TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Yaşar Çağbayır
Yaşar Çağbayır

Dün’den devam

En uygun biçim ve büyüklüğü bulduruncaya kadar uğraştı. En son yaptığı kama ele ve kola uygun düştü. Çeşitli kimselere vererek ağaç dallarını kestirdi. Dikenleri ve çalıları biçtirdi. Hemen hepsi de bunu beğendiler. Daha sonra çeliğini özel olarak Dımışk’tan getirtmeye başladı. Çünkü bu çeliklerin birinci suyu üretim aşamasında verilmişti. Bu su bildiğimiz, içtiğimiz su değil, çelik katmanları arasındaki çizgilerin yönüdür. Bu çizgiler yumurtayı, soğan katları gibi üst üste sararak meydana gelir; bu katların kalınlığı ne kadar az ise suyu da o kadar girişik olur. Bu yumurta akkor hâle getirilip dövüldükçe katlar birbiri içine girişir, daha sonra katlayıp tekrar dövülünce bir keçe gibi iç içe geçer ve kamanın yalımı enine veya boyuna kırılma çatlama yapmaz. Bu kırılma veya çatlamaya çeliğin atması denir. Bu atmayı engellemek için bir ikinci işlem daha var; o da kamanın sırtına geçirilen iki yana taşkın yumuşak demir. Yatağan baba bütün bunları ve kamanın boyunu, kavisin çalımını, sapının ele uygunluğunu, kullanırken elden kayıp çıkmaması için sapın gerisine eklediği kulakları uzun uzun denemelerle buldu.

Bütün bu bilgi ve hünerleri özenle yaptığı bir kamada ortaya koydu. Güzel bir kın yaptı. Üzerini süsledi. Kamanın üzerine diğer bıçaklara yazdığı gibi obaların kendisine verdiği “Yatağan Baba” unvanını damga olarak vurdu. Yani “Bu ürünü Yatağan Baba olarak ben yaptım, iyi veya kötü her türlü hüner ve sorumluluk bana aittir.” demek istedi.

Obaların yiğitleri bu kamadan edinmek için yarışa girdiler. Birbirlerine “Benim yatağanın var. Ben de alacağım. Filan yeni bir yatağan almış” gibi sözler yayıldıkça bu kamanın adı “yatağan” kaldı. Bu kamanın yapıldığı yere de Yatağan Karyesi adı verildi.

Sözün özeti Yatgağuñ Osman, obaların ağzında değişe değişe Yatağan Baba şeklinde hem bir köye, hem de bir silaha ad oldu.

Abdi Sultan Medresesi

BAYKARA ABDİ de kendi hedefine doğru yavaş yavaş ilerlemekteydi. Öğrenci sayıları arttıkça, yer ve yeni hoca talepleri gelmeye başlamıştı. Artık Yatağan adı verilen bu yerleşim biriminde iki mahalle oluşmuştu. Biri Yatağan Baba’nın çevresindeki iş yerlerine bağlı olarak ustaların evleri, diğeri de çayın öte yüzünde Sultan Baykara Abdi adına izafeten Sultan mahallesi. Çal, Küçük Çal, ve Akyarlar eteklerindeki obalar da yavaş yavaş buralardan göç ederek her iki mahalleden uygun buldukları yerlera ev kurdular. Yalnızca Baruthane’de çalışanların evleri orada kaldı.

Karaağaç ovası denilen yazıya sürekli göç geliyor, uygun yerlere yerleştiriliyordu.

Bu göçten Baykara Abdi Bey de nasibini aldı. Eşinin akrabaları olan obaları getirip Karaçay’a yerleştirmişti. Şimdi de onun komşusu olan obalar kendisinden yer istiyorlardı. Gelecek Hıdırellez’de göçlerini yükleyip geleceklermiş. Eşinin bağlı olduğu obalar Kınık olmasına rağmen bu istekte bulunanlar Kayı’dandı. Olsun Oğuz’un torunları değil mi? Onlara yer bulmak için bir gün atına bindi. Hem obalarını görmek hem de yeni geleceklere yer bulmak üzere Karaçay’a geldi. Yangın yerlerinin yeşermeye başladığını görünce sevindi. Yatağan Baba’nın dirayeti ile bu keferelere yaktıkları yerler yeşillendirilmişti. Kurtuluş bedellerini tamamlamalarına az kalmıştı. Başlangıçta her ne kadar sıkıntı çekmişlerse de şimdi bu bölgenin ve Türkmenlerin yaşayışına ayak uydurmuşlar, Türkçeyi de anlaşabilecekleri kadar öğrenmişlerdi. Hatta iş olmadığı zamanlarda Türkmen çobanlara arkadaşlık ediyorlardı. Şunu öğrendiler: Türkler verdikleri sözde dururlar, haksızlık etmezler; insanlar arasında ayrım gözetmezler.

Sultan Baykara Abdi, obaları dolaştı, hâl hatır sordu. Devam edecek...

- YeniSöke Gazetesi, Yaşar Çağbayır tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/9330319/yasar-cagbayir/teke-bicagi-namidiger-yatagan