasında görülse de o bazı uyarılarda bulunmayı hedeflemiştir. Bu durum bir kamyon arkası yazısından alınmış olan “Bazı yazılar okunmak, bazı yazılar da dokunmak için yazılır.” ifadesinde belirtildiği gibi “dokunmak için” yazılmıştır. Nelere ve nerelere dokunulduğunu görmek, anlamak için romanın okunması gerekmektedir. İnşallah dokunduklarımızdan ders çıkarılır...

YENİSÖKE. Zeybek Kaması Namıdiğer Yatağan romanında bir takım teknik yeniliklerden söz ediliyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Veya bunların gerçek olması mümkün mü?

ÇAĞBAYIR. Evet, belirli yükselti ve koordinat verildikten sonra orada eş zamanlı ya da geçmişte yapılan bir konuşma uzaklardan dinlenebiliyor. Hatta görüntüler bile televizyon ekranından izlenir gibi takip edilebiliyor. Bu mümkün mü? Mümkün olmayabilir. Ama romanda geçen kitap hırsızlığı olayını çözebilmek ve yabancı ajanları yakalayabilmek için bugün bu alanda kullanılan bilişim ve haberleşme aygıtlarının üzerine çıkmak gereği doğdu, romanın akışı içinde. Romanda da izah edildiği gibi böyle bir aygıtın icadı dünyayı altüst edecek niteliktedir. Bir kere yine romanda ifade edildiği gibi, hiçbir mahremiyet kalmıyor. Ama benim romanın kahramanları, o yönde değil de doğrudan polisiye amaçlarla kullanıyorlar. Çünkü içinde bulundukları durumdan kurtulmanın başka bir yolu yok... Mümkün mü diye sorulduğunda belki de mümkündür diyebilirim. Nasıl ki bundan iki buçuk asır önce Jules Werne diye bir Fransız romancı “top mermisinin içine adam yerleştirerek Ay’a gönderdikten” bir asır sonra insanlar kapsül içinde Ay’a insan gönderebildilerse... Bu da belki gelecekte mümkün olacaktır. Hem bizim inancımıza göre yarın ahrette taşlar, topraklar, ağaçlar velhasıl her şey bizim hakkımızda şahitlik etmeyecekler mi? Demek ki bu kayıtlar o eşyaların bir tür hafızasında kayıt altına alınabiliyor... Neden olmasın?

Devam edecek

13 Tem 2022 - 09:37 -

Muhabir  İsmail Eravcı


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?