NÜKTEDAN : KUR’AN-IN Öğrenilmesinin Önemliliği

Nüktedan
Nüktedan

Sevgili dostlar, kutsal hayat kitabımız Kur’an, yaşam rehberimiz olması dolayısıyla onu iyi ve doğru öğrenmemiz gerekmektedir. Biliyorsunuz, Nebi-Resulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselama Kur’an kitap olarak inmiştir. Kitap olarak iniş şeklinde yazılımı daha önce ifade ettiğimiz gibi noktasız, harekesiz, ayetlere bölünmemiş ve ayetler içinde secaventlere ayrılmamış bir şekilde imiş. Şimdi, o metnin kopyaları bazı kütüphane ve müzelerde teşhir edilip bulunmaktadır. Meselâ, Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Sayın Tayyar Altıkulaç’ın araştırmalarında temin ettiği nüshaları elinde mevcut olup, basımını yaptırıp kitap haline getirdiği bilinmektedir. Hatta, Kudüs’te Hz. Ömer Cami’inin kubbesinde Kur’an-ın o ilk yazılı hâlinin işlenip nakşedildiği ifade ediliyor. Ancak, kitap olarak inen Kur’an-ın aslının, öğrenilmesine kolaylık olsun diye ifade ettiğimiz ameliye, Emevi Devleti 4. Halifesi Mervan bin Hakem tarafından, Genel Vali olarak tayin ettiği Yusuf-Essakafi talimatı ve komutası ile bir ekip tarafından yaptırıldığı biliniyor. Geçen hafta ifade etmiştik. Bu kişi bazı olumsuz icraatları ile beraber birçok sahabeyi katlettiğinden dolayı, Haccacı Zalim lâkabıyla  da meşhurdur. Neyse, işin o yönüne girmeyelim o ayrı bir konudur. Kur’an da bu düzenlemeden sonra, 7 tür kıraat şekli oluşmuş, biz Türkler Asım Kıraat şeklini benimsemişiz. Kur’an asıl metni ile nazil olduğunda/indiğinde Hz. Ebu Bekir ve Ömer anlıyor, Habeşli Bilâl, İranlı Selmanı Farisi, Süheyli Rumi ve Yemenli Üveys anlıyorlar. Kur’an’la hiçbir problemleri yok, ama Basralı Vail, Kûfeli Sail ve Şamlı Amr anlamıyorlar, onların ayrı kıraatları var! Bunları da geçelim. Kur’an-ın bir nüzul hali var, farklı zamanlarda bazı sure ve ayetler o olayların üzerine indi, onları o olaylarla ilgili rivayetleri bilmeden olmaz. Çünkü, Kur’an ancak o rivayetlerle anlaşılır. Bunlara takılan bir de tarihselciler var, Kur’an-ın bazı ayetleri o zamanın olaylarını çözümlemek için inmiş, ilerisi için onların bir hükmü harbiyesi kalmamış diyorlar. Evet, Kur’an-ı anlamak için bunları ve daha fazlasını bilmek zorundasınız diyenleri de unutmayalım. Ayrıca, Kur’an-ı ancak Kur’an’la anlayacaksınız ama, dünya tarihini ve bilimsel gelişmeleri de bilmeniz lâzım diyenleri de hesaba kattığımızda, işin zorluğu iyice tebarüz ediyor.                                   

Aziz dostlar, gelelim şimdi yazılan Kur’an mealleri ve Kur’an tefsirlerine. Evet, bu işin uzmanları bu perspektifin altında bir araya gelip bunları okumalı, düşünmeli ve aralarında halisane niyetlerle, samimi ve ciddi emeklerle konuya eğilmeliler. Konuyu Kur’an-ın aslına götürüp, Kur’an-ı aslından okuyup, anlayıp, öğrenme yoluna girilmelidir diye düşünüyorum ve doğrusunun böyle olduğuna inanıyorum. Çünkü, bir nokta olan ilim o kadar çok dağılıp çoğalmış ki, birbirini nakze-ede o bir takım çok önemli gerçekler, detaylar  içinde boğulup kalmış veya o teferruatlarla örtülmüştür. İşte Yapılacak olan onların örtülerini açmak, artık boğulmaktan kurtarmak gerekmektedir. Yoksa, insanlık âlemi bu gidişle öyle bir yöne doğru gidiyor ki, geçmişi aratabilir. Şimdi geçmişin o olayları zamanımıza masal, hurafe, efsane, kurgu bilim veya animasyon gibi geliyor ve bu zihniyetle çevrilen o tür filmlerle onların hayal âlemlerine girilerek vakitler geçiriliyor. Nefsin, frensiz arzu ve hevesleri dünyevileşmenin azgın hazzını psikolojinin trans seanslarıyla teskin etmeye çalışılıyor. Acaba bu avuntularla o insanlar kendilerini tatmin edebiliyorlar mı? Bunların bazıları laboratuvarlarda, radyasyon, ışık, enerji ve kaynağı meçhulden gelecek bir takım sinyallere ümit bağlamış ve duyularını fezaya indekslenmiş olarak bekliyorlar. Her şeye bir kanun koyan, her kanunu kendi mahallin de geçerli kılan ve o muhtevanın içinde onu işleten ve sabitleyeni hâlâ görmek istemiyorlar. Marsta portakal yetiştirmek, Jübiterde kahvaltı etmek ve Neptün de uyumak istiyorlar. Hem de, neden mümkün olmasın diyorlar. Olur, olur da; onların kanunu ve kuralıyla! Bir şeyden en iyi ve en doğru yararlanmak için önce onun özünü, aslını ve fıtratını bileceksin, orda sana yaşam hakkı varmı öğrenecek ve o hakla donanacak ve onun yörüngesine girip, onun kanunları çerçevesinde yaşayacaksın. Hani şimdi diyorlar ya, genetiğini bilmediğin bir şeyi hakkıyla tanımıyorsun. Gerçi,  tanımanda yetmez, onunla olabilmenin bazı özel şartları da var, onlarla da uyum sağlayacaksın.                                                            

Değerli dostlar, Kur’an-ın da kendine özel bir genetiği vardır, sabitliyeceğin, isnat edeceğin. Öyle dıştan destekler, yardımcı faktörler ve yabancı dedaktörleri ona giremezsin. Eğer böyle yaparsanız ancak işi bulandırır, ciddi meseleleri sulandırır ve alacakaranlık kuşağında şaşırır kalırsınız. Geceye mi giriyor, gündüze mi çıkıyor bilemezsiniz. Şimdi bu belirsizliğin kucağına düşmüşler var bir hayli de yekûn teşkil ediyorlar. Ama ne yazık ki, onlar hâlâ kendilerini ermişliğin şafağında sanıyor, doğacak mehdi, mesih ve mürşit güneşinde Cennetin aydınlığı hayaliyle yaşıyorlar.       İşin kolayına kaçan bu bedavacılar hayatta başarılı olamazlar, nitekim tarih buna şahittir, uzun bir süredir bizim ulemamız böyle bir süreçten geçiyor. Müslümanlar tarihte bir dönem başarılı olmuş, ama onların da bir zaman sonra önü kesilmiş, sonrada iş ekseninden kaymış. Bir zaman o kazanımları tüketmekle sürdürülen hayatta, tembelliğe post atılmış ve üzerinde hayallere ve ruyalara yatılmış. Bu hayat zahmetsiz, çilesiz ve eziyetsiz olduğu gibi, ianesi, ulufesi, ihsanı ve hediyesi bol da olunca, gel keyfim gel meşgalesi devam etmiş. Ama, artık bütün dünya şahittir ki yol bitti, yakıt ve katık tükendi son noktaya gelindi. Dinsiz tarih sorgulanır oldu, özünden uzak dindarlığın da, ruhu tatminsizliğe soktuğu görüldü. Şimdi, bir buluşma noktası olur mu? Bilemiyorum, bunu zaman gösterecek. Ama önce bu iki akım, ciddi olarak kendilerini bir sorgulamalılar. İnşallah kendileri fıtratlarına dönerler, kendilerini-kendilerin de görürler, görürler de yaradılışlarının anlam ve amaçlarını ön benliklerinde bulurlar ve o gerçeklerle paslaşırlar. Belki sonra da hakta ve hakikatte anlaşırlar. Olmazsa, Mahşer de kıyam ettiklerin de uyanırlar. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle.

LEBİD   

- YeniSöke Gazetesi, Nüktedan tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/9089045/nuktedan/nuktedan-kuran-in-ogrenilmesinin-onemliligi