Ramazan sayfası

Mustafa Uluçay
Mustafa Uluçay

ŞİRKTE KALMAKTA DİRENENLER 

    Ehli-kitap tabir edilen İsrailoğullar Hıristiyanlar ve Yahudiler Peygamberlerini ilâhlaştırmışlar, Hıristiyanlar Hz. İsa'yı, Yahudiler de Hz. Zekeriyya'yı Allah'ın oğlu yapıp tapmışlar ve hâlen de tapmaktadırlar. Bu Peygamberlere nasıl bir tanrılık vasfı yakıştırmışlar detaylarına girmek istemiyorum. Az çok her müslüman biliyor, tam ve detaylı öğrenmek isteyenler Kur'an-a baksınlar o yeterli. Ancak, müslümanları da kendilerine benzetmek için, yukarıda kısaca ifade ettiğim gibi İslâm dininin içine de hurafe ve efsaneler sokmuşlar, özellikle Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm üzerinden çok saçmalıklar üretmişler. Bu asılsız hikâyelere müslümanlardan inananlar da bir hayli var. Hz. Muhammed'in doğum öncesiyle başlattıkları kutsama politikasını vefatına kadar devam ettirmişler. Ama, dikkat edin, bütün bunlar Hz. Muhammed'in vefatından sonra üretilmişler. Üretenler de önce müşriklik döneminde onun karşısına şirkleriyle dikilenler veya o dikilenlerin çocukları ve torunları olmuştur. Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve tebliğ ettiği Allah'ın Ayetleri olan  Kur'an-ı Kerimi kabul etmeyip, sende bizim gibi yiyip içiyor, gezip tozuyor ve çarşı pazar dolaşıyorsun, bizden bir farkın yok sana inanmıyoruz demişlerdi. Kendilerince Peygamberliğinin ıspatı için, bize gökten sofra indir, ölülerimizden şunları dirilt, şu şu kayıplarımızı bul, melekleri karşımıza dik, bize göster, kıyametin ne zaman kopacağını söyle. Cennet ve cehennemden bahsediyorsun bunlar nerede, bize yapamayacağımız mucizeler göster gibi bir takım isteklerde bulunmuşlar. Hz. Muhammed ise, sadece Kur'an-ı onlara mucize olarak Ayetlerini okuyarak karşılık verdi. Onlar Kur'an-ı Kerimi de kabul etmediler, değiştir, başka ayetler getir dediler ve bizde böyle ayetle söyleyebiliriz dediler. Yüce Allah öyle ise getirinde görelim dedi. Ama, inkârdan, tehdit ve hakaretten başka birşey yapamadılar.                                                              

  MÜŞRİKLERİN İSTEKLERİ SONRA İTİBARLAŞTI

  Hz. Muhammed'in vefatından sonra harekete geçen küfür ehli çalışmalara başladı. Bu takıma bazı dengesiz ve islâmi ölçüye ilgisiz, sevmekte ve övmekle haddi aşanlar, Yahudi ve Hıristiyanlardan destek alıp, onların efsanelerini islâma taşıyıp Hz. Muhammed Aleyhisselâmı yörüngesinden ve asliyetinden çıkarıp kutsallaştırmaya başladılar. Ona insanüstü bir vasıf  yükleyip ululaştırdılar. Onu, insan peygamber olmaktan çıkarıp, birçok şeyde Allah'ın sıfatlarıyla muttasıf hâle getirdiler ve dinin ortağı yaptılar. Sağlığında müşrikler ondan ne istedi ise, onları vefatından sonra ona alçakça yüklediler. Öyle ki, bir çoğunu da onun diliyle ona söylettiler ve bir peygamber dini türettiler. Felsefecilep, tasavvufçular ve şairler hayal âlemlerinde ona farklı faklı özellikler biçtiler, seçtiler ve ürettiler. Öyle ki, Hz. Muhammed'i kendi ürettikleri tasavvurları, hayal mana ve mefhumlarıyla had-hudut tanımayıp doğumuyla işe başladılar. Hiçbir tarihi kayıtta yeri olmayan, Kur'an da ıspatı bulunmayan olaylardan bahsedip, insanların Hz. Muhammed'e olan sevgi, saygı ve ulvi muhabbetini istismar ettiler. Bu snaryo doğumunu sembolize eden Mevlit Kandili ile başlıyor. Tarihte ne zaman başladığı kesin tespit edilemeyen hurafeler, Süleyman Çelebi ile şiirleştirilip topluma mal olmuş ve kutsanmış hayal mahsulü Hz. Muhammed'e biçilen bir hayat hâline geliyor. Kur'an dışı Nûru Muhammedi felsefesiyle temellendirilmiş. Peygamber âşığı düşüncelerin muhayyilesinden tezahür etmiş övgü, methü-sena, naat, kaside ve ilâhiler, avamın anlayışında gerçek gibi algılanmıştır. Bu kültürün oluşumunda tarihi katkıları olan Ehli Salip ve İsrailiyat, son zaman bu sevgiyi ve bağlılığıda çok görmüş, çekememiş ve şirkinin galeyanıyla Hz. Muhammed'e saldırır olmuşlar. Yani, sapıklıklarından vazgeçmedikleri gibi sürdürmeyi yeğlemişlerdir. Yüce Allah, işte geleceğin İslâm karşıtlarını Bakara suresinin 43'ncü ayetiyle müslümanlara böyle hatırlatmakta ve uyanık olmalarını istemektedir.                                   

DOĞRU YOLDA DOĞRU İŞLER KÂRLIDIR  

  Kur'an da bir ayet, diğer bir ayetle irtibatlıdır, bırakın içinde herhangi bir çelişki olsun. İşte daha önce zikrettiğimiz 43'ncü ayetle 110'ncu ayete bakın! Yüce Allah şöyle buyuruyor: Mealen "Namazı kılın, zekâtı verin, kendiniz için önden hayır olarak ne yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı en iyi görendir."Evet, Allah daha önce zikrettiğimiz ayette, kendilerine namazı ve zekâtı emrettiğini ve bu konuda kendilerinden söz aldığını bildirdiği kitap ehlinin, sonra sözlerini yerine getirmediklerini, doğru yoldan saptıklarını ve bu sapıklıklarına devam ettiklerini bize hatırlatıp, böyle yapmayın, siz namazlarınızı kılın ve zekâtlarınızı verin, yarın Allah katında bunların hayırlı karşılıklarını bulacaksınız diyor. Çünkü o sözlerinde durmayanlar, kitaplarını da tahrif ettiler, namazı ve zekâtı kitaplarından çıkardılar. Dinle, dünyayı birbirinden ayırdılar, dini mabetlerine hapsedip dünyaya daldılar. Bu nefislerine, heva ve heveslerine hoş geldi ve dünyevileşiler.Yüce Allah, biz müslümanlara siz elinizdeki kitab uyun onu hayatınıza uygulayın namazınızı kılın, zekatınızı verin, şu dünyada hayırlı işler yapın. Çünkü, yarın hesap günün de size faydalı olacak olan onlardır diye uyarıyor. Bu dosdoğru yolun geçmiş Peygamber ve ümmetlerinden de haberler veriyor. Yine Bakara suresi 125'nci ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: Mealen, "Biz Kâbe'yi insanlar için bir toplanma yeri ve güvenlik merkezi kılmıştık. Öyleyse İbrahim'in makamını namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail'e *Beytimi, tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için temizleyin diye emretmiştik." *Namazın kıblesi, tevhidin merkezi, insanlığın ilk ibadet hanesi Kâbe. İnsanlık zaman zaman bu doğrultudan sapmış, başka başka şeylere tapmış ve yönelmiş. Kâbe'de toplanmayı terk etmiş, orasının bir emniyet ve güvenlik merkezi olduğunu unutmuş, saldıranlar, tahrip edenler olmuş.                                                                            

    TEVHİD DİNİNİN MERKEZİ KÂBE'NİN ÖNEMİ   İlk insan Âdem'in yaptığı ilk mabed Kâbe, Hz. İbrahim Aleyhisselâma kadar müslümanlar tarafından Kur'an da nasıl değerlendirildiği bildirilmiyor. Taaa ki, İbrahim Peygambere kadar. Kur'an dışı bir takım rivayetler olsa da ben onlara girmeyeceğim. O tarihçilerin ve o konuda çalışıp araştırma yapanların işi. Yüce Allah o konudan bahsetmeyi Kur'an da gerek görmemiş. Hz. Âdem'den, Hz. İbrahim Peygambere varasıya dek Kur'an da, Kâbe ile ilgili bilgi yok. Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail'le Kâbe devreye giriyor. Ancak, bu demek değil Kâbe ilgi görmemiş, insanoğlu bu dönemi araştıracak. Ne diyor Rabbimiz, "Biz, Kâbeyi insanlar için bir toplanma yeri ve güvenlik merkezi kılmıştık." İnsanlar bu ilâhi kanuna riayet etmişler mi, etmemişler mi ve ne kadar etmişler bunları siz araştırın. Kâbe bu dönemde nasıl bir ilgi görmüş. Rabbimiz, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'e *Beytimi, tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için temizleyin demiş.* Demek ki, onların gelip gördüğünde perişan bir hâlde idi, onarıma, bakıma ve temizliğe ihtiyacı vardı. Orada gerektiği gibi ibadetin yapılabilmesi için böyle bir bakımdan geçirilmesi gerekiyordu, Yüce Allah onlara işte böyle bir görev verdi. Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'le Kâbe, insanların toplanmalarına ve ibadetlerine uygan hale getirildi. Bu tertip, düzenleme ve genel bir bakımdan sonra, son Nebi Hz. Muhammed Aleyhisselâma kadar gelen dönemden Rabbimiz bazı bilgiler veriyor. Sonuçta, Peygamberimize ve âlemi islâma, *Öyleyse İbrahim'in makamını namazgâh edinin* diyor. Yani, Kâbe inşa ediliş gayesine yakışır bir şekilde hizmete hazır hâle getirilmesiyle, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail ile ikinci bir imar ve tamir gördüğünü öğreniyoruz. Bu sebeple Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Rabbimizin taltifiyle müslümanlar arasında sevgi, saygı ve iltifata mazhar oluyor. Onların zamanından Hz. Muhammed Aleyhisselâmın zamanına kadar Hanifler diye bir inanç insanlar arasında yaşanarak devam edip geliyor.                                                          

   NAMAZ'DA KIBLE KÂBE OLARAK KESİNLEŞİYOR

Kâbe'nin olduğu yer zamanla önemli bir yerleşim alanı    oluyor ve Mekke adıylar anılır hâle geliyor. Dolayısıyla Mekke'de de Hz. İbrahim'in izinden gittiğini söyleyenler olup, Hz. Muhammed ve geçmişe  yönelik ecdadı da onlardan olduğu bildiriliyor. Meselâ, Hz. Muhammed'in babası Abdullah ve dedesi Abdülmuttalip "Hâşimiler" aşiret kolundan geldiğ ifade  ediliyor. Evet, Mekke'nin saygın ve itibarlı bir ailesi Abdülmuttalip soyundan gelen Hz. Muhammed Risaletle görevlendirilip bir dönem Mekke'de Peygamberlik görevini sürdürdükten sonra Medine'ye Hicret ediyor. Ancak, Mekke'de namazını kıbleye karşı dönüp kılarken, Medine'ye geldiğin de Yahudi ve Hıristiyan'ların Mescid-i Aksa'ya Kudüs'e doğru namaz kıldıklarını görüyor. İnsanlara tebliğ etmekte olduğu Kur'an-ın, onlardan Ehli-Kitap olarak bahsetmesi aklını kurcalamış ola ki, oda namazını Mescid-i Aksa'ya doğru dönüp kılmaya başlıyor. Ama, içi/kâlbi ve zihni rahat değil. Böyle yaptığından hoşnutsuz ve yüzünü bazen göklere çevirip bir haber bekleyişi içerisin de. İşte Yüce Allah Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâma beklediğini Bakara suresi 144'ncü ayetle gönderiyor. Mealen, "Yüzünü göğe doğru çevirip 'yeni bir kıble beklediğini' elbette görmekteyiz. İşte seni hoşnut olacağın kıbleye çeviriyoruz. Öyleyse yönünü Mescid-i Haram'a doğru çevir! Nerede bulunursanız bulunun sizde yönünüzü o yöne çevrin. Kendilerine kitap verilenler şunu iyi bilsinler ki bu Rabbinizden gelen hakkın/gerçeğin ta kendisidir. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir."Namaz kılarken yönünü Kâbe'ye doğru dönmek, Kâbe'yi kıble yapmak doğrudur. Hz. Peygamber Mekke de iken namazını Kâbe'ye doğru kılıyordu, kendilerini İbrahim Peygamberin takipçileri olduğunu söyleyenler "HANİFLER" böyle yapıyordu. Mekke'de, Yahudi ve Hıristiyanın üç-beş hane olduğundan bahsediliyor. Onlar namaz kılıyorlarmıydı belli değil, kesin bir bilgi yok. Zaten Hz. Muhammed Aleyhisselama da Rabbimiz  Ümmi diyor. Yani, Ehli kitaptan bilgi sahibi olmadığını, onlardan bir tahsil görmediğini Kur'an da söylüyor. Ümmi denmesinin anlamı bu. Yoksa, Nebimizin okur yazar olmadığı anlamında değil.      

   BEŞ VAKİT NAMAZIN FARZİYETİNİN DELİLİ  

 Kur'an-ı Kerimde namaz vakitleri sureler de bildiriliyor, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları günün hangi vakitlerinde kılınacağı açıklanıyor. Nisa suresinin 103'ncü ayetinde de "Kuşkusuz namaz, belirli vakitlerde müminler üzerine farz kılınmıştır" emriyle, Nebimize bildirilmiştir. Bu nedenle, namazla ilgili ileri-geri komuşanlara itibar etmemek ve Kur'an-ı iyi ve doğru okumalarını tavsiye etmeli. Miraç Gecesi ile uydurmalı, Hz. Musa ile Nebimizin namaz vakitleri pazarlıklarına kanmamalıdır. Çünkü, yok öyle bir şey, onların hepsi yalan. Evet. Allah'ın dinin tek İslâm Dini olduğu, birlik ve beraberliğinin sembolü, ibadetlerin kıblegâhı Kâbe ve bunlar insanlıkla başladığı bilinmektedir. Mescidi Aksa, Hz. Süleymen Nebiyle  biliniyor, Hz. İsa orada dünyaya geliyor, Hz. Musa kendisine inanan ümmeti Beni İsrail ile Filistin'e yerleşiyor, yani hepsinin kökeni bir, Beni israil'dir. Hz. İsa ile ayrılanlar Hıristiyan, ayılmayıp Hz. Musa'nın yolunda kaldığını söyleyenler Musevi. Ama, her ikisi de Kitapları Tevrat ve İncil'i tahrif etmişler ve tevhitten ayrılmışlardır. Dolayısıyla kitaplarını kendi beşeri düşüncelerine göre düzenlemişler, aralarında farklar olsa da, dünyavi çıkarları noktasın da bir araya gelirler. Yüce Allah, Hz. Muhammed'e Bakara suresi 144'ncü ayette *Bu andan sonra namazlarını Kâbe'ye doğru kıl* emrini verince *bütün müslümanlara da sizlerde nerede bulunursanız bulunun yönünüzü o tarafa çevirin* diyor. Ardından, *kendilerine kitap verilenler de *Şunu iy bilsinler ki bu Rabbinizden gelen hakkın/gerçeğin ta kendisidir.* Çünkü, Hz. Peygamber namazını kılarken Mekke'ye Kâbeye doğru dönünce, zaten doğru dürüst inanmadıkları Hz. Muhammed'e hemen karşı çıktılar. Rabbimiz de, onların iç hallerinin durumunu iyi bildiğinden *Allah onların yaptıklarından habersizdeğildir* demek suretiyle, onları deşifre etmiş, onlarda yanlış yolda yürümelerini sürdürmüşlerdir.

- YeniSöke Gazetesi, Mustafa Uluçay tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/6950882/mustafa-ulucay/ramazan-sayfasi