TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Yaşar Çağbayır
Yaşar Çağbayır

14 Haziran'dan devam

-Kazandımmm!.. Şampiyoooon!.. diye haykırdı.

Baba, kalktı; oğlunu tebrik etti. Anne de ev içi kıyafeti ile salona girdi.

-Anne, babamı yendim. Şampiyon oldum.

-Tebrik ederim, aferin benim koçuma…

***

AKŞAM yemeğinde söz döndü dolaştı komşunun bakıcı kızına geldi. Emre’nin ilgi alanında değildi. Evde annesi vardı. Kağan’la da iyi geçiniyorlardı. Oğlan, iki yıl sonra da okula başlayacak. Sabahları da beraber giderler. Öğle sonrası çıkışta da ninesi tarafından okuldan alınır. Biz gelene kadar derslerini yapar, yatar dinlenir. Yapamadığı ödevlerine de biz akşam yardım ederiz, diye düşünüyor. Annesinin, kendilerine de ihtiyacı vardı; bakıcıya gerek yoktu.

Banu ise, bakıcı kızın bu kadar yakınlığından işkillenmişti. Fakat Emre’de herhangi bir şüphe uyandıracak bir davranış sezmemişti. Buna rağmen bu kızın sırnaşıklığına bir anlam veremiyordu. Sonunda yabancı değil mi çok serbest oluyorlar, erkek kadın fark etmeden sıkı fıkı oluveriyorlar, diye de kendisine hafif bir avunma vesilesi yarattı.

Yemekte, ne Banu’nun ne de Emre’nin zihninden geçen bu düşüncelerden hiç söz edilmedi. Sadece zihinlerde düşünce olarak kaldı.

Emre, oyuncaklarının başına gitti. “Boncuk” adındaki oyuncak köpeği baba, “Minnoş” adlı kediyi de Kağan yaptı. Resimli kitapların ağaçlı sayfalarını açarak sağa sola dağıttı, parkın ağaçlarını yaptı. Böylece oyuncak parkını tamamladıktan sonra babasının gözlük kutusunu fotoğraf makinesi yaptı. Oyuncak köpekle kediyi yan yana koydu fotoğraflarını çekmek istedi. Oyuncak kedi düzgün poz vermiyordu. Gidip düzeltti, tam fotoğraf çekeceği sırada yaramaz kedi pozunu değiştirdi. Buna Kağan, çok kızdı.

-Doğru dur Kağan, benim durdurduğum gibi kal, oğlum, diye çıkıştı. Birkaç kez daha düzeltme ve bağrışmadan sonra istediği biçimde fotoğraf çekebildi.

Anne, eve girdi gireli hipnotize olmuş ya da bir uyurgezer gibi sessiz, sakin ve durgun, diller tutuk neredeyse duyarsız ve duygusuz ne yaptığını bilemez hâldeydi.  Emre de ne olduğunu anlamamasına rağmen eşinin durumundan etkilenmiş neşesini kaybetmişti. Kadın, zihnini kaplayan “Bunu çocuğa Allah mı söyletti?” takılı plak döngüsünü atamadı. Neden sonra, Kağanın “Anne ben uyudum.” sözü ile kendini toparladı.

-Oyuncaklarını toparla, tuvaletini yap. Ben yatağını hazırlayayım, dedi çıktı.

Baba oğul, köpekle kediyi el eleymiş gibi yürüterek parktan çıkardı. Yürüterek eve getirdi. Ağzıyla fırtına sesi çıkartarak ağaç yerine yerleştirdiği ağaç resimli sayfalı kitapları rüzgâr önünde uçuşuyormuş havasında topladı. Kitapları, kitapların bulunduğu dolap bölmesine, oyuncakları da oyuncak selesine doldurdu. Babasının gözlük kutusunu götürüp aldığı sehpa üzerine koydu. Tuvaletini yapmaya gitti. Neden sonra salon kapısında göründü.

-İyi geceler ninem benim. İyi geceler babammm. Bundan sonra iki kaldı diye üç parmaklarını kıvırarak iki parmağını babasına gösterdi.

-İyi geceler canım… Tamam iki kaldı.

***

İKİ GÜN sonra kahvaltı bitiminde,

-Baba, hazırlanayım mı?

-Evet oğlum ben de hazırlanıyorum.

-Anne, sen de geliyor musun?

-Hayır oğlum, siz babanla gidin; benim evde çok işim var. Başka zaman…

Baba oğul, dış kapıdan el ele çıkarken komşunun bakıcı kızı marketten bir sepetle geliyordu. Selamlaştılar. Emre, kapıyı eliyle tutarak kızın geçmesini sağladı. Kız geçip giderken ağzından hoş bir “mersi!” sözü çıktı. Baba oğul sokağa atladılar. Kağan, zıplaya zıplaya, babasının elinden kurtulmadan cıvıl cıvıl parkın yolunu tuttular. Parkta yürüyüş yapanlar, jimnastik aletlerinde çalışanlar, dinlenme banklarında oturan yaşlılar, çimenler üstünde yatıp yuvarlanan, takla atmaya çalışan çocuklar, az ileride çimenler üzerine çökerek aralarındaki derin mevzuları görüşen, tartışan yeni yetmeler, bu arada kedileri beslemekle meşgul hayvanseverler… Kimse, kimse ile ilgili değil; herkes kendi işini yapmak, eğlencesinin tadını çıkarmakla meşgul.

Kağan, babasının elinden kurtuldu. Koştura koştura bir gül fidanının başında durdu.

-Baba, şurası güzel, gel…

-Tamam, sen nasıl istersen? Şöyle dur, gül arkamızda kalmasın. Önce seni tek çekelim, sonra ikimiz birlikte çekiliriz.

-Olmaz, Ben tek çekilmek istemiyorum. Dedemle senin çekildiğin gibi olsun.

-Tamam, birisinden rica edelim.

Yanlarından geçmekte olan iki genç kızdan rica ettiler.

-Oğlumla ikimizin resmini çekebilir misiniz, rica etsem…

-Hay hay ağabey.

Oğlunun yanına geçti.

-Kağan, nasıl? Oldu mu? Böyle iyi mi?

Kağan, babasını biraz ittirdi, kendince babasına çeki düzen verdi, pozunu ayarladı.

-Tam dedem gibi, ben de şöyle…

Nihayet fotoğraf çekildi. Genç kıza teşekkür edildi. Emeline kavuşmuş olmanın sevinciyle babasının elinden tutmayı bırakan Kağan, hoplaya zıplaya, kimi yerde de seke seke, yere ağaçlardan düşmüş çam kozalaklarına şut çeke çeke parkın yaya yolunda koşturdu. Yorulunca,

-Baba, gidelim, dedi.

Dönüşte manava uğradılar, Kağan’ın sevdiği meyvelerden ve evden sipariş edilenlarden satın aldılar. Bir saat kadar sonra eve döndüler.

Apartman kapısından komşunun bakıcı kızı ile karşılaştılar. Kağan, kız ile olan tanışıklığı ve aralarında oluşan samimiyete dayanarak çocukça bir duyguyla:

-Biz babamla, dedeminki gibi resim çekildik, diye kaç gündür özlemini duyduğu ancak gerçekleştime fırsatını bugün bulabildikleri başarısını özetledi.

-Çok güzel… Gut, gut! diye cevap veren komşunun bakıcı kızı dışarı çıkarken içeri girdiler.

Kapı önündeki konuşmaları, Banu açık mutfak penceresinden duymuştu. Başını çıkarıp baktı. Bakıcının bakış ve davranışları hoşuna gitmedi ama beyinin hiç de o taraklarda bezi olmadığını gördü. Yine de kıskançlık mı yoksa başka bir duygu mu olduğunu anlayamadığı bir sıkıntı oturdu içine. Devam Edecek

- YeniSöke Gazetesi, Yaşar Çağbayır tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/7300308/yasar-cagbayir/teke-bicagi-namidiger-yatagan