TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Yaşar Çağbayır
Yaşar Çağbayır

12 mayıs'tan devam

HER ikisinin aradığı, bulmaya çalıştığı şey farklıydı. Hiç birbirini okşamayan, birbiri ile ilgisi olmayan... Doğan, eski kitaplar peşinde, tozlu ve küf kokan sayfalar arasında elinde büyüteçle kelimeleri çözmeye çalışırken andası Halim de birbirini kesen birbirinden uzaklaşan kimi paralel kimi bir üçgene, dörtgene veya yuvarlağa kadar uzanan ince çizgilerle meşguldü. Bu çizgilerin ve şekillerin neyi ifade ettiği Doğan'a nasıl yabancı ise Halim'e de eski kitaplardaki yazılar o kadar yabancıydı. Halim, uykuyu ve yemeği şöyle dursun günlük zaruri ihtiyaçlarını bile erteleyebildiği kadar erteliyor, bir iş için odadan çıkması gerektiğinde mutlaka kapının kilidini çevirip anahtarı cebine atıyor... Herhangi bir şeyin kaybolmasından çok projenin çalınmasından çekiniyordu. Bu işte sadece proje meselesini değil aynı zamanda kendilerinin kimliğini ortaya koyacak her türlü açıktan, açık vermekten korkuyordu. İşçilerin bu bölüme girip çıkmasının da doğru olmadığını andasına açık açık söylemişti. "İşçiler veya ustalardan biri beni görmek için bu odaya gelmesinler. Bir durum olduğunda seninle görüşsünler." diye Doğan'a ricada bulunmuştu. Bu durum işçilere nazikâne bir hâlde anlatılmış, onlar da herhangi bir durum söz konusu olunca Doğan'ı bulur olmuşlardı. Onun öyle gizli saklı bir işi yoktu. Çoğu zaman elindeki dosya ile okuyamadığı yeri, çözemediği kelimeyi düşüne düşüne iş yerinde dolaşıyor, sık sık da çıktıya göz atıyordu. Bazen de kulağının arkasına sıkıştırdığı kurşun kalemle kısa notlar düşüyordu.

 DOĞAN, öğleden sonra yemeğin verdiği ağırlığı atmak bahanesiyle iş yerinin önündeki kaldırıma çıktı. Kaldırımda boydan boya sıralanmış ve yenice çiçeğe davranmış turunç ağaçlarının gölgelerinden yürüyerek biraz dolaştı. Kafasında kâh okumaya çalıştığı kitaptaki bilgiler, olaylar kâh ailesinin bireyleri yer değiştiriyor, oradan oraya sekerek zihnini yoruyordu. Yolun diğer yolla kesiştiği noktaya kadar ne zaman ve nasıl geldiğini fark etmedi bile... "Dalmışım..." diye kendi kendine söylendi. Arada sırada bulunduğu duruma isyan ediyor, kafasına gidip evini, çoluğunu çocuğunu, eşini görmeyi koyuyor. Kendisini nasıl tanıtacağını, nasıl inandıracağını bir türlü kestiremiyordu. Az sonra da bu düşünceyi zihninden silip atıyordu. Karşı kaldırama geçti ve geldiği yolu o taraftan döndü.

Odaya çıktı, kitaptan o zamana kadar çözmüş olduğu sayfalara göz attı. Kitap antik çağların olaylarını, savaşlarını ve insanların yaşayışlarını konu etmeye başlamadan önce bildiğimiz "Tahmid" Allah'ı övme, bu eseri yazmasına sebep olanlar hakkında uzun uzadıya dualarda bulunuyordu. Kitapta geçen isimlerin çoğunu okuyamamıştı. Bu bölüm bittikten sonra kitabın (fasılları) içindekiler yer almaktaydı. Neler yoktu... Oğuz'un gergedanı öldürüşü o kadar geniş anlatılmıştı ki, buna başka bir yerde böyle anlatıldığını görmemişti. Bu kısım bile bu kitabın kıymetini artırırdı. Diğer bir yerinde Hz. Ali'in Hayber Kalesi cengi vardı. Bu hikâyeyi çocukluğunda köylerine gelen bir meddahtan dinlediğini hatırladı. Başka bir yerde "Ma'i-dıraz" diye bir nehirden bahsediyor. Bu nehrin neresi olduğunu bilmiyordu. Ama bölüm okunup bitirildikten sonra güzel bir hikâye çıkacağa benziyor. En çok merak ettiği bölümlerden birisi de "Konas'tan Tekfur Kızının Kaysar'a kaçırılışı..." Bunları okuyup yeni yazıya aktarmak ilginç olacak diye düşündü ve kaldığı yerden elinde kalem ve büyüteçle devam etti.   Devamı var

- YeniSöke Gazetesi, Yaşar Çağbayır tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/7181446/yasar-cagbayir/teke-bicagi-namidiger-yatagan