NÜKTEDAN:  Kur'an ve peygamberle ilgili meseleler

Nüktedan
Nüktedan

             Sevgili dostlar, biliyorsunuz, Kur'an bizim din kitabımız ve Allah kelamıdır/sözüdür. Peygamber de, Allah'ın, insanların içinden seçipte birine verdiği bir görevin adıdır. İkisi de Allah'ın takdir, tayin ve tasarrufunda olan özelliklerdir. Bu konuda irade, hüküm/karar, tespit Allah'a aittir. O, ne dediyse odur, onlar hakkında eleştiri ve tenkit söz konusu olamaz. Bu nedenle, Kur'an ve Peygamber hakkında ve onlar adına konuşurken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Delili, belgesi  ve kaynağı orta yere konmadan konuşmak doğru değildir. Kur'an Arap lisanı üzerinden Allah'ın vahyettiği Arapça ifadelerdir. Bu bir kitap altında toplanan 114 sure 6236 ayetten müteşekkil tasnif edilip Mushaf haline getirilen Kur'an-ı Kerimdir. Allah tarafından vahyedilip, harflerine bile anlam yüklenen, hecesi, kelimesi ve cümlesi anlam ve amaçlar ifade eden, farklı konu ve olayları ihtiva eden hikmetler yüklü bir kitaptır. Onun için, okurken çok dikkatli ve düşünerek okumak lazım. Mesela, çok kullandığımız bir Peygamber sözcüğü var, Kur'an da geçen Nebi ve Resul adına kullanılıyor. Peygamber Farsça bir kelimedir Elçi anlamına gelir. Ama, Kur'an da iki kelime geçiyor Nebi ve Resul, Resul'ün anlamı elçi, ya Nebi'nin anlamı ne? Mutlaka farklı bir anlamı var, çünkü Kur'an da geçen ayette farklı bir ifadeyi içeriyor. Daha önce burada zikretmiştim bir daha ayni konuya dönmeyeceğim, ancak Nebi ve Resul kelimelerinin geçtiği ayetleri okurken dikkat edersek ayrıntıyı görür ve anlarız. Nebi kelimesi neyi ifade eder, Resul kelimesi neyi ifade eder ve Peygamber kelimesi de ifade etme açısından her ikisini de kapsar mı? Ama, meal yazanlar genelde bu konuda farklılıklara değinmemişler ve bunun bir vebal olduğunuda mı düşünmemişler bilmiyorum. Bir örnek daha verip geçiyorum, Kur'an da Kûl kelimesi çok geçiyor, Türkçesi Deki, bu kelimeyi bir çoğu Ey Muhammed, bazısı ey habibim diye tercüme etmiş, yani meal vermiş. Neden, deki-söyle ki,  Türkçe karşlığı olanı kullanmamışlar? Bu yaptıkları doğru mu?                                                 

Aziz dostlar, Nebi-Resulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselamın Ümmi olması meselesi de ayrı bir yanlış anlayış konusudur. Kendisine Risalet verilmeden önce 25 yaşında Hz. Hatice validemizle evlenmişti. Bu validemiz dul bir kadındı zengindi, ticaret kervanlarını yönetiyordu. Hz. Muhammed'le evlenince bu kervanları artık o yönetmiştir. Okur-yazar olmayan bir kişi ticaret kervanını nasıl yönetir? Demek ki, onun ümmilik meselesi okur-yazar olmamak değildi. Bunuda Kur'an-ı dikkatli ve düşünerek okursak anlayabiliriz. Ümmi bir kavme Nebi-Resul gönderilmesi de bunu anlamamıza bir işarettir. Ayrıca, Yüce Allah Peygamberimize, sen Yahudi'lerden Tevrat dersi, Hıristiyan'lardan İncil dersi almadın, yani sen bu kitapları okumadın, bu kitaplarda geçen birçok olayı sana Kur'an da anlattım diyor. Mekke'de bir-iki hane Yahudi ve bir iki hane de Hıristiyan varmış. Sonra Mekke'nin hakimiyeti de müşrik olan Kureyş'in elinde.     

Evet, ümmilik okur-yazar olmamak değil, Tevrat ve İncil'den ciddi manada habersiz olmak demektir. Bir konuda Nebi-Resul'ümüzün heva ve hevesinden konuşmaması, En-Necm suresinin baş tarafında geçiyor. Bu surenin ilk sayfasını okuyunca konu anlaşılır. Yani, Rasulümüz  Hz. Muhammed tebliğ ettiği vahyi kendi heva ve hevesiyle değil Allah'ın emriyle yapmıştır. Yoksa bütün konuşmaları vahiydir veya vahiy gibidir demek anlamında değil o ifade edilen "O heva ve hevesiyle konuşmaz" ayetin anlamı. Ama, mealcilerin bazıları o yanlışı yapmıştır. Peygamber ne söylediyse hiç birisi heva ve hevesiyle değil, Allah'ın vahyi ile söylemiştir demişler.                                                   

Değerli dostlar, insanlarımızın yaptığı bir yanlış daha var, Peygamberin tebliğ ettikleriyle değil, peygamberin kendisiyle ilgilenmişler. Öyle ki, Vahyin yüceliğini değil de, peygamberi yüceltmişler. Hıristiyanlar gibi tanrılığa kadar çıkarmışlar. Nebimiz Hz. Muhammed'i ayni noktaya getirmişler, her şeyin onun nurundan yaratıldığını söylemişlerdir. Nuru Muhammedi diye bu anlayış ve inanışı sistemleştirmişledir. Zamanımızda bile, bilen bilmeyen bir çok insan bu anlayışın savunucusudur. Kur'an-ı Kerim de bir çok ayette Nebimiz ben sizin içinizden biriyim dediği hâlde, böyle bir senaryo yazıp hazırlamışlar. Bir çok şair hayal mahsulü şiirlerinde bu temayı işlemişler, bir çok müslüman da bu hayal kurgularını gerçek gibi algılamışlar. Bu akım, iki yoldan beslenmiştir, bir aşırı sevgiden, sevmesine bir sınır koyamamış, ölçüyü aşmış olanların bağımlılıkları. Nebi- Resulün getirdiklerini benimseyip onların gerektirdiğini yapmak, aşkla-şevkle çalışıp onların yüceliğine kendisini vermesi icap ederken, tam tersini yapmışlar. Hz. Resulü nasıl ve nelerle yüceltir, ona övgüler düzmekle meşgul olmuşlar. İkincisi, böyle bir senaryoyu bilerek ve kasti hazırlamaktır. Örneğin, Hıristiyanlar gibi Peygamberlik sistemini ekseninden çıkararak, tanrılaştırma noktasına taşımak gibi. Her ikisi de Nebi-Rasulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselama haksızlık yapmıştır. Oysa, İsra suresi 93. Ayet bile bütün bunlara yeterli cevabı veriyor. Bu kanaldan hareketle türetilen aşırı saygı, sevgi ve bağlılıklar dolayısıyla bir takım kişilere de yol açmıştır. Kutsanma noktasında aşırı yüceltilmişler ve insanları dîne değil kendilerine bağlamışlardır. Zamanımızda bunlardan bir kişi de frenk diyarından bu işin lideri pozisyonundadır. Allah ıslah etsin demekten başka elden ne gelir! Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle. LEBİD

- YeniSöke Gazetesi, Nüktedan tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/7047698/nuktedan/nuktedan-kuran-ve-peygamberle-ilgili-meseleler