“Zeybek Kaması Namıdiğer” YATAĞAN

..... Yaşar ÇAĞBAYIR hocamızın yeni yayınlanmış olan“Zeybek Kaması Namıdiğer” YATAĞAN romanı ile ilgili olarak yaptığımız Röportaj. Dünden devam

İsmail Eravcı
İsmail Eravcı Tüm Haberleri

YENİSÖKE- RÖPORTAJ  İsmail Eravcı

YENİSÖKE. Olaylar, öyle iç içe gelişiyor ki bir kitaptan başka kitaba geçiyor, az sonra bakıyoruz bu güne geliyorsunuz. Bu tür planlama zor olmadı mı? Ya da bu yola niçin başvurdunuz?


ÇAĞBAYIR. İyi bir tespit, milletlerin ve devletlerin hayatında her zaman, birçok gaile çıkmış veya çıkarılmıştır. Bunlar zaman ve mekânları değişik olsa da birbirine benzer günümüz olaylarının akışı içine geçmişe ait bir olayı yerleştirmekle bugünün insanına, içinde bulunduğu sorun veya çıkmazların benzerlerinden geçmişte nasıl çıkılmış, o günün insanları bu sorunları hangi yollarla çözebilmiş?... Bunu göstermek veya bugünkü sorunların çözümünün nasıl olması gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Onun için bu yolu izledim.

Kitapları özellikle seçtim. Bir kere eski eserlerin değerlendirilmesi yolları gösterilmiştir. Hem aynı zamanda bu kitaplar yoluyla geçmişe yolculuk yapmak kolay oldu. Dikkat ederseniz eski kitaplara hep birbiriyle bağlantılı olarak gidiliyor.


YENİSÖKE. Romanda yalnızca bizim toplum veya Türk milleti değil, eski İlk Çağ Balat sakinlerinden de söz ediliyor. Buna niçin gerek duydunuz?


ÇAĞBAYIR. Dedik ya biz bu romanı sadece okumak için değil aynı zamanda dokundurmak için de yazdık. Bir kere sözünü ettiğimiz Balat geçmişi olan İlk Çağ kavimlerinin de hayat sürdüğü, daha sonra Türkleştirildiği önemli bir merkezdir. Hatta İmparatorluk döneminde başkentlik bile yapmıştır. Adalar Denizi demek olan Ceziretü’l-Maa veya sadece Cezire bazen de Cezayir olarak adlandırılan denizin kıyısında ve Büyük Menderes gibi bir ırmağın denize kavuştuğu noktada önemli bir ticaret limanıdır. Buranın eski sakinlerinin dini inanç ve kültürlerinden söz ederek bugünkü şıh, şeyh, dede gibi adlandırmalarla Allah ile kul arasında aracılık etmeye kalkışan açıkgözlerin hünerlerine de gönderme veya çağrışım yaptırmak yeğlenmiştir. Bugün de aynısı yok mu?Hatta tanrıları ile sözleşme bile yapmıyorlar mı?

Diğer taraftan Türkmen obalarının yurtlarını terk etmek zorunda kalışlarının sebebinin taht kavgaları yüzünden olmamış mı?  Bugün de insanlarımız benzeri kavgalarla ülkeyi, devleti zor durumlara sokmuyorlar mı?

Bir başka husus, üretilen mallardaki kalite kontrolünün önemini vurgulamaktır. Kaliteli mal üreten toplum her zaman kazanmıştır. Bugün ülkemizi istila etmiş bulunan yabancı mal akınlarının sebebi kaliteli mal üretememiş olmamızdan kaynaklanmıyor mu?


YENİSÖKE. Romanınızda hissettirdiğiniz ağırlıklı bir kitap teması var. Bu kitaplarla ilgili olayları  kurgularken özellikle üzerinde durduğunuz ve vurgulamak istediğiniz bir ana düşünce söz konusu mu?


ÇAĞBAYIR. Evet, Zeybek Kaması  Namıdiğer YATAĞAN romanının etrafında döndüğü ana eksenlerden birisi ve birincisi bu konudur. Denebilir ki “Bu kitabın ana konusu kitaptır.” Kitabın değerini bilmeyenlere kitap değeri fikrini aşılayabilmek... Bir hurdacıda satılan kitap yarımından hareketle bir kaçakçılık şebekesinin,, diplomat kılığı ile kitap kaçırmak için girişimleri... Kitabın değerini bilen bin yıl önceki atalarımızın tuttuğu notlar, bunların saklanması ve gün yüzüne çıkarılması Doğan Dağlı takma adlı Turan Karluk’un yaşına rağmen bilmediği bir yazıyı, Uygur yazısını öğrenmesi ve bu kitapları okuyarak günümüz Türkçesine aktarması... Değme bilim adamlarının beceremeyeceği işlerdendi... Bunun yanında halkımızın, cahil olmasına rağmen eski kitapları saklamakta, korumakta gösterdiği âlicenalık... Yabana atılır şey midir?


YENİSÖKE. Bir de Balat’taki müderrisin, padişahın teklif ettiği yüksek ücrete itirazı var...


ÇAĞBAYIR. Bu da günümüz öğretmen, okutman, doçent, Dr. ve Prof.larına ders vermek amacıyla romana alınmıştır. Bu konu uyduruk değil, bizzat orada adı geçen Hızır Şah Hoca, Murat Han’ın teklifini romanda belirtildiği şekilde geri çevirmiştir. Sonradan kendine teklifler gelip gelmediğini bilmiyoruz, ama Hızır Şah Hoca’nın Bursa Muradiye’de hocalık yaptığı çeşitli kaynaklarda mevcut. Burada ben şunu vurgulamak istedim: Bir yanda bilime ve bilim adamına değer veren devlet adamı, diğer yanda da gözü tok, aldığı ücreti helal ettirebilmek için gayret gösteren bir bilim adamı... İşte Türk toplumunu o zamanlar ileri düzeye taşıyan davranış ve ahlak yapısı böyle idi, demek istedik.

Bir de Yatağan eserinin yanında Balat’ın yer alması biraz yadırganır gibi değil mi? Dışarıdan ve işin özüne inmeden yapılan değerlendirme böyle... Oysa bir zamanlar Balat, Türk ve İslam dünyasının gözbebeği idi. Türklerin eserleri, yapıları ile doluydu. Hani şimdi? Evet şimdi onlar nerede? Söyleyeyim:  Berlin Müzesi’nde. İmparatorluğun son dönemlerinde yapılan kazılarda ele geçirilen Türk’e, Müslüman Türk’e ait olan ne varsa Berlin’e taşınmış veya kaçırılmış... İnanmazsanız ilçemiz halk kütüphanesinde bulunan Almanca “Müslüman Balat” [Der İslamische Milet] adlı kitaba bakabilirsiniz. Kitabın tam adı Berlin Müzesindeki eserlere göre Müslüman Balat adını taşıyor. Yani Alman arkeologlar ne yapmış, bize ait olan ne varsa alıp götürmüşler, müzelerine hapsetmişler, bize de alın size tarihi eser diye İyon yapılarını bırakmışlar. Görenler de diyor ki “Ya bu büyük medeniyet... Burası Türklere ait değil... İşte kanıtı...” diyorlar. Şimdi benim, son zamanlarda çoğu kişinin dilinden düşürmediği, “dış güçler”le neden bu kadar uğraştığımı daha iyi anlamışsınızdır diye düşünüyorum.


YENİSÖKE. Romanda bir de medya ve basınla ilgili eleştiri tarzında anlatımlarınız var. Bir gazeteci olarak siz bunun neresindesiniz ve bu konu romanda bahsettiğiniz kadar yoğun ve etkin midir?


ÇAĞBAYIR. Evet roman daha ilk sayfasından itibaren medya eleştirisi ile başlıyor. Bu bir roman uydurması değildir. Romanda bahsedilen medya durum ve tutumları ayniyle vaki olmuştur. Amerika B.D. seçimleri bahsettiğimden daha ileri düzeyde TV’lerimizde, gazetelerimizde yer almıştır. Sokaktaki vatandaşın görüşü olarak Turan Karluk’un konuşması belki biraz abartılıdır dışarıdan bakışla ama özünde orada ifade edilemeyecek kadar kimliksiz ve kişiliksiz yayınlar pekâlâ oldu. Şimdi bana kim, hangi TV diye sorsanız hatırlayıp söyleyemem, ama benim zihnimde oluşturulan genel kanı burada anlatılanlardan daha ileridir. Gazeteciler ile olan eleştiriye gelince, ben gazeteciyim diye, gazetelerde gördüğüm olumsuzlukları sergilemeden geçebilir miyim? Romanda gördüğünüz gibi Turan Karluk’la ilgili haberler hep yalandır. Adam ölmediği hâlde öldü diye mezara getirip gömmüşlerdir. Söz konusu gazetelerin, yönetimin paralelinde haber yaptığını, ya da kendilerine verilen metni kendi muhabirlerinin haberleriymiş gibi sunduklarını görüyoruz. Bu yüzden Turan Karluk sık sık “Ölmeden mezara koydular beni” diye Çanakkale Türküsü’nün bir sözünü tekrarlayıp duruyor.


YENİSÖKE: Bir de kitabın ikinci bölümünün kendi köyünüz ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Bunu özellikle mi seçtiniz?

ÇAĞBAYIR: İyi tespit. Kitabın ikinci bölümü benim memleketim olan Denizli-Serinhisar İlçesinin Yukarı Karaçay (yeni adı Kocapınar) ve çevresinde geçer. Hatta burası, buradaki bir garnizon tam da benim çocukluğumu yaşadığım mekândır. Buna neden başvurdum? Acıpayam Ovası’nın Türkleştirilmesi olgusunda bir mekân seçmeliydim. Bu mekân da benim bildiğim bir coğrafya olmalıydı.  Yoksa olaylar yerine oturmaz, binbir gece masalları gibi havada asılı kalırdı. Bu yüzden dağını, tepesini, çayını, düzünü, ovasını ve ağaçlarını yakından bildiğim tanıdığım bir yer seçmeliydim. Bu da kendi çocukluğumun geçtiği dağlar, yaylalar ve dereler, tepelerle olurdu. Kurguyu bildiğim coğrafyaya göre oluşturdum. Kişileri de tarihî kişilikler dışında, o coğrafyadan seçtim. Böylece gerçeğe yakın olmasını sağladım. Diyebilirsiniz ki hoca kendi köyünün romanını yazmış.  Ne yapalım öyle oldu.


YENİSÖKE. Kitabın adı olan YATAĞAN, bildiğimiz kadarıyla bir kılıç türü. Siz bu kılıcı yapılırken gördünüz mü? Yani kılıç yapımına tanık oldunuz mu?


ÇAĞBAYIR. Yapılırken görmek şöyle dursun taşıdım bile. Gençliğimizde biz dağlarda gezerken hep yanımızda kama bulundururduk. Bu kamalar her ne kadar romanda bahsedildiği ve müzelerde görüldüğü kadar büyük olmasa da onun kısa ve ince bir modeliydi, Biz davar güderken yanımızda yünden örme azık torbamız olurdu. Bunu şöyle boyutlandırabilirim. 25x 40 veya 30x50 boyutunda, uzunlamasına yanlarından uzanan bağı ile başımızdan geçirip bayrak hamaylısı gibi aşınırdık. Yani torbanın bir ucu bizim koltuk altımıza gelirdi. Bu torbanın arka tarafına gelen kısmında kını içinde ucu torba dibine doğru uzanan bir kamamız vardı. Gerek duyduğumuz zaman elimizi omuzumuzdan geri atarak çeker çıkarırdık. Tabii ki kınıyla çıkardı torbamızdan. Sol elimizle kınını tutup sıyırırdık. Ve keseceğimiz dal, diken vb. ne ise çalardık. Ayrıca Acıpayam’da okurken sık sık Yatağan’da konuk kalırdım. Konuk olduğumuz evler çakı bıçak imal ederlerdi. Biz de misafir idik ama çoğunlukla, imalathaneye iner yapabileceğimiz işlerde yardımcı olurduk. Mesela benim en büyük hevesim ve merakım körük çekmekti. Bu körüğün havayı nereden alıp da üflediğimi merak ettiğimden başkasına kaptırmamak için demirciler demir döverken körüğün sapını hiç bırakmazdım. Ayrıca köyümüze gelen kalaycıların da körükleri olurdu. Onların körüğü yatay kurulurdu. Bir destek üzerine uzatılmış bir kolu bastırıp bırakmak suretiyle çalıştırılırdı bu körükler...O zamanlar da kalaycıların en iyi yardımcısı bendim. İşte bu meraklar sırasında demirin dövülüşü, ocakta korlar arasında akkor hâle gelinceye kadar ısıtılışı, çakılara, bıçaklara sap takılışı, bıçakların üzerine marka ve isimlerin yazılışı, bıçakların yazılması sırasında kezzapla muamelesi, mumların üzerinden sabunlu veya benim bilmediğim bir ilaçla keçeler vasıtası ile sıyrılıp temizlenmesi, çanların yapılışı, dillerinin çanla uyum sağlayacak şekilde imali hep merakla izlediğim işlerdi. Bu yüzden yatağanın yapılışı benim için pek de yabancı değil... Kitapta bahsettiğim barut yapımını görmedim. Onu çeşitli eserlerden okuyarak edindiğim bilgilerle yazdım. Tabii ki Yatağan köyü / kasabası denilince baruttan söz etmeden geçemezdim.


YENİSÖKE. Romanın ana düşüncesini ya da bize vermek istediği dersi bir cümle ile özetleyebilir misiniz?

ÇAĞBAYIR. Her ne durumda olunursa olunsun ümitsizlik diye bir durum ve tutumun içine düşmek doğru değildir; mutlaka her çıkmazın, her zorluğun, her tıkanıklığın bir çıkış ve kurtuluş yolu vardır.

Son.

14 Tem 2022 - 08:52 -

Muhabir  İsmail Eravcı


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?