TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Yaşar Çağbayır
Yaşar Çağbayır

Dünden  devam

Daha sağlıklı düşünür oldu. Kendilerine, “Sakın ha... Kimliğinizi açığa vuracak şeylerden kaçının.” tembihinde bulunan ilgili güvenlik amirinin bilgisi olmadan böyle bir şeyi nasıl yapabilirdi?

Bu hususta biraz daha bekleyip bir görüş almak niyetiyle tasarısından vaz geçti. Atölyeye indi, işçilerin ve ustaların çalışmalarına her zaman yaptığı gibi, şöyle bir nezaret ettikten sonra yürümek üzere caddeye, oradan da Atatürk Bulvarı’na çıktı. Dizleri uzun süre oturmaktan dolayı katılaşmış gibiydi. Yavaş adımlarla açılmalarını sağlamaya çalıştı. Bir müddet sonra adımları düzeldi, dizlerindeki tutukluk kayboldu. Rahatça dolaşmaya başladı. 

Hava sıcak görünmesine rağmen poyraz inceden inceden kendini hissettiriyor, burun ve kulakların uçlarını hafifçe ısırıyordu. Aldırış etmedi. Bu kadar soğuk insana bir şey yapmaz, diye düşündü. Aslında düşünme değil de geçmişten gelen bir alışkanlığımsı inanç vardı içinde. Bulvar boyundaki ağaçlara baktı. Yaprak çıkarmak, çiçek açmak için küçük küçük tomurcuğa davranmışlardı. Turunçlar ile iğne yapraklı ağaçların hiç de acelesi yok gibiydi uzaktan. Yanlarına varınca onların da başka başka hazırlıklar içinde olduğunu gördü. “Doğa canlanıyor!” diye geçirdi içinden. Arkasından kimseye değil de kendi kendine söylediği bu söz tuhafına gitti. Çünkü doğa zaten canlı idi. Cansız ne vardı ki şu yeryüzünde. Bizim cansız dediğimiz taşlar bile canlıydı. Ancak bitkiler, hayvanlar ve insanlar gibi hareketleri, yaşam belirtileri açıkça görülmediği için biz onları cansız varlıklar zümresine dâhil etmişiz. Beki böyle büyük parçalar, mümkün değil de bunların zerre ölçüsündeki miktarı, bir bitki, hayvan veya insanın bedeninde neler yaptığını düşünmek bile insanı şaşırtıyordu. “Evet, yine de tabiat canlanıyor.”

Arkadan bir yeni yetmenin kendisine seslendiğini neden sonra fark etti:

-Bey amca, bey amca... Bir dakika bakar mısın?

Geriye döndü. Sarışın bir oğlan çocuğu, dokuz on yaşlarında ya var ya yok, belki bir iki fazla.

-Buyur evladım...

-Senin adın ne amcacığım?

“Turan” diyecekken duraladı. “Doğan...”

Çocuk, geriye dönerek;

-“Değilmiş, Doğan’mış babanne!..

Doğan Bey’e tekrar dönerek:

-Özür dilerim, amca. Babaannem sizi birine benzetti de...

-Kime benzetti?

-Dedeme...

-Deden kim senin?

-Turan Karluk. Ayılar öldürmüş onu. Öyle diyor bizimkiler.

Bu arada çocuğun babaanne dediği kadın da yakına gelmiş, özür üstüne özür beyan ederek:

-Arkanızdan bizim rahmetliyi çaldırıyordunuz da... Boş bulundum. Torunu koşturttum size...

Devam edecek...

- YeniSöke Gazetesi, Yaşar Çağbayır tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/7398706/yasar-cagbayir/teke-bicagi-namidiger-yatagan