NÜKTEDAN: Meallerde genel teamüller

Nüktedan
Nüktedan

   Sevgili dostlar, hayat kitabımız Kur’anı öğrenip okumak ve yaşamak müslümanlar olarak görevimizdir. Biz Türkler genelde Arapça bilmediğimiz için Kur’an-ı Türkçe türcüme ve meallerden okuyoruz öğreniyoruz. Aslında bu konuya da yoğunlaşmış değiliz, Kur’an meallerinin önünde İlmihâl kitapları var, dinimizi onlara bakıp öğrenmeye çalışıyoruz. Dinimizin temel kitabı Kur’an-ı namazlarımızda okuyoruz. Ayrıca, ölmüşlerimize, hastalarımıza ve bir de kendimiz sevap kazanmak için okuyoruz. Anlamını-manasını ve amacını öğrenmek için okuyanlarımız ise azınlıktadır. Çünkü, Kur’an mealinden dinimizi öğrenemeyeceğimiz teamülü bazılarınca kafalarımıza işlenmiş. Aslında temelli haksız da değiller, meallerin çoğu genelde aslına uygun tercüme edilmemiş. Gerçi, İlmihâller de mâlûm meallerden irtibatlı hazırlanmış, ayni eksiklik ve hatalar her iki tarafta da işlenmiştir. Meselâ bir Peygamber ismi vardır, Farsçadır, Nebi ve Resul yerine kullanılmıştır. İslâm dinine Fars Kültürünün hakim olduğu dönemde girip kullanılmaya başlanılmış, zamanımıza kadar gelmiştir. Biz Türkler, Arapça Nebi-Resul isimlerinin yerine Yalvaç ve Elçi adını kullanmamışız, Peygamber ismini devam ettirmişiz. Daha önce ifade etiğimiz gibi Arapça Nebi ve Resul isimlerinin yerini Peygamber ismi doldurmuyor. Çünkü, Nebi -Resul Kur’an da farklı konumlarda ve anlamlara yönelik kullanılıyor. Nebi isminin Kur’an da farklı bir anlamı var, Resul isminin farklı. Bunlardaki bu özelliğe nedense gereken dikkat, titizlik ve hassasiyet gösterilmemiş. Nebi ve Resulün ikisine birden peygamber deyip geçiştirilmiştir. 

Aziz dostlar, Arapçadan Türkçeye çevrilen Kur’an Mealleri çok azı müstesna, genelde kelimesi-kelimesine çevrilmemiş, Türkçe kelime yerine başka dilden kelimeler kullanılmış. Meselâ, yukarıda ifade ettik, Ayette Peygamber kelimesi, yerine Nebi kelimesi geçmiş Peygamber denmiş, Resul kelimesi geçmiş yine  peygamber denmiş. Ama, Yüce Allah Nebi kelimesi geçen hiçbir ayette Nebiye itaat edin, meğer ki Nebi-Resul kelimeleri birlikte geçsin, diğer tek başına, yalın geçen hiçbir yerde Rabbimiz, Nebiye itaat edin dememiştir. Resul kelimesi geçtiği yerlerde mutlaka Resule itaat edin kelimesi geçiyor. Resul kelimesi de, Allah’tan vahiy aldığı ve vahyi tebliğ ettiği yerlerde kesin geçiyor. Yani bu durumlar da Resul Muhammed Alayhisselâma kesin itaat var ve Allah emrediyor “Resule itaat edin” Ama, Nebi kelimesinin geçtiği yerde Nebiye itaat edin demiyor. Bunu bir örnekle açıklayalım. Bazı konularda Nebimiz Hz. Muhammet ashabına şu şöyle olsun, bu böyle olsun dediğin de Ashabı soruyor: Ey Allah’ın Resulü, bu Allah’tan bir Vahiy mi, yoksa senin fikrin mi? Eğer senin fikrin ise, bizim de bu konuda fikirlerimiz var diyorlar. Nebimiz de Vahiyse-vahiy, değilse benim fikrim diyor. Benim fikrim dediği yerde ashapta fikrini söylüyor. Ama, vahiyse itiraz yok uyuluyor. Hz. Muhammed Aleyhisselâm vahiy alır ve tebliğ ederken Resul, diğer zamanlarda da Nebidir. Bunu da şöyle örnekliyorlar, Nebi, diplomatlığı, Resul de elçiliği temsil eder anlamında. Bu iki ismin arasına o farkı, ayrıcalığı koyan Rabbimizdir, Müslümanlar olarak buna uymak ve uygulamak da bizim görevimizdir. Çünkü, buradaki bu farkındalık ve incelik önemli bir özelliktir. Buna riayet etmemek/uymamak Ümmeti Muhammedi yanlış mecralar sürükler.  

Değerli dostlar, Semavi İncil ve Tevrat adlı kitaplara dayanan İsevilik ve Musevilik olarak adlandırılan dinlerin aslında kökeni birdir ve İslâmdır, son kitabı da Kur’an’dır. Ama, İncil’e ve Tevrat’a inandığını söyleyenler, kendilerini ayrı ayrı dinlerin sahibi oldukları iddasındadırlar. Bunlar, Nebi-Resullerini (peygamberlerini) ilâhlaştıranlardır. Yani, bunların peygamberleri yoktur. Hıristiyanlar, İsa Allah’ın oğludur derken, Yahudiler de Üzeyir Allah’ın oğludur diyor. Dolayısıyla onlarda peygamber inancı söz konusu değil. Biz Müslümanlar Kur’an-ı Kerime inanan ve bağlananlar olarak, bu kitabı bize tebliğ  eden Hz. Muhammed Aleyhisselâma da Nebi-Resul/elçi olarak inanıyoruz. Yani, bizim bir Elçimiz Peygamberimiz var, bizim gibi bir insan, Rabbimiz içimizden seçip Nebi-Resul olarak görevlendirdiğidir. Dolayısıyla dinimiz İslâmın birinci şartı olan “Kelime-i Şahadet” Eşhedü enlâilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resulühü’dür. Bu ibareyi diliyle söyleyip kalbiyle tasdik eden  Müslümandır. Anlamı da şöyle; Ben şahidlik ederim Allah’tan başka ilâh (tanrı) yoktur ve yine şahidlik ederim Muhammed Allah kulu ve elçisidir. Evet, Arapça, Türkçe ve Farsça ifade edilen, Peygamber, Elçi ve Nebi-Resul Hz. Muhammed budur. Ancak bazı artniyetli, sufi tiynetli ve aşırı muhabbetli insanlar, insan peygamberle yetinememişler. Diğer o semavi dinlerdeki müntesipler gibi, Kul Muhammed Aleyhisselâmı yücelterek asli hüviyetinden uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Çoğu asılsız mucizelerle diğer peygamberlerle yarıştırmışlar. Yetmemiş, Nûri Muhammedi diye bir inanç ekolü oluşturup, her şey Hz. Muhammed’in nurundan yaratılmıştır deyip Kur’an dışı efsaneler uydurmuşlar, kendilerince Hz. Muhammed’i insanlıktan uzaklaştırıp kutsallaştırmışlar ve yanlış yollara sapmışlardır. Haftaya devam etmek ümidiyle, şimdilik hoşça ve dostça kalınız.

                                LEBİD

- YeniSöke Gazetesi, Nüktedan tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/6897913/nuktedan/nuktedan-meallerde-genel-teamuller